Mehmet Edip Ören’in bu yazısı, Türkiye’deki ana muhalefet liderliğine yönelik eleştirel ve stratejik bir bakış açısı sunmaktadır. Yazar, iktidarın din ve ahlak temelli siyasetine karşı laiklik sloganlarıyla değil, iktidarın kendi argümanlarıyla karşılık verilmesi gerektiğini savunmaktadır. Bu bağlamda zina yasası, İsrail ile ilişkiler ve emekli maaşları gibi toplumsal karşılığı yüksek konularda halk oylaması benzeri saha çalışmaları yapılmasını önermektedir. Metin, muhalefetin pasif kaldığı noktaları belirleyerek kamuoyu oluşturma ve gündem belirleme konularında somut yöntemler ortaya koymaktadır. Özellikle emeklilerin ekonomik kayıpları ve siyasi tutarsızlıklar üzerinden halkın bilinçlendirilmesi gerektiği vurgulanmaktadır. Sonuç olarak yazar, gerçekçi ve etkili bir muhalefet tarzının nasıl inşa edilebileceğine dair şahsi bir yol haritası çizmektedir.
Ağustos’un başından herkese merhabalar. Zafer Ay’ımız olan bu ay bütün Buduna hayırlı olsun. Türkiye birden büyüktür…
Bir komedyen tutuklandı, ters kelepçeyle teşhir edildi… “Halkın manevi değerlerini aşağılamak…” diye başlayan suçlarla içeri atılması, daha önce de söylediğim gibi, din tabanlı istismar siyasetinin devam edeceğini gösteriyor. Bunda bir problem yok anlaşıyorsak; olaya “Türkiye laiktir, laik kalacaktır” sloganıyla karşı çıkmak, cevap vermek sadece iktidarın ekmeğine yağ sürer… Bizi, kendi irademizle, istedikleri alana çekmiş olurlar. Peki ne yapmak gerekir… Aynı silahla, hem de haklı olacağımız şekilde gündem oluşturmak… Biliyorsunuz, lafı söyleyip geri çekilmem; kendime göre çareyi de mutlaka ortaya koyarım. Bu yüzden hemen başlayalım… Bu sisteme geçmem için muhalif lider motivasyonuna bürünmem gerekiyor. Ben de eğer ana muhalefet lideri olsam neler yapacağımı sizlerle paylaşacağım… Birinci konum “Zina”. Balık hafızalı milletim “Nereden çıktı?” diyebilir… Zina; aile hayatını yok eden, mezhebi belirsiz durumları oluşturan ve de dinimizce kesinlikle yasaklanmış, toplumu felakete götüren, ahlaki bütün değerleri yerle yeksan eden çok kötü bir olaydır. Peki bu olayı kim suç olmaktan çıkarmıştır… “Ama abi bunlar Müslümancı” ve akılsız Türkmen, sahip oldukları zihinsel refleks gereği “CHP” diyebilir ve de zaten diyor… Peki işin aslı nedir… RT’nin Başbakanlık dönemindeki AKP iktidarı, bu ülkede zinayı suç olmaktan çıkarmıştır… “Tamam, biliyoruz da ne yapalım?” diyenlere çok basit, maliyetsiz ama etkileyici bir usul. Bakın, para falan da istemiyorum. Her sokak başına sandıklar konsun, parti ilçe teşkilatları kapı kapı dolaşsın, halka sorsun: “AKP’nin çıkardığı kanunu destekliyor musunuz? Zina suç mu, değil mi?” Çıkan netice AKP Genel Merkezine, TBMM’ye, Cumhurbaşkanlığına, Anayasa Mahkemesine vs. iletilsin. Bunlar iletilirken büyük kalabalıklarla tutanaklar teslim edilsin ki, ahlakı ve aileyi savunanların şuuraltı niyetleri halk tarafından anlaşılsın…

Gelelim başka bir istismar konusuna… Her fırsatta tenkit, bazen tehdit seviyesinde söylemlere muhatap oluyor. Kim mi? İsrail. Evet, vatandaşın geneli değerlendirildiğinde çok da haklı beyanatlar ama kazın ayağı öyle değil. İş tamamen danışıklı dövüşe (kayıkçı kavgasına) dönüşmüş durumda. İlk başta “Ticaret yok” de, sonra “Bazı mallar hariç” de, kıvır da kıvır. Burada inkâr peynir ekmek olduğundan netice almak zordur. Daha basit bir yöntem var. Toplumun büyük çoğunluğu, RT’nin Yahudilerden aldığı üstün cesaret madalyasını bilmiyor… Yine aynı metotla sandıklar kur, kapı kapı dolaş… “RT madalyayı iade etsin mi?” diye sor… Senin belediye başkanların eften püften sebeplerden tutuklanıp görevlerinden alınırken, mebzul miktarda dosyası İçişleri Bakanlığında sümen altı olan Melih Efendi niye tutuksuz olarak bile hakim karşısına çıkmaz… Yine sor, sandıklar sokak başlarında aylarca dursun; halk konuya bütün detaylarıyla hakim olsun. Kesin netice alınacak bu olaylar niye yapılmaz? “Düşünecek adam mı yok?” derseniz; var amma, işin içinde kriptoluk var derim… Bitti mi? Bende çare bitmez. Esas çare bulacaklarda bitse bile bizde bitmez… Gelelim başka bir fasıla. Hep tenkit değil ya, biraz da övgü… Elimde bulunan basın ve gazeteler vasıtasıyla yazı dizileri yapardım. Örnek mi istiyorsunuz? Mesela, başarılı kadınların geçmişten bugüne hayatlarını incelerdim. İsim o kadar çok ki, Emita’dan başla, gerisi gelir. Eski MEB Bakanı’mız Nimet Çubukçu Hanım’dan ünlü iş kadınımız Nadire İçkale’ye kadar konu mu yok… Halkımız bunların özel hayatlarını da merak eder ama inşallah meraktan kimsenin başına bir iş gelmez…
Yazıma yorum seslendiren genç meslektaşlarım da şaşırmıştır. “Bu adam konuları yaymadan 4-5 günde yazılacakları bir güne sığdırırdı. Bugün neredeyse bir konuyla işi bitiriyor gibi.” Evet, kalem aldı başını gitti, öyle oldu ama biz yine de finale bir konu daha sıkıştıralım… Ülkemizin en trajik konusu, emeklilerimizin halihazırdaki durumları. Öyle bir hava oluşturuldu ki, bu adamlar sanki çalıştılar, iyi maaş aldılar, şimdi de lüzumsuz bir parayla yaşamaya uğraşıyorlar; devlet de onlara havadan para veriyor… Beyler, ben dahil bütün emekliler çalışma hayatımız süresince yüklü primler ödedik. Kimse bunlardan niye bahsetmez? Ödediğimiz paraları BES’e verseydik çuvalla maaş alıyor olacaktık… Sizinle bir istatistik paylaşıp noktayı koyalım… Son on sene baz alındığında, bugüne gelirsek emekli sayısı %40 artmış, ama büyük pastadan (GSMH) alınan pay %15 azalmış… Evet. Emekliyi enflasyona ezdirmedik. Peki yaparsa kim yapar…
Hepinizi Allah’a emanet ediyorum. Hoşçakalınız…











