Gencehan Tunay’ın kaleminden çıkan bu yazı, Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara tarafından yayımlanan 13 Sayılı Kararname üzerinden, Türkiye ve Suriye arasındaki diplomatik ilişkileri ve Türkmenlerin hukuki statüsünü eleştirel bir dille ele almaktadır. Kararnamenin Kürt vatandaşlara dilsel ve kültürel haklar tanımasına rağmen Türkmen toplumunu bu güvencelerin dışında bırakması, yazar tarafından bir adaletsizlik ve vefasızlık örneği olarak sunulmaktadır. Türkiye’nin Suriye halkına yıllardır sağladığı kapsamlı desteğin altı çizilirken, Şam yönetiminin Türkmen kimliğini yok sayan tutumu sert bir dille kınanmaktadır. Türkçenin de eğitim müfredatına dahil edilmesi gerektiği savunularak, gerçek bir kardeşlik hukukunun ancak tüm azınlıklara eşit haklar tanınmasıyla mümkün olabileceği vurgulanmaktadır. Sonuç olarak yazı, Türkmenlerin Suriye’deki varlığının tanınmamasının kabul edilemez olduğunu belirterek milli bir hassasiyet çağrısında bulunmaktadır.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 4 Şubat 2025’te Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde Ahmed Şara’yı ağırlarken “Aziz kardeşim Ahmed Şara” diyerek kendisini tebrik etmiş, Türkiye’nin yeni dönemde de Suriye’nin ve Suriye halkının yanında olacağını açıkça ifade etmişti. Aradan yaklaşık bir yıl geçti. Bu kez “aziz kardeşim” diye ağırlanan Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara’nın imzasıyla 16 Ocak 2026 tarihinde 13 Sayılı Kararname yayımlandı.
Kararnamenin ilk üç maddesi son derece önemlidir:
- Madde: Suriyeli Kürt vatandaşlar, Suriye halkının temel ve asli bir parçası kabul edilmiştir. Kürtlerin kültürel ve dilsel kimliği, çok yönlü ve birleşik Suriye ulusal kimliğinin ayrılmaz bir parçası olarak tanınmıştır.
- Madde: Devlet, kültürel ve dilsel çeşitliliği korumayı taahhüt etmiş; Kürt vatandaşların miraslarını ve sanatlarını yaşatma, ana dillerini geliştirme hakkını güvence altına almıştır.
- Madde: Kürtçe “ulusal dil” olarak kabul edilmiş; Kürt nüfusunun kayda değer oranda bulunduğu bölgelerde devlet ve özel okullarında seçmeli ders veya eğitsel-kültürel faaliyet kapsamında öğretilmesine izin verilmiştir. Ardından Suriye Eğitim Bakanlığı, Kürtçenin okullardaki kullanımını daha da genişletmiştir.
Türkmenler kararname kapsamı dışında bırakılmış ve bilinçli bir şekilde yok sayılmıştır.

Türkiye, Suriye krizinin başladığı 2011’den itibaren ekonomik, toplumsal, demografik ve askerî açıdan büyük riskler ve ağır yükler üstlenerek Suriye halkının yanında durmuş; milyonlarca Suriyeliyi ülkemize kabul etmiş, sosyal yardımlardan barınma ve konuta, sağlık ve eğitim hizmetlerinden oturma ve çalışma izinlerine, vatandaşlık verilmesine kadar çok geniş imkânlar sağlamıştır. Bu ölçekteki göç, Türkiye’nin toplumsal ve demografik yapısı üzerinde de ciddi etkiler yaratmıştır. Türkiye ayrıca siyasi destekten güvenlik ve askerî faaliyetlere kadar uzanan süreçte milyarlarca dolarlık ekonomik yük üstlenmiştir.
Erdoğan’ın “aziz kardeşim Ahmed Şara” diye hitap ettiği Suriye Cumhurbaşkanı’ndan, aynı kardeşliği Suriye Türkmenlerine de göstermesini beklerdik. Ancak 13 Sayılı Kararname’de Kürt kimliği ve dili özel güvencelere kavuşturulurken, Türkmenler için eşdeğer bir düzenleme yapılmadı; Türkmen kimliği aynı açıklıkla tanınmadı, Türkçeye de aynı hukuki ve eğitimsel güvence sağlanmadı.
Türkiye yıllarca kardeşliğin ağır yükünü üstlendi. Şam’dan bunun karşılığında ayrıcalık değil, Türkmenlere eşitlik, adalet ve vefa beklerdik.
Dil Kürt için kimlikse Türkmen için de kimliktir; Kürt çocuğunun ana dilini öğrenmesi haksa, Türkmen çocuğunun Türkçe öğrenmesi de haktır. Türkçenin eğitim müfredatında yer alması, Suriye Türkmenlerinin en doğal ve vazgeçilmez hakkıdır.
Türkmenler ayrıcalık değil eşitlik, imtiyaz değil adalet istiyor.
Türkmenleri yok sayanlar Türk milletinin kardeşi olamaz.











