1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Gencehan Tunay
  4. Süleymancılarla İlişkilendirilen Operasyon: Hukukun Gereği mi, Siyasetin Etkisi mi?

Süleymancılarla İlişkilendirilen Operasyon: Hukukun Gereği mi, Siyasetin Etkisi mi?

featured

Bu köşe yazısı, kamuoyunda Süleymancılar olarak bilinen dinî yapıya yönelik gerçekleştirilen kapsamlı hukuki operasyonu ve bu sürecin arkasındaki olası siyasi dinamikleri ele almaktadır. Kaynak, cemaatin tarihsel gelişimini ve ekonomik ağlarını özetlerken, son dönemde iktidar ile yaşanan siyasi fikir ayrılıklarının yargı süreçlerini etkileyip etkilemediğini sorgulamaktadır. Özellikle yerel seçimlerin ardından gelen bu hamlelerin, yapının muhalefetle ilişkilendirilmesiyle bağlantılı olabileceğine dair zamanlama tartışmalarına dikkat çekilmektedir. Yazar, suç teşkil eden faaliyetlerin denetlenmesi gerektiğini savunmakla birlikte, hukuki işlemlerin siyasi tercihlerden bağımsız ve somut delillere dayalı yürütülmesinin önemini vurgulamaktadır. Sonuç olarak yazı, dinî yapıların denetiminde hukuk devleti ilkelerinin ve tarafsızlığın korunması gerekliliğini hatırlatan eleştirel bir perspektif sunmaktadır.

 

Basına yansıyan haberlerde, kamuoyunda “Süleymancılar” olarak bilinen dinî yapıyla bağlantılı olduğu belirtilen bazı kişi ve şirketlere yönelik geniş kapsamlı bir operasyon düzenlendiği bildirildi. Haberlerde; suç örgütü kurma, suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama, kamu kurumlarını zarara uğratma ve vergi mevzuatına aykırılık iddiaları kapsamında bazı şüphelilerin gözaltına alındığı ve bazı şirketlerin mal varlıkları hakkında tedbir uygulandığı belirtildi.

Süleymancıların temelleri, Süleyman Hilmi Tunahan’ın 1930’lu ve 1940’lı yıllarda İstanbul’da yürüttüğü din eğitimine dayanıyor. Sünni-Hanefi anlayış ve Nakşibendi geleneği çerçevesinde gelişen cemaat; Kur’an kursları, öğrenci yurtları ve eğitim merkezleri aracılığıyla Türkiye’nin yanı sıra Avrupa ve Asya’da da faaliyetlerini yaygınlaştırdı. Tunahan’ın ardından yönetim sırasıyla Kemal Kacar, Arif Ahmet Denizolgun ve Alihan Kuriş’e geçti.

Tek bir tüzel kişilik altında faaliyet göstermediği için yapının büyüklüğü konusunda kesin ve güncel resmî bir veri bulunmuyor. Resmî olmayan ve farklı tarihlere ait bazı kaynaklarda Türkiye’de yaklaşık 2 bin, Avrupa ve Asya’da ise 500 civarında yurt, Kur’an kursu ve eğitim merkezi bulunduğu tahmin ediliyor. Mensup ve destekçi sayısının iki milyonu aştığı yönündeki ifadeler ise eski araştırmalara dayanıyor.

Yapının başlangıçta bağışlar ve mensuplarının katkılarıyla büyüdüğü; zaman içerisinde eğitim, yayıncılık, inşaat ve perakende gibi alanlarda faaliyet gösteren çeşitli kuruluşlarla ilişkilendirildiği belirtiliyor. Siyasi tercihlerinin de dönemlere göre değiştiği; Demokrat Parti’den Refah Partisi, ANAP ve AK Parti’ye kadar farklı siyasi çevrelerle ilişki kurduğu görülüyor.

Kamuya açık kayıtlar ile basına yansıyan bilgilere göre, AK Parti iktidarı döneminde Denizolgun ailesinden bazı isimler partinin kurucu kadrolarında veya milletvekili listelerinde yer aldı. Süleymancılarla ilişkilendirilen bazı kuruluşların belediyelerden yer tahsisi aldığı ve yatırım teşviklerinden yararlandığına dair haberler yayımlandı. Millî Eğitim Bakanlığı ve yargıda cemaate yakın olduğu ileri sürülen kişilerin görevlendirildiğine yönelik iddialar da çeşitli dönemlerde gündeme getirildi.

Alihan Kuriş’in 2016’da liderliğe gelmesinin ardından cemaatin AK Parti’den uzaklaştığı; 2018 seçimlerinde İYİ Parti’ye, sonraki seçimlerde ise bazı muhalefet adaylarına yöneldiği çeşitli siyasi değerlendirmelerde ileri sürüldü. Bu süreçte bazı iktidar yanlısı çevrelerde cemaatin Cumhurbaşkanı Erdoğan’a siyasi destek vermediği yönünde yorumlar yapıldı.

Süleymancılarla ilişkilendirilen Sadabad Öğrenci Yurdu’nun 2019’da Kâğıthane Belediyesi tarafından yıkılması, taraflar arasındaki gerilimin simgesel olaylarından biri olarak yorumlandı. Belediye işlemin gerekçesini binanın depreme dayanıksız olmasıyla açıklarken, bazı cemaat çevreleri kararın seçimlerdeki siyasi tercihlerle bağlantılı olduğunu savundu.

2024 yerel seçimlerinden sonra bazı siyasi yorumlarda cemaatin Ekrem İmamoğlu’yla ilişkilendirilmesi ve daha sonra operasyon düzenlenmesi, soruşturmanın zamanlamasına ilişkin tartışmalara yol açtı.

Sonuç olarak Süleymancılar dâhil bütün dinî yapılar, siyasi konumlarına bakılmaksızın eşit ve düzenli biçimde denetlenmelidir. Bir yapının suç örgütü olarak nitelendirilmesi; siyasi ilişkilerine veya bütün mensuplarını kapsayan değerlendirmelere değil, kanunda belirtilen şartlara, kişilerin somut eylemlerine, hukuka uygun delillere ve bağımsız yargının kararına dayanmalıdır.

İktidarla ilişkilerin bozulmasından sonra suçlamaların gündeme geldiği yönündeki değerlendirmeler, geçmişte yapılan denetimlerin yeterliliğini tartışmaya açmaktadır.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Haberiniz ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!