1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Erol Sunat
  4. “BÖLEMEDİM FELEK İLE KOZUMU”

“BÖLEMEDİM FELEK İLE KOZUMU”

featured

Metinler, Türk kültüründe ve halk edebiyatında derin bir yer edinen “felek” kavramını insanın hayat boyu süren talihsizlikleri ve kaderle olan bitmek bilmez hesaplaşması üzerinden ele almaktadır. Yazıda felek, insanın başına gelen tüm olumsuzlukların kaynağı, merhametsiz ve taraflı bir güç olarak nitelendirilerek, kişiyi yurdundan eden veya mutluluğunu engelleyen somut bir düşman gibi tasvir edilmektedir. Özellikle “kozunu paylaşamamak” deyimi üzerinden, bireyin yaşamın zorluklarına karşı verdiği mücadelenin sonuçsuz kalması ve feleğin insana karşı duyduğu o meşhur kayıtsızlık vurgulanmaktadır. Kaynaklarda, halk ozanlarının türkülerinden ve Karacaoğlan gibi isimlerin dizelerinden beslenilerek, feleğin yoksulu sevmeyen, vurdumduymaz ve adaletsiz yapısı duygusal bir dille anlatılmaktadır. Sonuç olarak bu içerik, insanın dünya üzerindeki çaresizliğini ve kaderin değişmezliğine karşı duyduğu sitem dolu başkaldırıyı lirik bir üslupla özetlemektedir.

Var mı felek ile kozunu bölen?

Felek kozunu bölüşmeye kalkanın yüzünü güldürmüyor.

Bu konuda dertli olanlara bakılırsa, öyle de güldürmüyor, böyle de…

Felek denenin bir kastı bir garezi var bize…

Olan bitene bakarsanız sanki az biraz öyle…

Felek insanları yerinden yurdundan da edebiliyor.

Dahası başımıza ne kadar olumsuz şey gelmişse hepsini feleğin üzerine yıkıp geçmişiz.

Kader dememişiz…

Talihim ters gitti lafı da ağzımızdan çıkmamış.

Şansım buraya kadarmış demekten de imtina etmişiz.

Felek demişiz, bize bunları eden sensin.

Bizi el görensin…

Taraf tutansın…

Yel olup bizi önüne katansın…

Sel olup en ücra en sapa yerlere savurup atansın…

Ne mi diyelim?

Sende utan felek kader de utansın… 

*****

Felek hiç mi sevmez garibi, hiç mi sevmez fakiri fukarayı, yoksulu?

Sevse bir başka olmaz mıydı yalan dünyanın hali?

Ben küskünüm feleğe demişiz, dönüp bakmamış bile. 

Felek ile kozunu bölen ya da bölebilen olsaydı, Aşık, en içli mısralarını felek için söylemezdi.

Saz ağıt yakar gibi nağmelerini bir uçtan bir uca aktarmazdı.

Felekle aramızda öyle garip bir iletişimsizlik var ki, farkında olmamayı yeğliyor. 

Felek bir görünmez…

Felek bir bilinmez…

Felek bir umursamaz…

Felek bir vurdumduymaz…

Atsan atılmaz, satsan satılmaz, konuşulmaz, dert dökülmez, sırdaş olunmaz

Ne sevdiği belli ne sevmediği denilen cümle, felek için tam da biçilmiş kaftan…

*****

“Bölemedim felek ile kozumu”, ifadesi, kaderle veya hayatla olan hesabı, rekabeti ya da kavgalı durumu bir türlü sonuca ulaştıramadım, hesaplaşamadım ve galip gelemedim anlamında.

Yozgat yöremize ait olan bu içli uzun hava şöyle başlar;

Bölemedim felek ile kozumu / Güldürmedi şu cihanda yüzümü / Düşman süre süre gelir izimi / Kalk gidelim sevdiğim bu el bize yaramaz…”

Sonra devam eder gider o içli satırlar…

“Felek merhametsiz taştan yürekli / Gönlümüz efkârlı gamlı meraklı…”

“Daha ne gelecek garip başıma / Felek zehir kattı tatlı aşıma…”

Felekle olan hesabını kapatan var mı acaba? Ya da feleğe galebe çaldım diyen?

Kim mi bu felek?

Bizim edebiyatımızda insana kötü davranan şans ve talih olarak anlatılır.

Felek her ne kadar gökyüzü demek de olsa, kötü ve insanı zora düşüren bir kavram olarak dile getirilir. Felek bir anlamda dünya, bir anlamda kaderdir. Yıldızlarla alakalı olarak anlatılagelmiştir.

Felekle yıldızımızın barışmaması gibi benzetmelerde böyle yaklaşımların bir tezahürüdür.

*****

Nasıl anlatsak bilemiyoruz amma, adı felek olan, felek gibi yaman mı yaman, uğraşması zor, bize bir türlü dost olabileceğine inanmadığımız, sürekli soğuk duran, uzak duran bir derdimiz var.

Onunla bölemedik kozumuzu…

Bize göre, sırtını bize dönen o…

Selam versek almayan o…

Laf atsak başını öbür tarafa çeviren yine o…

Keşke felek dostumuz olabilseydi.

Dostluktan yana tek bir adım atmadı.

