Sosyal medyada Türkiye ve Azerbaycan ilişkileri üzerine yapılan sığ yorumlar, iki ülkenin ayrı birer bağımsız devlet olduğu gerçeğini göz ardı etmektedir. Azerbaycan’ın uluslararası platformlarda ve Filistin meselesinde kendi dış politikasını yürütmesi, iki devlet arasındaki kardeşlik bağını zedelemediği gibi her konuda aynı diplomatik adımı atmayı da zorunlu kılmamaktadır. Gerçek müttefiklik, bir ülkenin diğerinin yerine karar vermesi değil, farklı duruşlar sergilense dahi birbirinin egemenlik hakkına ve öz iradesine saygı duyması anlamına gelir. Günlük diplomatik detaylar üzerinden ittifakın bittiğini öne sürmek uluslararası siyaseti hafife almak olduğundan, asıl önemli olan ortak tarihi bağları koruyarak uzun vadeli stratejik ortaklığı sürdürmektir.
Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda İsrail Başbaşkanı Binyamin Netanyahu’nun konuşması sırasında Azerbaycan temsilcisinin salonu terk etmemesi üzerinden sosyal medyada başlayan tartışma, aslında başka bir tartışmayı yeniden gündeme getirdi:
Türkiye ile Azerbaycan’ın ilişkisi nasıl anlaşılmalı?
Bazı çevreler, Azerbaycan’ın her uluslararası toplantıda Türkiye’nin tercih ettiği diplomatik tavrı aynen sergilemesini bekliyor. Bu beklenti karşılanmayınca da hemen “Azerbaycan Türkiye’den uzaklaşıyor”, “Kardeşlik bitiyor” veya daha ileri giderek iki ülke arasına nifak sokmaya yönelik yorumlar yapılıyor.
Oysa burada çok temel bir gerçek unutuluyor:
Azerbaycan ve Türkiye kardeş iki ülkedir; fakat iki ayrı bağımsız devlettir.
Kardeşlik, bir devletin diğer devletin yerine karar vermesi değildir. Müttefiklik de her uluslararası meselede birebir aynı diplomatik adımı atmak anlamına gelmez.
Azerbaycan’ın kendi dış politikası, kendi devlet kurumları ve kendi ulusal çıkarları vardır. Türkiye’nin de öyle.
Bunu anlamak için Azerbaycan’ın bağımsızlık tarihine bakmak yeterlidir.
Azerbaycan bağımsızlığını masa başında kendisine hediye edilmiş bir statü olarak kazanmadı. 20 Ocak 1990’da Sovyet tanklarının karşısına çıkan Azerbaycan halkı, bağımsızlık iradesinin bedelini canıyla ödedi. Daha sonra Azerbaycan Cumhuriyeti bağımsızlığını yeniden ilan etti ve kendi devlet yapısını kurdu.
Dolayısıyla bugün Azerbaycan’ı, başka bir devletin diplomatik kararlarını otomatik olarak uygulaması gereken bir ülke gibi görmek, Azerbaycan’ın bağımsızlık iradesini küçümsemektir.
Filistin Meselesinde Azerbaycan’ın Tutumu
Burada bir başka önemli noktayı da hatırlamak gerekiyor.
Azerbaycan’ın İsrail ile diplomatik ilişkilerinin bulunması, Filistin meselesinde hiçbir tutumu olmadığı anlamına gelmez.
Aksine, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Azerbaycan’ın Filistin devletinin kurulmasına yönelik desteğini açıkça ifade etmiştir.
Aliyev’in sözleriyle:
“Azerbaycan her zaman Filistin’i ve Filistin devletinin Birleşmiş Milletler’de, Bağlantısızlar Hareketi’nde ve İslam İşbirliği Teşkilatı’nda kurulmasını desteklemiştir.”

Bu sözler, Azerbaycan’ın Filistin meselesindeki tutumunun açık bir göstergesidir.
Azerbaycan, Birleşmiş Milletler platformunda Filistin’in devlet olma hakkını ve toprak bütünlüğünü destekleyen tutumlar ortaya koymuştur. Filistin’e insani yardım göndermiş, Filistinli öğrencileri Azerbaycan’da ağırlamış ve çeşitli insani girişimlerde bulunmuştur.
Aynı zamanda burada çok açık bir noktayı da belirtmek gerekir:
Azerbaycan’ın İsrail ile diplomatik ilişkilerinin bulunması, Filistin halkına yönelik zulmü veya sivillerin yaşadığı acıları kabul ettiği anlamına gelmez.
Diplomatik ilişki kurmak başka bir şeydir; işgal, zulüm, sivillere yönelik saldırılar ve insanların temel haklarının ihlal edilmesini kabul etmek başka şeydir.
Azerbaycan’ın Filistin konusundaki resmî yaklaşımı, Filistin halkının meşru haklarının desteklenmesi ve iki devletli çözüm temelinde kalıcı bir barışın sağlanması yönündedir.
Dolayısıyla bir ülkenin İsrail ile diplomatik ilişki kurması ile Filistin halkının haklarını desteklemesi birbirini zorunlu olarak dışlayan iki tutum değildir.
Tam da bu noktada Azerbaycan’ın tutumundaki adaleti ayrıca vurgulamak gerekir.
