Müyesser Yıldız bu köşe yazısında, Türkiye’deki çözüm süreci girişimlerinin tarihsel gelişimini ve Devlet Bahçeli’nin bu süreçlere yönelik değişen siyasi tutumunu eleştirel bir dille analiz etmektedir. Kaynakta, 2002 yılındaki terör örgütü deklarasyonları ile 2015’teki Dolmabahçe Mutabakatı arasında paralellikler kurularak, geçmişte sunulan taleplerin bugün de benzer şekilde gündemde olduğu vurgulanmaktadır. Bahçeli’nin geçmişte “ihanet” olarak nitelendirdiği maddelerin, güncel siyaset ve anayasa tartışmalarında yeniden karşılık bulması yazar tarafından çelişkili bir durum olarak sunulmaktadır. Ayrıca, DEM Parti temsilcilerinin özerklik ve kimlik tanınması gibi radikal taleplerini sürdürdüğü, buna karşın Bahçeli’nin milliyetçi söylemlerine devam ettiği belirtilmektedir. Sonuç olarak metin, mevcut sürecin Türk milletinin bütünlüğü üzerindeki etkilerini sorgularken, siyasi aktörlerin beyanları ile sahadaki talepler arasındaki uçuruma dikkat çekmektedir.
Teröristbaşının 2002’de yayımladığı deklarasyonun adı “Barış ve Özgür Birliktelik” idi.
10 maddelik deklarasyonun kapsamı, ana başlıklarıyla şöyleydi:
– “Nihai silahsızlanma isteniyorsa, ciddi bir paket hazırlanmalıdır. Ne pişmanlık yasası ne de genel af. Toplumsal barış ve demokratik katılım yasası olmalı, 2005 yılına kadar bir takvim çıkarılmalı, bunun için bir yol haritası geliştirilmelidir.”
– “Çıkarılacak yasa ile gerek silahlı güçlerin yasal, demokratik sürece katılmaları gerekse de cezaevlerinde bulunan 5 bini aşkın tutuklunun bu sürece dâhil edilmesi, sorunun çözümünün de temel dayanağı hâline gelecektir. Yasa bunun ilk adımıdır, gerisi adım adım gelişir.”
– “Dil ve kültür üzerindeki eğitim ve yayın yasağı, karşı şiddete sürekli davetiye çıkarmaktadır.”
– “Kürtler cumhuriyetin demokratik içeriğinde asli kurucu öğe olarak Anayasal vatandaşlık esprisi temelinde yer almak ve onunla özgür birliğe dayalı en sağlam demokratik birliktelik içinde yaşamak istiyorlar.”
– “Sorunun çözümü Türkiye’deki demokratik sistem içerisinde geliştirilirse, bunun aynı zamanda Orta Doğu’da da örnek alınacak bir demokratik sistem modeli olarak işlev göreceği kesindir. Orta Doğu’nun bütün halkları demokratik federasyon temelinde birleşmelidir.”
Bundan 13 yıl sonra 28 Şubat 2015’te; bu defa AKP’li iki bakan, bir Grup Başkanvekili ve Kamu Güvenliği Müsteşarı ile o zamanki HDP’nin İmralı heyeti, ortaklaşa 10 maddelik “Dolmabahçe mutabakatını” yayımladı.
HDP tarafının, “Uzun bir sürecin önemli bir aşamasına geldik… Bu davet, silahlı mücadelenin yerini demokratik siyasetin almasına yönelik tarihî bir niyet beyanıdır.”, AKP tarafının ise, “Silahların devre dışı kalması, demokratik gelişime hız katacaktır.” sözleriyle duyurduğu mutabakatta da şunlar vardı:
“Özgür vatandaşlığın yasal ve demokratik güvenceleri… Demokratik siyasetin devlet ve toplumla ilişkisi ve bunun kurumsallaşması… Kimlik kavramı, tanımı ve tanınmasına dönük çoğulcu demokratik anlayışın geliştirilmesi… Demokratik cumhuriyet, ortak vatan ve milletin demokratik ölçütlerle tanımlanması, çoğulcu demokratik sistem içerisinde yasal ve anayasal güvencelere kavuşturulması… Bütün bu demokratik hamle ve dönüşümleri içselleştirmeyi hedefleyen yeni bir anayasa.”

