Bir kasabada İstenmeyen olarak dışlanan ve geçmişi yüzünden hor görülen yetenekli bir adam, dayısının şehre gelip büyük bir miras bırakmasıyla bir anda bölgenin en zengin ve güçlü isimlerinden biri hâline gelir. Başta ona düşmanlık besleyen yerel halk ve şehir beyi, onun giderek artan nüfuzu karşısında tavır değiştirerek ona saygı duymak zorunda kalır. Zamanla ortaya çıkan sırçalar, aslında İstenmeyen’in şehri yöneten Bey’in gizli oğlu olduğunu ve başkentteki Sultan ile bağlantılı derin bir planın parçası olduğunu gözler önüne serer. Baba ve oğul bu süreçten sonra güçlerini birleştirerek şehirdeki isyancıları ve fesat çıkaran odakları tamamen temizlerler. Sonunda kasaba huzura kavuşurken, bu hikâye geçmişteki ön yargıların ve menfaatçi ilişkilerin ne kadar çabuk değişebileceğini gözler önüne seren ibretlik bir masal olarak son bulur.
Uzun uzun zaman önce memleketin birinin bir şehrinde yoksulluğun neredeyse en dibinde bir adam yaşarmış. Ahali ona “İstenmeyen” demiş. Bazıları “Sen istenmeyensin” diyormuş; “Ne işin var bu şehirde, çek git! Boşuna ayak direme.” Becerikli de olsa kapısını kimse çalmaz, kimse iş vermez, aç mısın tok musun diye sormazmış. “Bunun anasından babasından çok çekti bu mahalle, onların oğlundan da kimseye bir fayda gelmez; ölürse ölür, kalırsa kalır, kendi bilir” derler, İstenmeyen’e selam dahi vermezlermiş. “Ben kime ne ettim?” dese de onunla konuşan da onu dinleyen de olmazmış. Neden şehirde kaldığına, bu anlamsız ısrarı neden sürdürdüğüne bir anlam veren de yokmuş. İstenmeyen neye tutunmak istese tutunduğu dallar elinde kalıyormuş. Ona kimi acıyor, kimi kızıyor; kimi “Baktın olmuyor bırakacaksın, git şehrin dışına belki bahtın açılır, şansın döner” diye söylüyor, ancak İstenmeyen cevap vermeden yoluna devam ediyormuş. Ona iş veren de yokmuş; iş aradığında ise “İş var, sana yok” diyormuşlar. İstenmeyen olmak o denli ağırlaşmış ki İstenmeyen varmış Bey’in huzuruna. “Bey’im” demiş, “Ben kötü anılan ancak şu an hayatta olmayan bir ana babaya sahibim. Yıllar sonra şehrime geldim. Babadan kalma eve yerleştim. Dükkân açtım, tek bir müşteri gelmedi, battım. Birkaç işe girdim, ‘Sen demek falanın oğlusun ha!’ deyip beni kapının önüne koydular. Üç gündür açım. Ne bir akçem var ne de yiyecek bir kuru ekmeğim. Kapına geldim Bey’im.” Bey, “Sen” demiş, “Ukala, lafının nereye varacağını bilmeyen, asi, geçimsiz bir babanın; kavgacı, iftiracı, yalancı, geçimsiz bir ananın oğlusun. Sen o ana babadan beş betersin! Sana verecek ne işimiz ne ekmeğimiz var. Sana yapacağım tek iyilik; bugün şehre gelecek bir kervan var, onlarla konuşurum. Belinde kılıcın olduğuna göre kervan muhafızlığı yapabilirsin.” İstenmeyen, “Son sözün bu mu Bey’im?” demiş. Bey, “Sözüm de bu, sana yapacağım iyilik de! Bey kapısından boş dönülmez denmiş, katıl o kervana, bir daha da bu şehre geri dönme!”
