1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Müyesser Yıldız
  4. Suriye’yi Böyle “Aldık”!..

Suriye’yi Böyle “Aldık”!..

featured

Metin, Esad yönetiminin devrilmesinin ardından Suriye’de kurulan yeni siyasi dengeleri ve bu süreçte Türkiye’nin karşılaştığı jeopolitik zorlukları ele almaktadır. Kaynak, Türk hükümeti ile yeni yönetim arasındaki diplomatik gerilimlere değinirken, özellikle Türkmen grupların tasfiyesi ve Türkçe eğitiminin kaldırılması gibi kültürel hak kayıplarına dikkat çekmektedir. Ayrıca, Suriye’nin Doğu Akdeniz’deki deniz yetki alanları konusunda Türkiye yerine Avrupa Birliği ve Rum kesimi ile yakınlaşması, stratejik bir risk olarak sunulmaktadır. Yazara göre, Türkiye büyük bir mali ve toplumsal bedel ödemesine rağmen, bölgedeki stratejik kazanımlarını korumakta ve terör örgütlerinin nüfuzunu kırmakta ciddi engellerle karşılaşmaktadır. Sonuç olarak metin, Suriye’deki yeni otoritenin Türkiye’nin çıkarlarından ziyade Batı eksenli bir politika izlediğini savunmaktadır.

Trump, Suriye’de Esad yönetimi devrilip, HTŞ’nin lideri Colani/Şara işbaşına getirildikten 5 ay sonra, Erdoğan’la arasında şöyle bir diyalog yaşandığını açıkladı:

Trump: “Tebrikler, başka kimsenin 2 bin yıldır yapamadığını yaptınız. Suriye’yi aldınız. Başka isimlerle, ama aynı şey.”

Erdoğan: “Hayır, biz değildik.”

Trump: “Ben biliyorum, sizdiniz.”

Erdoğan: “Evet, belki de bizdik.”

Trump bunları söylemiş ve Ankara’dan hiçbir yalanlama gelmemişken, sömürge valisi Tom Barrack geçen ay bambaşka şeyler anlattı.

Barrack, Trump’ın Erdoğan’a, “8 Aralık’ta Suriye’yi neden doğrudan almadınız? Onlara yardım etmekte bu kadar kilit rol oynadıysanız, neden sadece alıp yönetiminize katmadınız?” diye sorduğunu, Erdoğan’ın da, “Çünkü biz bunu istemiyoruz. Biz Suriye’nin bu çok zorlu coğrafyanın ortasında tuval ve örtü görevi gören egemen ve bağımsız bir ülke olmasını istiyoruz.” karşılığını verdiğini öne sürdü.

Suriye’yi aldık veya almadık, ama orada iç savaş başlatıldığından bu yana, maddi manevi, devasa bir fatura ödediğimiz ve ödemeye devam ettiğimiz ortada.

En somutu; minimum seviyede olan PKK örgütlenmesi İmralı’daki teröristbaşının talimatları, ABD ve Fransa’nın her türlü desteğiyle bir yandan “ordu” bir yandan buradaki Kürtlerin temsilcisi konumuna getirildi. Şimdi de “terörsüz Türkiye” kapsamında, bu terör örgütünü Suriye yönetimine ortak yapma başarısıyla (!) övünüp gece-gündüz onlara “eşit vatandaşlık” ve her türlü anayasal güvence verilmesi için çalışıyoruz!..

Burada da Türk’ün Adı Yok

Oysa Suriye iç savaşında en büyük bedel ödeyen gruplardan birisi Türkmenlerdi.

Peki “adamımız” Colani/Şara, PKK/YPG/SDG’ye her anlamda her türlü güvenceyi verirken, onlara nasıl yaklaştı?

PKK, Suriye ordusuna blok halde ve hüküm sürdükleri yerde görev yapmak üzere monte edilirken, dağıtılan Türkmen birliklerine birey birey ve göstermelik görevler verildi…

Türkiye’nin, Türkmen nüfusun kalabalık olduğu yerlerde çok ciddi bir finansmanla kurduğu fakülte ve yüksekokulların kapatılması gündeme geldi. Dahası, bu tasfiyede PKK’nın etkili olduğu bildirildi…

Son olarak da; PKK’nın başıyken, Şara’nın danışmanlığına getirilen Mazlum Kobani, Kürtçe’nin ilkokuldan üniversiteye kadar eğitim dili yapılmasını isterken, “ortak müfredat” uygulaması adı altında veya “yeni müfredat yetişmediği için Esad dönemindeki müfredat uygulanıyor” gerekçesiyle bugüne kadar seçmeli ders olarak okutulan Türkçe’nin eğitim programından çıkarıldığı, yerine Fransızca’nın konduğu ortaya çıktı.

Deniz Yetki Anlaşmasını Kim Engelliyor?

İsrail-Yunanistan-Kıbrıs Rum kesiminin Türkiye’yi Doğu Akdeniz’den kuşatma harekâtı alabildiğine hızlanmışken, güvenliğimiz açısından son derece hayati olan, ama nedense hiç konuşulmayan bir başka konuya; Suriye ile deniz yetki anlaşmasına bakalım.