“TERÖR ÖRGÜTÜ AKP’DEN İSTEDİKLERİNİ ALINCAYA KADAR”
Dolmabahçe mutabakatına en sert tepkiyi MHP Lideri Bahçeli gösterdi. Buna “bölünme manifestosu” adını veren ve “İhanet resmiyet kazanmıştır. Ortak açıklamayla AKP ile PKK eşitlenmiştir” diyen Bahçeli, özetle şunları söyledi:
“İmralı canisinin dikte ettiği bu 10 madde, Türkiye’nin bölünmesinin yol haritasıdır… AKP ile PKK’nın yeni demokratik Cumhuriyet’i bu esaslar üzerine bina edilecektir. Yeni vatan, millet ve kimlik tanımını teröristbaşı dikte ettirecek… süreç rezaleti yeni anayasayla sonuçlandırılacak, çözülme somutlaşacak, Türkiye’nin çivisi tamamen çıkacaktır… PKK silah bırakmamış, silahtan vazgeçmemiştir. Ve buna da niyeti yoktur. İhanet müzakereleri silah tehdidi altında sürmektedir. Terör örgütü sadece, AKP’den istediklerini alıncaya kadar eylem yapmayacağını söylemektedir… Buradaki ‘al–ver’ pazarlığının özü şudur: Ver Başkanlığı, al özerkliği. Ver Başkanlığı, al teröristbaşının özgürlüğünü… Kanlı şebeke, Kürt kökenli kardeşlerimin temsilcisi olamayacaktır. İmralı’daki katil, Kürt kökenli kardeşlerime liderlik yapamayacaktır.”
NE DEĞİŞTİ?
Bugün bizzat Bahçeli’nin teröristbaşına yaptığı çağrıyla başlayan ve iktidarın “terörsüz Türkiye”, teröristbaşı-Kandil-DEM’in ise “barış ve demokratik toplum” dediği sürecin öncekilerden ne farkı var? Yine aynı talepler sıralanmıyor mu?
Bahçeli 2015’te, “PKK silah bırakmamıştır, buna da niyeti yoktur. Sadece AKP’den istediklerini alıncaya kadar eylem yapmayacağını söylemektedir.” tespitinde bulunmuştu ya; Kandil’deki teröristbaşı Murat Karayılan geçtiğimiz günlerde, 1976’dan bu yana ölen PKK’lıların sayısını açıklarken, “Silahlı savaşın oynaması gereken rolü oynadığı ve sonuçlarını ortaya çıkardığı kanaatine ulaştık. Bundan sonra siyasi yöntemlerle, hukuk çerçevesinde mücadeleyi yürüterek daha fazla başarı sağlayacağız” dedikten sonra “sürecin başarıya ulaşması hâlinde silahın devre dışı kalacağını” kaydetti.

BAHÇELİ BUNLARI DUYMUYOR MU?
“Sürecin başarıya ulaşması”ndan kastedilen ne?
Aylardır dört koldan “zafer” kazanmış gibi gövde gösterisi yapıyorlar da; sadece DEM eş başkanlarının birkaç gün önceki konuşmalarını aktarmakla yetinelim.
Tuncer Bakırhan, Urfa’daki “halk buluşmasında”; teröristbaşıyla birlikte Bahçeli, Erdoğan ve muhalefet partilerini kutladıktan sonra evvela, “100 yıllık Meclis tarihinde ilk defa Kürt meselesinin yasal bir zeminde tartışıldığını, ilk defa Kürt meselesi için bir yasa geçtiğini” anlattı.
Ardından, bu yasanın amacının “Kürt meselesini çözmek” değil, “PKK’yı ve bütün sonuçlarını ortadan kaldırıp silahı ve şiddeti devreden çıkararak, Kürt meselesini hukuki ve siyasi zeminde tartışmak ve çözmek” olduğunu belirterek, “ana dilde eğitim, Kürt kimliğinin tanınması, Yerel Yönetimler Özerklik Şartı, eşit yurttaşlık” gibi malum taleplerini sıraladı.
Tülay Hatimoğulları ise 30 Ağustos Zafer Bayramı’nda İzmir’de düzenlenen “halk toplantısında”; “İmralı’da masa kurulmasında, Rojava’da belli bir aşamaya gelinmesinde ve İran’da Kürt halkının denge pozisyonuna kavuşmasında 50 senedir ödenen bedellerin çok büyük payı olduğunu” vurgulayıp bundan sonrası için Kürtlerin yanı sıra, “Türkler, Yörükler, Boşnaklar, Ermeniler, Rumlar, Pomak, Arnavut, Çerkes ve Abhazlar” başta olmak üzere “bütün farklı halklara ve inançlara”, “demokratik cumhuriyet” vaadinde bulundu. Ardından da, “bu gelişmeler ve bu sürecin Türkiye’yi asla bölmeyeceğini” iddia etti.
DEM’liler bunları söylerken, MHP Lideri Devlet Bahçeli, 30 Ağustos Zafer Bayramı münasebetiyle yayımladığı mesajda, “Bu vatan üzerinde son söz Türk milletinindir!.. Ne mutlu Türk’üm diyene” dedi, iyi mi?!
Öyleyse; ya süreçteki “yol arkadaşlarının” bu meydan okumalarından haberleri yok… Ya da tümüyle Türk Milletinin tepkilerini azaltmak için dillendirilen ifadeler!..








