Köşe yazısı, 2026 yılının Eylül ayını popüler bir dizideki sorumluluktan kaçan Behlül karakterine benzeterek ele almaktadır. Bu ay boyunca insanların çağrılarına kulak tıkayan ve sürekli ortadan kaybolan bu dönem, toplumda büyük bir gizem yaratmıştır. Çözülmesi zor bir bulmaca gibi geçen bu zaman zarfında, halkın sorunlarla baş başa kaldığı ve derin mağduriyetler yaşadığı vurgulanmaktadır. Yoğun ve çalkantılı olaylarla hafızalara kazınan ay, adeta “Eylül kaçar” diyerek sahneden çekilmiştir. Sonuç olarak, geride cevaplanamamış birçok soru ve hüzünlü anlar bırakarak Ekim ayına devredilmiştir.
Aşk-ı Memnu dizisinin en önemli karakterlerinden biri olan Behlül için yazılan rol; hayatı ciddiye almayan, sorumluluk almaktan kaçan, kararsız bir profildi.
İş ciddiye bindiğinde ise geri çekilen bir ruh halini anlatıyordu.
“Behlül kaçar” deyip işin içinden her defasında sıyrıldığını düşünmesi diziye damgasını vurmuştu.
Eylül kaçarcasına öyle bir gidiyor ki, gidiş o gidiş mi dersiniz, yoksa kaçış o kaçış mı?
Behlül’e benzer bir kaçış…
2026 yılının Eylül ayı Aşk-ı Memnu dizisinin Behlül’ünü çağrıştırdı…
Behlül kaçar da Eylül kaçmaz mı?
Eylül de kaçar…
Kimden?
Senden, benden, ondan, ötekinden, berikinden…
Netice de Eylül kaça kaça tamamladı otuz günü.
Yağmurdan kaçtı, doluya yakalanmadı… Ya da öyle sandı…
Kimselere görünmedi… Ya da onu görmeyen kalmadı…
Her neyse…
Selam verenleri görmezden geldi…
“Gemisini yürüten kaptan” dedi ara ara…
“Dur Eylül” dediler… “Dinle Eylül” dediler… “Yapma, etme Eylül” dediler…
Her defasında görünmez oldu… Bilinmez oldu… Adeta kayboldu… Kim arasa kaçtı Eylül…
“Biz bu Eylül’ü tanıyamaz olduk” diyenler oldu. Eylül kimselerle muhatap olmamak için resmen saklandı.
***
Neler olmadı neler?
Maydanozlu köfteler…
Suya sabuna dokunmadı 2026 yılının Eylül’ü…
Ne gördü… Ne duydu…
Aheste çek kürekleri mehtap uyanmasın babından “bana dokunmayan yılan bin yaşasın” diyenlerin arasına karıştı.
“Ay beyaz, deniz mavi, hadi gel gari” diyenler oldu…
Eylül eğdi başını, kalktı ayağa, yürüdü gitti…
Ha Behlül, ha Eylül…
Kaça kaça geldi 30 Eylül’e…
Var mı Eylül’ü gören?
Eylül “geldim” dedi otuz gün önce, bugün de “Eylül kaçar” diyerek gözden kayboldu…
Bu otuz gün zarfında Eylül’ü göreniniz oldu mu sahi?
Kimi “tesadüf etmedim” dedi…
Kimi “sokaktan geçtiğini görenler var” dedi…
Kimi “mahalleye gece uğramış birkaç sefer” diyenler var dedi…
Kimi “gördüm amma, belki de ona benzetmiş olabilirim” diye bir şeyler söyledi…
Velhasıl, “sırra kadem bastı galiba” diyenler dahi oldu.
***
Eylül döndü o eski diziye…
Behlül kaçtı, Eylül kaçtı…
2026 yılının Eylül’ü de, “Eylül kaçar” dedi, indi sahneden…
Ne kaldı geriye?
Cevabı alınamayan… Eskilerin tabiriyle muallakta kalan birçok sorunun gözü Eylül’ü aradı… Lakin bulamadı.
Eylül rüzgâr gibi geldi geçti…
Asgari müşterekte dahi buluşamadık…
Oturup konuşamadık…
Uzaklardan el salladı hep…
“Geliyorum” dedi, gelmedi…
Saat verdi, bekleyen ağaç oldu; bekleyenler fazladan birkaç saat fazla beklediler, her defasında ekildiler.
Eylül böyle yapmazdı…
Çalım atmazdı…
Sözünde dururdu…
Dedilerse de kendini güncelleyen bir Eylül çıktı karşımıza…
Görünmez olan… Bilinmez olan… Sır küpü bir şey…
***

Eylül bulmaca gibi bir ay…
Kolay bir bulmaca değil. Çok düşünmek gerekiyor üstüne…
“Çözün beni” der gibi bir bulmaca koydu önümüze…
“Çözün Eylül’ü” dedi…
Baktınız olmuyor…
Ekim’de çözün, Kasım’da çözün…
Her bulmaca için mutlaka vardır bir çözüm…
Eylül kışa döndü giderayak…
Seller, yağmurlar, heyelanlar…
Farklı bir ay olarak, farkını gözler önüne serdi.
Oldukça yoğun bir gündemi vardı.
Olay üstüne olaya sahne oldu.
“Ben başka aylara benzemem” der gibi geçti Eylül ayının günleri, haftaları…
Ne günleri sayabildik…
Ne Eylül’e yetişebildik…
“Eylül kaçar” dedi her defasında…
Bugün de yaptığı o…
Çünkü yarın Ekim ayının ilk günü.
***
Eylül paratoner misali bir ay derlerdi bir zamanlar.
Neler çekmedi ki, başından geçmedik hadise kalmadı; ne varsa geldi onu buldu denir ya hani…
“Eylül’ün ne suçu var?” diyorlar…
İyi de…
Bizim var mı bir suçumuz?
Eylül de bitti işte…
Kim ne anladı bu Eylül’den?
Eylül acılı ve sancılı bir ay…
Uzun zamandan beri öyle…
Hatta kendimizi bildik bileli öyle…
Biz Eylül’e gelenlerden, Eylül’e kalanlardan, Eylül’de yüzü gülmeyenlerden geriye kalan o nesiliz. Her birimizde mutlaka vardır Eylül’den bir iz.
İnsanımızın mağduriyetleri daha da arttı bu Eylül’de.
Geçmişten bugüne Eylül ayı, mağdur olunan aylar sıralamasında ilk sıralarda. 2026 içinde şimdilik önde gidiyor.
Eylül sağlı sollu, göz açtırmadan, insanların kolunu kanadını kırdı, savurdu, yıktı, yere yapıştırdı…
Gören görmezden, duyan duymazdan, bilen bilmezden geldi…
Eylül’ü bilenler, “Eylül geçmişte de böyleydi” demekten kendini alamadı.
***
Eylül ayı 2026 yılına da damgasını vurdu.
Geçmek bilmedi…
Bitmek bilmedi…
Bugün Eylül’le vedalaşma zamanı…
Öyle uzun sürdü ki bazılarımıza sanki bir asırdan fazla geldi…
Ne demişler?
Laf lafı açar…
Eylül kaçar…