İstenmeyen atmış kendini Bey konağından dışarı. Sokakta yürürken birden başı dönmüş, bir kapının önünde yığılmış kalmış. Gözlerini açtığında başında yaşlı bir kadın ve bir kız varmış. Yaşlı kadın, “İstenmeyen” demiş, “Kaç gündür açsın?” “Üç” demiş İstenmeyen. Önüne ne getirdilerse silmiş süpürmüş. “Ana” demiş, “Bey beni şehirden gönderiyor, bu iyiliğinin karşılığını kim bilir ne zaman öderim. Hakkını helal et.” Yaşlı kadın, “Sen” demiş, “Ne o anaya ne o babaya benzersin. Bana ve torunuma borcun yoktur.” İstenmeyen yaşlı kadının elini öpmüş, kıza da teşekkür etmiş; şehre gelen kervanın olduğu yere doğru yürümeye başlamış. Bey’in adamları kesmişler yolunu. “Bey’imiz fikrini değiştirdi” demişler, “Sana bu şehirden çıkış yok!” Sokak kılıç şakırtılarıyla ayağa kalkmış; İstenmeyen, kendinden çok fazla kişiyle çarpışıyormuş. O sokaktan kimse yardıma koşmamış. Yarım saat kadar sonra İstenmeyen dışında ayakta kimse kalmamış. Sokaktan birkaç kişi koşarak Bey’e varmışlar. “Bey’im” demişler, “İstenmeyen onu durdurmak isteyenlerin hepsini etkisiz hale getirdi. Bugüne kadar böyle kılıç kullanan birini görmedik!” Bey, “İstenmeyen’e dokunmayın” demiş. Aşhanenin önünden geçerken aşhane aşçısı, “İstenmeyen” demiş, “Bey’imiz az önce haber gönderdi, ‘Ne yer ne içerse hesabı benden’ dedi. Açsan buyur” diye kapıya çıkmış. Aşhane sahibi, “Bey’e dua etsin” demiş, “Açlıktan nefesi kokuyordu sefilin!” deyince İstenmeyen geri dönmüş, aşhane sahibini yerden yere çarpmış; yetmemiş, aşhanenin duvarına fırlatmış. Aşçı, “Etme yiğidim, yapma yiğidim!” diyerek elinden zor almış. Yaşananlar şehirde dalga dalga yayılmış. Ahalinin önde gidenleri, “Galiba fazla ileri gittik” demişler; İstenmeyen evine varmadan kapısının önüne yiyecek, içecek bir şeyler bırakmışlar. Yaşlı bir adam, “Korku” demiş, “Dağları sardı. Baktılar ki işler sarpa sarıyor, sıra kendilerine geldi gelecek; akılları başlarına yeni geldi.” Ahali, İstenmeyen’le uğraşmayı bıçakla keser gibi kesmiş. Bey, “Bu” demiş, “Akıllı biri değil. Bey konağını basmaya kalkar” diye tedbirleri katbe kat artırmış. Yaşlı kadın akşam vakti çalmış kapısını. “İşte” demiş, “Olması gereken İstenmeyen böyle olurdu. Şehir senin aleyhinde konuşmama kararı aldı. Benden sana öğüt: Bey falan seni çağırırsa bil ki tuzağın esaslısıyla karşı karşıyasın.” İstenmeyen, “Sağ olasın anam” demiş, “Bu şehirde beni senden başka seven de yok, arkalayanda.”
Ertesi gün İstenmeyen dışarı çıkmış, sokağın başından ona doğru gelen orta yaşlı bir adam, “Dur bakalım” demiş, “İstenmeyen dedikleri sen misin?” Sokaktan geçenler, “Bu şehirde bundan başka İstenmeyen yok” demişler. Adam İstenmeyen’i çekmiş bir kenara: “Duydum ki” demiş, “Bey seni bu şehirden göndermeye kalkmış, kalktığına pişman etmişsin. Ben de seni bulmak için geldim lakin alıp götürmeye değil. Ben senin hiç görmediğin, belki de hiç duymadığın rahmetli ananın küçük kardeşiyim; senin dayınım. Ya da sen öyle say. Ana tarafından sana yüklü bir miras kaldı. Hiçbir yere gitmiyorsun! Bey konağıyla aynı sokakta gösterişli bir konak var, o konak bundan böyle senin. İstenmeyen olsan da şehrin en zenginlerinden birisin artık.” İstenmeyen, “Dur” demiş, “Dayı ağam! Ben bugüne kadar kılıcından başka dostu, altını, akçesi olmayan biriyim. Bu şehirde talihim yaver gitmedi.” Dayı, “Şu andan itibaren talihin döndü” demiş, “Senin nasıl kılıç kullandığını, neler yaptığını biliriz. Bak ne yapacağız.” Dayı, İstenmeyen’i almış yanına, “Gel benimle” demiş; İstenmeyen’in açlıktan bayıldığı o kapının önüne gelmişler. Dayı çalmış kapıyı. Yaşlı kadın, “Evladım” demiş, “Kardeşimin can dostu, safa geldin, hoş geldin!” Dayı, “Anam” demiş, “İstenmeyen’i biliyorsun. Yalnız senin bilmediğin; İstenmeyen benim yeğenim olur. Onun da hiç bilmediği, ona hiç anlatılmayan kız kardeşimin oğlu.” Yaşlı kadın, “İstenmeyen bu şehirden gidici oğul” demiş, “Kalırsa Bey’le başı belaya girer. Çulsuz, yoksul, belinde kılıcından başka bir şeyi yok. Yarın birilerine çatar, zindana düşer. Akıbeti ya sürgün ya da ölümle yüzleşmek.” Dayı, “Senin evin yanı başındaki büyük konak bundan böyle İstenmeyen’in! Onu senin torununla evereceğim. Hepiniz o konağa yerleşeceksiniz. İstenmeyen şehrin en istenen, en aranan, en söz sahibi adamı olacak; Bey dahi ondan ürkecek. Siz hepiniz konağa geçin” demiş, “Ben şu Bey’le bir görüşeyim.”