Mecbur kalmadıkça yanımızda gözükmedi bile…

Olmayınca olmuyor…

Zorla güzellik olmaz demiş atalar. Felek yanımıza gelmeye kalksa bin kere gelirdi. Ne zaman çıktı geldi ki?

Felek tarafından ıskalandığımıza…Pas geçildiğimize…Es geçildiğimize neredeyse eminiz…

Felek düşman mısın eli sopalı demişiz…

Değilim de dememiş, düşman değiliz hiç dememiş.

Pes be felek…ha bir defa da dön bizden tarafa bak, sevmiyormuşsun yine sevme…

Felek sen deli misin divane misin demişiz…

Aldırmamış bile…Duymazdan gelmiş…Görmezden gelmiş…Seni muhatap almıyorum, muhatap olarak görmüyorum havalarına bürünmüş.

Böyle bir felek sevilebilir mi?

*****

Ah felek zalim felek diye yeri göğü inleten kim?

Bizden başkası değil…

Zalim demişiz, zulmetme bu kadar demişiz, unuttun beni zalim demişiz, iyi demişiz, kötü demişiz, sen istesen de zalim olamazsın demişiz…

Dağlar taşlar, uçan kuşlar, esen yeller duymuş, felekte ses yok…

Laf taşlarını savurtmuşuz, sazdan, sözden, meydandan…

Attığımız taşlar, dönüp gelmiş bizi vurmuş nedense.

Felekle derdimiz çok

Bitesi yok…Eksilesi yok…Asgari müştereği yok…Artısı yok eksisi yok…Noktası yok virgülü yok…Eğrisi yok doğrusu yok…Bu işin bir ortası yok…

Bilmem bu feleğin bende nesi var diyen Aşık, öyle vurmuş ki sazın teline…

Felek diyor, gelme bana…

Var kime ne verdin, ondan iste…Bana verdiğin tek bir şey söyle…Şunu da ben verdim sana de…

Şu da benden, felekten olsun dedim de…

Ne verdin ki ne istersin felek? Urba mı giydirdin? Davul mu çaldırdın? Kavun mu yedirdin?

Han hamam, yalı, konak, saraydan geçtim nohut oda, bakla sofa bir ev mi verdin?

Ne istersin benim garip hanemden…

Neden aklına estikçe çalar durursun kapımı?

*****

Ben bölemedim felek ile kozumu, yoksa felek mi bölemedi benim ile kozunu.

Aramızda bilinmeyen, kapanmayan bir hesap da yok.

Arada laf atmışlığımız var, sataştığımız mevzular var, nihayetinde hepsi o…

O kadar da olmazsa, hayatın tadı tuzu olur mu?

Felek, adam seçmez derler ya…

Bal gibide seçer…

Adam ayırır…

Bazısını bile isteye kayırır…

Bizim çıkacağımız yokuş tükenmez, feleğin koluna girdiği düz yolları beğenmez…

Dur artık, vurma felek…

Tuzak kurup durma felek…

Ne gördün benden bugüne dek…

Ne senin benimle derdin? Hiç bitmeyecek mi?

Felek ele dokunsa el ihya olur.

Felek bize dokunsa, feriştahımız şaşar, dengeler kaybolur, duvarlara çarpar kalırız, ya da yere çakılmış halimizi gelen geçen seyreder de ver elini diyende olmaz, sesimizi bir duyanda.

*****

Neden mi böyle karamsar olduk?

Felekle köşe kapmaca oynamaktan…

Ara ara acaba bizi felek seviyor mu diye düşünmekten de kendimizi alamıyoruz.

Hem sevmiyor hem de yakamızı bırakmıyor.

Bilemedik ki bizden ne istiyor?

Değişik bir sevme biçimi…

Olmaz olsun böyle sevgi diyen yok mu?

Olmaz olur mu?

Felekten sevgi görmemişiz…İlgi alaka görmemişiz…Güzel tek bir cümle etmemiş yüzümüze…

Günaydın dememiş…Nasılsın dememiş…Kolay gelsin dememiş…

Yürümüş geçmiş gitmiş yanımızdan…

Ya da usulen bir el sallamış, belli belirsiz bir selam demiş…

Duyulmakla duyulmamak arasında bir ses tonuyla…

Sevgi de bu…

İlgi de…

Felek kimine göre Deli Dumrul’a benzer.

Yol keser…

Dur der…Dön geri der…İtiraz edeni köprüden fırlatır atar mı aşağı? 

*****

Felek kimden yana?

Kimin yanında?

Kiminle dost, kime arkadaş?

Varsa bilen söz onun, meydan onun…

Felek düşmanımız değil diye biliyoruz…

Nazımız geçsin istemiyor muyuz?

Herhalde…

Çok iyi işlemese de aramızda onca yılın hukuku var.

Bize verdiklerini vermekten saymazsa, feleğin bize layık gördüğü devede kulak.

Galiba en güzeli Karacaoğlan’a kulak vermek…

Diyor ki;

“Şu yalan dünyaya geldim geleli / Tas tas içtim ağuları sağ iken / Kahpe felek vermez benim muradım / Viran oldum mor sümbüllü bağ iken…”

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Haberiniz ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!