Buna sadece Ulaştırma Bakanı Abdülkadir Uraloğlu iki kez değindi. İlkinde; topu Dışişleri Bakanlığı’na atarken, “Suriyeliler savaştan çıktılar, ama pazarlık etmesini iyi biliyorlar. Süreci kaçırmamak lâzım. Onun için süreci takip ediyoruz.” dedi. İkincisinde de, “Türkiye’nin hazırlıklarını yaptığını, görüşmelerin sürdüğünü” söyledi.

Ne zaman? 10 ay önce.

Peki bu süreçte neler oldu?

Yunanistan ve Kıbrıs Rum kesimi; anlaşmanın imzalanması halinde AB’nin Türkiye’deki sığınmacılar için taahhüt ettiği 1 milyar avroyu veto edeceğini, ayrıca HTŞ’nin terör örgütleri listesinden çıkarılmaması için harekete geçeceklerini açıkladı…

Şam’a gidip Colani/Şara ve Dışişleri Bakanı Şeybani ile görüşen Yunanistan Dışişleri Bakanı Yorgos Gerapetritis, “uluslararası hukuk ve deniz hukukuna bağlılığın öneminden” dem vurdu. Peşinden Kıbrıs Rum kesimi Dışişleri Bakanı Konstantinos Kombos gittiğinde, Şara tarafından “Kıbrıs Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı” olarak kabul edildi. Yani, Türkiye’nin politikasının aksine Rum kesimini tüm Kıbrıs’ın sahibi olarak tanıdı…

Yunanistan, Rum kesimi ve İsrail’in hamisi AB, Suriye’ye yönelik bazı yaptırımları kaldırırken; “istikrarı bozan yabancı aktörlerin ülkeye müdahalelerine son verilmesi, Suriye’nin üçüncü ülkelerle imzalayacağı deniz yetki alanı sözleşmelerinde BM Deniz Hukuku Sözleşmesi ve uluslararası hukuk çerçevesinde AB üyelerinin egemenlik haklarına saygı gösterilmesi” şartlarını koştu…

Son olarak geçtiğimiz Nisan’da AB’nin, dönem başkanı Kıbrıs Rum kesiminde bölge ülkeleriyle düzenlediği gayrıresmi toplantının davetlilerinden birisi, Suriye Cumhurbaşkanı Colani/Şara’ydı. Daha önce, “Avrupa kıtasını tamamlamayı başarmalıyız ki, Rus, Türk veya Çin etkisine girmesin.” diyen AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen başkanlığındaki o toplantıda Rum Cumhurbaşkanı Nikos Hristodulidis, Türkiye’nin Kıbrıs’ı işgâl ettiğini söyledi de Colani/Şara’nın gıkı bile çıkmadı…

Şuraya geleceğiz; Ocak 2025’te Ankara’ya gelen AB’nin Dışişleri ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas’ın, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’dan, “Türkiye’nin Şam ile Münhasır Ekonomik Bölge’nin belirlenmesine ilişkin bir memorandum imzalama niyetinde olmadığına dair güvence aldığı” öne sürülmüştü.

Böyle bir güvence verildi mi verilmedi mi, bilmiyoruz; ama Ankara’da konuşulan iddiaya göre, Milli Savunma Bakanlığı, deniz yetki anlaşması konusunda tüm çalışmaları tamamlayıp Dışişleri Bakanlığı’na gönderdiği halde herhangi bir gelişme olmamış!..

Büyükelçiliği Bile Açmadılar

Bir de büyükelçilik meselemiz var.

Türkiye, Esad yönetimi ile kötüleşen ilişkiler ve iç savaşın şiddetlenmesi gerekçesiyle Şam Büyükelçiliği’nin faaliyetlerini 26 Mart 2012’de durdurdu.

Peşinden, Suriyeli diplomatların 30 Mayıs 2012’den itibaren Türkiye’den ayrılmasını istedi. Bundan önce 2011’de de Suriye’nin Gaziantep Başkonsolosluğu kapatıldı.

Esad’ın devrilmesinden sadece 4 gün sonra Türkiye, 12 Aralık 2024’te Şam Büyükelçiliği’ni, peşinden Halep Başkonsolosluğu’nu açtı. Şam Büyükelçiliği’ne atanan Dışişleri Bakan Yardımcısı Nuh Yılmaz’a geçtiğimiz günlerde “Suriye Özel Temsilcisi” unvanı da verildi.

Suriye cenahına geçelim; süreç boyunca İstanbul Başkonsolosluğu görevini sürdürürken, 15 yıl önce kapatılan Gaziantep Başkonsolosluğu, geçen Haziran’da Dışişleri Bakanı Esad Hasan Şeybani’nin de katıldığı bir törenle açıldı.

Ama Ermenistan’dan Çin’e, İran’dan Kıbrıs Rum kesimine onlarca ülkede büyükelçiliği varken, hâlâ Türkiye’de büyükelçilik açmadı. Acaba neden?

En ağır faturalar bize ödettirilirken, Suriye’yi gerçekte kimlerin aldığı ayan beyan ortada, değil mi?!

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Haberiniz ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!