Dayı varmış Bey’in yanına; “Bey’im” demiş, “Ben İstenmeyen’in dayısı olurum. Ona ana tarafından büyük bir miras kaldı. Ben de geldim, yeğenime bir hediye olsun diyerek sizin Bey konağının sokağındaki o büyük konağı aldım.” Bey, “Dur bakalım” demiş, “İlginç bir zamanlamayla birdenbire ortaya çıkıyorsun, her şeyi altüst ediyorsun. De bakalım kimsin sen? İstenmeyen kim? Böyle kılıç kullanmayı kimden öğrendi? Ben İstenmeyen’in anasını da babasını da bilirim, İstenmeyen’in nasıl doğduğunu da… Anasının bir erkek kardeşi olduğunu da sanmıyorum.” Dayı, “Hayırdır Bey?” demiş, “Anasını bu kadar iyi tanıdığın bir çocuğu neden istemediğin, neden o çocuğa ‘İstenmeyen’ adının verildiğinin ardında yine belli ki sen varsın. Bu mesele büyürse sen bu meselenin altında kalırsın. İşe Payitaht karışır, Sultan karışır, ortalık karışır! Elin ayağın, dilin dolaşır. En iyisi mi ‘İstenmeyen’i affettim’ de, büyüklük sende kalsın. Yarın düğünümüz var, gel de İstenmeyen’in şahidi ol.” Bey, “Bakıyorum” demiş, “Hiçbir fırsatı kaçırmıyorsun. Belki de bunların hepsi senin tertip ettiğin bir oyun. Derdin ne? Benim Beyliğimi elimden almak mı?” Dayı, “Aman” demiş, “Beyliğin de şehrin de senin olsun; İstenmeyen’e dokunma bana yeter.” Bey, aynı gün İstenmeyen’i göndermekten vazgeçtiğini açıklamış; ertesi gün de gelmiş, İstenmeyen’in nikâh şahidi olmuş. Ahali, “Biz bu işten bir şey anlamadık” diye konuşurlarken İstenmeyen, kendine bir tas çorba vermeyen aşhaneyi satın almış, aşçıbaşını aşhanenin başına geçirmiş. “Seni bu bedestende istemiyoruz” diyen Bedesten Ağasına inat üç büyük dükkân bir de kervan satın almış. Ahali ve şehir birden taraf değiştirmiş. “İstenmeyen” demişler, “Biz sana çok ettik. Lakin sen aşhanende fakir fukaraya aş verirsin, dükkânlarında ahalinin yoksulunu gözetirsin. Biz seni nasıl anlayamadık, nasıl bilemedik?” demeye başlamışlar. Bey’in adamları, “Bey’im” demişler, “Rüzgâr tersine döndü. İstenmeyen’in dayısı onu şehrin en zengini yaptı, çekti gitti. Yarın bunun gözü senin makamında olabilir. Çok güçlendi. Ahali onu aşağıladıkça o bilendi. Ona bir tas çorba veren yaşlı kadının torunuyla evlendi. Anası ve babasına zerre kadar benzemez. Zaten onlar yaşlarındayken akrabaları alıp Payitahta gittiydi. Ondan sonraki senelerini bilen yok. Yalnız kılıcını oldukça ustalıkla kullandığını sorduk, öğrendik.” Bey, “Bu iş başka” demiş, “Bu iş Beylik falan değil; birileri oldukça derinlere inmiş.”
