Macaristan’ın Bugac bozkırında düzenlenen Turan Kurultayı, Türk dünyasının farklı kollarından gelen insanları ortak bir tarih bilinci etrafında buluşturan devasa bir kültürel şölen olarak tanımlanmaktadır. Etkinlik boyunca canlandırılan Hun, Avar ve eski Macar gelenekleri, katılımcıların geçmişle olan bağlarını müze tozundan arındırarak canlı bir kimlik arayışına dönüştürmektedir. Siyasi farklılıkların ve coğrafi mesafelerin ötesinde, bu buluşma halkların birbirini tanımasını sağlayan kültürel bir köprü görevi görmektedir. Yazar, siyasi birliğin zorluklarına rağmen soyun bir yazgı olduğu gerçeğine vurgu yaparak, toplumsal hafızanın korunmasının önemine dikkat çekmektedir. Sonuç olarak bu büyük organizasyon, Türk boylarının birbirlerini unutmadıklarını ve ortak bozkır ruhunu gelecek nesillere gururla taşıdıklarını tüm dünyaya ilan etmektedir.
Macaristan’ın Bugac bozkırında düzenlenen Kurultay – Boyların Buluşması, bir başka deyişle Turan Kurultayı, 14–16 Ağustos 2026 tarihlerinde gerçekleştirildi. Etkinlik, Türk kültür çevresine bağlı toplulukların büyük buluşmalarından biri olarak düzenleniyor. Yüzlerce atlı ve binlerce gelenek yaşatıcısının katıldığı bu büyük buluşmada Hun, Avar ve eski Macar kültürünün izleri yeniden canlandırıldı.
Budapeşte’den yaklaşık iki saatlik bir yolculuktan sonra Bugac’a yaklaşırken ilk dikkatimi çeken şey uzun araç kuyruğuydu. Normal şartlarda insanı bezdirecek böyle bir kuyruk, bu kez beni sevindirdi. Çünkü araçların içindeki insanların çok büyük bölümü Macarlardı. Türklüğün ve bozkır kültürünün başka bir kanadından geldiklerine inanan bu insanların kendi geçmişlerine böylesine güçlü biçimde sahip çıkmaları görülmeye değerdi.
Kurultay alanına vardığımızda görüntü daha da etkileyiciydi.
Eski Hun, Avar ve Macar savaşçı kıyafetlerini giymiş yüzlerce insan… Atlılar, okçular, savaşçılar, geleneksel giysiler içindeki kadınlar ve çocuklar… Çadırlar, sancaklar, atlar…
Bir an için çağ değişmiş gibiydi.
Karşımızda Atilla’nın büyük tasviri, hemen yakınında Macar tarihinin kurucu kişiliklerinden Árpád…
İnsanın içinde garip bir heyecan uyanıyor.
Tören alanına geçtiğimizde oturacak yer bulmak neredeyse olanaksızdı. Kalabalığın içinde yürürken yalnızca bir kültür şenliğinde olmadığımı düşündüm. Çünkü orada insanların tarihle kurdukları bağ, müzede sergilenen ölü bir geçmiş değildi. İnsanlar çocuklarını getirmiş, eski kıyafetlerini giymiş, atlarına binmiş, geçmişlerini bugünün içine taşımışlardı.
Bence Kurultay’ın asıl değeri de burada.
Türk dünyasının ihtiyacı yalnızca siyasal toplantılar, bildiriler ve devletler arası görüşmeler değildir. Halkların birbirlerini görmesine, birbirlerinin türkülerini duymasına, kıyafetlerini, yemeklerini, tarihlerini ve ortak bozkır kültürünü tanımasına da ihtiyaç vardır.
Kurultay alanında çeşitli ülkelerden gelen soydaşlarla, gönüldaşlarla ve yol arkadaşlarıyla karşılaştık. Kimiyle birkaç söz konuştuk, kimiyle hemen fotoğraf çektirdik. Diller farklıydı ama bazı duyguları anlatmak için uzun cümlelere gerek kalmıyordu.
İşte o an İsmail Gaspıralı’nın düşüncesini yeniden hatırladım:
“Dilde, fikirde, işte birlik.”

Bunun gerçekleşmesi kolay değildir. Türk dünyasının devletleri arasında siyasal çıkar ayrılıkları vardır. Mezhepler farklıdır. Tarihsel deneyimler farklıdır. Alfabelerimiz bile bütünüyle aynı değildir. Bunları yok sayarak romantik bir birlik düşüncesi kurmak gerçekçi olmaz.
Ama bütün bunların üzerinde başka bir gerçek vardır:
Kültürel akrabalık ve ortak tarih bilinci.
İnsan dinini değiştirebilir. Mezhebini değiştirebilir. Siyasal düşüncesini değiştirebilir. Hatta yaşadığı ülkeyi ve konuştuğu dili bile değiştirebilir.
Ama geçmişini değiştiremez.
Bu nedenle benim için inanç bir seçim olabilir; soy ise bir yazgıdır.
Kurultayda gördüğüm en önemli şey buydu.
Türklerin ve bozkır kültürünün farklı kollarından gelen insanların aynı alanda yan yana durabilmesi, ortak geçmişlerini hatırlaması ve birbirlerine yabancı olmadıklarını görmesi…
Bugün Türk dünyasının önünde çok büyük sorunlar var. Kültürel kopuşlar var. Dil uzaklaşmaları var. Jeopolitik çıkar çatışmaları var. Büyük güçlerin Türk dünyası üzerinde hesapları var.
Bir Kurultay elbette bunların hiçbirini tek başına çözemez.
Ama küçümsenmemesi gereken bir şeyi başarabilir:
İnsanlara birbirlerinin varlığını hatırlatabilir.
Bugac bozkırında gördüğüm binlerce insan bana bunu düşündürdü.
Bir millet yalnızca sınırlarla yaşamaz. Hafızasıyla yaşar. Dilinde, türküsünde, atında, destanında, kıyafetinde ve çocuklarına anlattığı geçmişinde yaşar.
Tarih boyunca dünyanın siyasal ve kültürel biçimlenmesinde büyük etkiler bırakmış Türk ve bozkır topluluklarının bugün yeniden birbirlerini tanımaları, birbirlerinin varlığından güç almaları gerekir.
Belki yarın büyük bir siyasal birlik kurulmayacak.
Belki bütün Türk dünyası aynı düşüncede hiçbir zaman birleşmeyecek.
Zaten buna gerek de yok.
Önemli olan birbirimizi unutmamaktır.
Bugac’ta yükselen sancakların altında benim gördüğüm şey buydu:
Biz hâlâ buradayız.
Birbirimizi hâlâ tanıyoruz.
Ve birbirimizi yeniden hatırlıyoruz.
Kurultayın Türk dünyasına verebileceği en büyük güç de belki budur.
Atsız Burucu (Mehmet Hoca), Budapeşte – 16.08.2026