Mahmud Abbas’ın Hocalı katliamından sonra Ermenistan’ı ziyaret ederek Ermeni yönetimiyle samimi görüntüler vermesine rağmen Azerbaycan, Filistin halkına sırtını dönmemiştir. Aksine Azerbaycan devleti, kendi yaşadığı acıları ve uğradığı haksızlıkları Filistin halkının haklarının önüne koymamış; Filistin’in meşru haklarını ve bağımsız devlet olma iradesini desteklemeye devam etmiştir.
İşte devlet ciddiyeti ve adalet tam da budur: Kendisine yapılanı bahane ederek başka bir halkın hakkını inkâr etmemek.
Uluslararası siyaset, ne yazık ki sosyal medyadaki iki cümlelik paylaşımlar kadar basit değildir.
Devletler aynı anda farklı ülkelerle diplomatik ilişkiler kurabilir, farklı dosyalarda farklı pozisyonlar alabilir ve kendi çıkarları doğrultusunda farklı diplomatik yöntemler izleyebilir.
Bunu kabul etmek, Filistin davasını küçümsemek değildir.
Tam tersine, diplomasinin gerçekliğini kabul etmektir.
Peki Kardeşlik Nerede?
Asıl mesele burada başlıyor.
Türkiye ile Azerbaycan arasındaki kardeşliği, “Her konuda aynı şeyi yapmak zorundayız” anlayışına indirgemek doğru değildir.
Kardeşlik; gerektiğinde birbirinin yanında durmak, birbirinin güvenliğini önemsemek, birbirinin egemenliğine saygı göstermek ve farklı düşünülen konularda dahi birbirini düşmanlaştırmamaktır.
Azerbaycan’ın Türkiye’nin bulunmadığı uluslararası platformlarda Türkiye’yi savunduğu örnekler vardır.
Türkiye’nin de Azerbaycan’ın en zor dönemlerinde siyasi ve diplomatik desteğini esirgemediği ortadadır.
İki ülkenin ilişkilerinin gerçek gücü tam da burada ortaya çıkıyor.
Birbirlerinin yerine karar vermelerinde değil, birbirlerinin bağımsız karar alma hakkına saygı göstermelerinde.
Sosyal Medya Üzerinden Devlet Politikası Okunmaz
Bugün sosyal medyada bir görüntü üzerinden büyük siyasi sonuçlar çıkarmak moda haline geldi.
Bir diplomat ayağa kalktı mı?
Bir diplomat salonda kaldı mı?
Bir ülke hangi açıklamayı yaptı?
Bir temsilci hangi toplantıya katıldı?
Bütün bunlar üzerinden “Kardeşlik bitti”, “İttifak bozuldu” gibi sonuçlara ulaşmak, uluslararası siyaseti fazlasıyla basitleştirmektir.
Daha da kötüsü, Türkiye ile Azerbaycan arasında zaten var olan güçlü ilişkiyi sosyal medya tartışmalarının malzemesi haline getirmektir.
Türkiye ve Azerbaycan’ın ilişkisi bir günlük diplomatik görüntüden ibaret değildir.
Bu ilişkinin arkasında savaşlar, acılar, dayanışmalar, ortak tarih, ekonomik ilişkiler, enerji projeleri, savunma işbirliği ve yıllar içerisinde oluşmuş güçlü bir siyasi bağ bulunmaktadır.
Böyle bir ilişkiyi bir BM salonundaki tek bir görüntü üzerinden tartışmaya açmak, olsa olsa iki ülke arasındaki ilişkiyi anlamamaktır.
Azerbaycan Müstemleke Değildir
Bazen yapılan yorumlara bakınca insanın şu soruyu sorası geliyor:
Azerbaycan bağımsız bir devlet olduğunu ne zaman unuttu?
Azerbaycan’ın kendi parlamentosu, kendi anayasası, kendi hükümeti, kendi ordusu ve kendi dış politikası vardır.
Azerbaycan Türkiye’nin kardeşidir.
Ama Türkiye’nin bir vilayeti değildir.
Türkiye de Azerbaycan’ın bir vilayeti değildir.
İki devlet, tek millet sözünün anlamı budur.
Tek millet olmak, iki ayrı devletin egemenliğini ortadan kaldırmaz.
Tam tersine, iki bağımsız devletin birbirine duyduğu güveni ve kardeşliği ifade eder.
Bu nedenle sosyal medyada kimsenin Azerbaycan’ı Türkiye’ye karşı, Türkiye’yi de Azerbaycan’a karşı konumlandırmasına izin vermemek gerekir.
Elbette Azerbaycan’ın herhangi bir politikası eleştirilebilir. Türkiye’nin de eleştirilebilir.
Ancak eleştiri başka şeydir, iki kardeş ülke arasına fitne sokmaya çalışmak başka şey.
Bugün yapılması gereken, bir BM görüntüsü üzerinden birbirimizi suçlamak değil; iki ülkenin uzun vadeli ortaklığını korumaktır.
Çünkü Türkiye ile Azerbaycan’ın ilişkisi, günlük siyasi tartışmalardan çok daha büyük bir meseledir.
Kardeşlik, aynı fikirde olmak zorunda olmak değildir.
Kardeşlik, farklı düşündüğün zaman bile birbirinin bağımsızlığına saygı gösterebilmektir.
Ve Türkiye ile Azerbaycan’ın gerçek gücü de tam olarak buradadır:
İki ayrı devlet, tek millet.
Kardeş!!!