Aradan bir seneden fazla geçmiş. İstenmeyen’in bir oğlu olmuş. Onu bir zamanlar “İstenmeyen” ilan eden şehir, oğluna hediyeler yağdırmış. Bey, kafasındaki sorulara cevap bulabilmek için gittiği Payitahtta İstenmeyen’in dayısına rastlamış. “Dayı” demiş, “Ne yaptın sen, başıma öyle bir bela açtın ki senden ve ondan kurtulmak için Sultana gidiyorum!” Dayı, “Sultan” demiş, “Gerçeği biliyor. İstenmeyen, Sultanı birkaç kez ölümcül badirelerden kurtardı. Bu şehirde bir Bey kızını istedi. Bey kızını bir başkasıyla everince Sultandan izin isteyip baba ocağına döndü. Baba ocağı da onu ‘İstenmeyen’ ilan etti. Sen de göz yumdun, İstenmeyen’i öldürtmeye kalktın.” Bey, “Oralara girme” demiş, “Ben onu o şehirden göndermekle korumayı düşündüm. Sen geldin, hedef tahtasına koydun.” Dayı, “Bey” demiş, “Sultanın sarayı karşıda, var git anlat haydi! İstenmeyen’in gözü senin makamında değil. İstese Sultan tereddüt dahi etmez, ‘Bey sensin’ derdi.” Bey, “İyi de” demiş, “Mesele ne?” “Mesele sensin! Ne karıştırıyorsun Bey? Komşu diyarın Sultanına ulak göndermişsin, Sultandan da sana gelmiş. Sınır yakın, şehir zengin; aklından ne geçer? Şehri teslim etmek mi? Bir de kendi ayağınla çıktın geldin Payitahta.” Bey yürümüş gitmiş saraya doğru. Sultanın huzuruna çıktığında, “Mesele halloldu Sultanım” demiş. Sultan, “Bey” demiş, “Beni büyük bir baş belasından kurtardın.” Konuşma nihayete erdiğinde Sultanın huzuruna Dayı girmiş. “Sultan gel bakalım Dayı” demiş, “Seni severim lakin Bey’i daha da fazla. Sen sınır boylarında memleketimi savunurken Bey, doğumda ölen anasını hiç bilmeyen öz evladını şehrin en sevilmeyen ancak oğlunu çok seven insanlara bıraktı. Kadın, Bey’in ablasıydı. Onlar o çocuğa on yaşına kadar baktılar. Çocuğu ben yanıma aldım. Beni yetiştiren hocaların elinde öyle bir yetişti ki beş sene onsuz hiçbir yere gitmedim. Sonra da ona her şeyi anlatıp onu o şehre gönderdim. Sonra Bey’i çağırıp ‘Yıllardır görmediğin oğlun şehirde’ dedim. Bey bağrına taş bastı, evladını ‘İstenmeyen’ ilan etti. Sen meseleyi duyunca dayanamadın, vardın o şehre. Anlayacağın, Bey nasıl davranması gerekiyorsa öyle davrandı. Şehir çok karışık, menfaati neredeyse oraya dönme eğilimli. Baba oğul karışık şehirdeki fitneyi çözdüler. Senin de bilmeden bayağı bir katkın oldu.”
Anlatırlar ki Bey şehrine döndüğünde; şehri karıştıran, ahaliyi kendine boğazına kadar borçlu eden ne kadar kara diken, ne kadar kara çalı ve zehirli sarmaşık varsa hepsini bir gecede şehirden sökmüş atmış. Yanında, karanlıkların içinde kimsenin bilmediği, adı İstenmeyen’e çıkan oğlu da varmış. Şehir biraz çalkalanmış, deniz misali biraz dalgalanmış, sonra derin bir sessizliğe bürünmüş. Fırtınadan önceki sessizlik derler ya, ona benzer bir hâlmiş. Şehirde bir hayli derinlere gizlenen asiler bir gece basmışlar Bey konağını. Karşılarında bir anda İstenmeyen’i bulmuşlar. İsyancılar, onları destekleyenler, uzantıları kim varsa şehir öyle bir temizlenmiş ki herkes gölgesinden korkmaya başlamış. Bir sene sonra ise şehir sakin ve huzurun adresi bir hâle gelmiş. Bey ve İstenmeyen kimsenin olmadığı yerlerde görüşmeye devam etmişler. Bu görüşmelere Dayı da ara ara katılmış.
Şehir şehire, İstenmeyen istenmeyene, Bey Bey’e, Dayı dayıya, Sultan Sultan’a, Yaşlı kadın Yaşlı kadına, Kız torun kız toruna, han hana, hancı hancıya, aşhane aşhaneye, aşçıbaşı aşçıbaşına, Bedesten Ağası Bedesten Ağasına, kervan kervana, konak konağa, ahali ahaliye benzer.
Bir kıssadır anlatılan; her kıssadan bir hisse alına denmiştir. Bu hikâyede anlatılanlarla bir benzerlik var ise tamamen tesadüften ibarettir. Ne kimse gönül koya ne de alınganlık göstere…
Sürçülisan eylediysek affola…
Bir dahaki sefere daha güzel bir hikâye anlatırız inşallah…











