Arzu Güven tarafından kaleme alınan bu metin, YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel ve partinin izlediği politikaların muhalif bir perspektifle sert bir eleştirisini sunmaktadır. Yazar, Özel’in “değişim” söylemine rağmen iktidarla belirli konularda uzlaşmasını ve tartışmalı Çerçeve Yasa oylamasındaki tutumunu siyasi bir tutarsızlık olarak nitelendirir. Makalede, partinin ulusal kimlikten uzaklaştığı ve yerel özerklik gibi taleplerle CHP’nin geçmişteki bazı politikalarına benzer bir çizgiye kaydığı savunulmaktadır. Ayrıca, terör örgütü sempatizanlarının faaliyetleri ve çözüm süreci tartışmaları üzerinden Türkiye’nin ulus devlet yapısının tehlikeye atıldığı vurgulanmaktadır. Metin, mevcut siyasi aktörlerin halkın güvenini sarstığını belirterek, toplumsal bir hafıza tazelemesi ve ideolojik bir duruş çağrısıyla sona ermektedir.
Evet, biliyorum… İçimdeki dağınıklığı toparlamak sandığımdan uzun sürdü. Farkında olmadan “değişim” illüzyonu beni de ikna edecekmiş neredeyse. Özgür Özel’in “yetmez ama evet”i ise ortada duruyor.
Buradan devam edelim…
Çerçeve Yasa, Genel Kurul’da Türk siyasi tarihinde örneğine az rastlanır bir ortaklıkla geçti ama artçıları geçecek gibi değil. YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel’in oylamada milletvekillerini serbest bırakma kararı alması tartışmayı derinleştirdi. Özgür Bey’in ilk aşamada yasa teklifine imza verilmeyeceğini beyan ederek kendi kitlesine karşı “hülle” yapma girişiminin siyasi bir maliyeti olacaktır.
Yeni Parti’nin biricik iddiası: “Değişim”
Siyasal iletişim mekanizması, seçmenle zihinsel ve duygusal bağ kurabilen kavramlar üzerine kurulur. Bu kavramların en etkili aracı slogandır. “Değişim” söylemi bu açıdan güçlü bir retoriktir; geçmişle geleceği birlikte inşa etme vaadini taşır.
Özgür Özel’in “Hayır deme hakkımızı milletin barış hakkının önüne koymayız!” diyerek düştüğü çelişki ise izaha muhtaç. Yol arkadaşları zindanda, kayyumla koltuğu altından alınan genel başkan… Kontrol ve denge mekanizmalarını yitirmiş bir rejimle teröristlere af konusunda nasıl uzlaşabilir?
Lafı eğip bükmeye gerek yok:
19 Mart’ta Saraçhane’de adalet diye milleti sokağa döken Özgür Bey, kalabalık en hararetliyken kitleyi eve gönderip direnişi kesintiye uğrattı. Tüketici boykotunun da sürdürülebilirliği zordu. Asıl kırılma bugünlerde yaşandı: Kılıçdaroğlu’nun en parlak talebesi, yeni partisinde kadim milletin adını sansürlemekte ısrar ederek milliyetçi ve ulusalcı cepheyi gerdi. Sezgin Tanrıkulu ile birlikte eşit vatandaşlık, anadilde eğitim ve yerel yönetimlerde özerklik talepleri yüksek sesle dillendirilmeye başlandı. Parti tüzüğüne de “Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı tam olarak uygulanacaktır” deyiverdiler.
Oldu sana CHP!
19 Mart direnişinde 16 yaşında olan kızıma ve arkadaşlarına Bozdoğan Kemeri’nde Çevik Kuvvet biber gazıyla duş aldırıyordu… Yetmez ama evet’i ben anlatamadım, gel sen anlat yiğidim aslanım!
Devam edelim…
Siyasilerin en sevdiği kusurumuz, iflah olmaz balık hafızamızdır. Devlet Bahçeli’nin skandal Öcalan davetine CHP kürsüsünden “Ben de Kürtlere bir devlet teklif ediyorum!” diye çıkış yapan da komisyona gelen tepkilere “Biz komisyonda neler konuşuluyor öğrenip halka aktarmak için giriyoruz, CHP’nin olmadığı masadan korkun” diyen de aynı isimdi. Milletvekillerine “Seçim bölgenize ve hassasiyetlerinize göre oy kullanabilirsiniz” demesi ise düpedüz akıl tutulmasıydı. Evet diyen vekilin bölgesini ayrılıkçı mı ilan edeceğiz şimdi?
Sosyal medyadaki etki ajanlarının da mesaisi sürüyor.
“Efendim, ‘evet’ diyerek büyük oyunu bozmuş; bu siyasal bir strateji hamlesiymiş, yasa zaten geçecekmiş, muhalefetin gidecek başka kapısı yokmuş!” diyenlerin, tartışmaların YENİ Parti eksenine yığılmasından şikayet etmesini de anlamıyorum. Öyle ya; İmralı istikametinde, Saray koridorlarında çizilen “çerçevenin” yüzünü bile görmeden imza atan ittifak paydaşlarından halkın umut bekleyecek hali mi var?!
Kâğıttan Kaplan Yırtıldı
“Rejimin baskı politikalarının dozunu artırdığı bir dönemde oluşan büyük öfkeyi paratoner gibi üzerine çeken Özgür Özel’in bu tutumunun, Erdoğan’ı ziyadesiyle memnun ettiğine eminim.”
Evet, Özgür Bey müthiş bir lider ve siyasi deha(!)
Tam da böylesi zorlu eşikler, liderlerin seçmenle bağını restore eden fırsat kapılarını aralar. Özgür Özel yetmez ama evet diyerek o tarihi fırsatı kaçırdı.
Kâğıttan kaplan yırtıldı!
Yeni Parti’ye nice çoraplar örülecek… Karşı devrimin buyruğunda hizalananlar, bedeli neyse ödeyecek.
Fikirsiz, kimliksiz politikacıların “gönüllü kulu” olmayacağız.
Bu böyle biline!
Onurlu bir devrimin bütün düşmanları nihayet maskesiz!
Mustafa Kemal Atatürk’ün Başkomutan olduğu 5 Ağustos’ta başlayan Çerçeve Yasa görüşmeleri, Sevr’in imzalandığı 10 Ağustos’ta tamamlandı.
Apo’cu network zafer sarhoşu. İmralı, Kürt hareketi üzerinde vesayet kurabilecek bir aktöre dönüştü. PKK, “demokratik mücadelenin öznesi” diye pazarlanıyor. DEM Eş Başkanı Hatimoğulları “Türkiye’de her yer Gazze olur” diye tehdit savuruyor, AKP’nin Diyarbakır vekili Suna Kepolu Ataman “Allah Öcalan’dan ve İmralı Heyeti’nden razı olsun” diyor.

Sabrımız âdem elmasında
PKK, 15 Ağustos 1984’te Eruh ve Şemdinli baskınlarında Türk askerine karşı ilk silahlı eylemini yapmış ve bu saldırılarda J. Onb. Süleyman Aydın ve J. Astsb. Çvş. Memiş Arıbaş şehit düşmüştü. Alçak saldırının yıl dönümünde örgüt yandaşları Mersin ve Mardin’de havai fişeklerle gövde gösterisi yaptı. DEM vekilleri Nevruz Uysal ve Mehmet Zeki İrmez “ilk kurşun günü” ve “diriliş bayramı” adıyla kutlamaya devam etti. Murat Karayılan PKK medyasına mesaj gönderdi: “15 Ağustos Atılımı bir milattır; tarihi bir diriliş devrimi yaratmıştır. Apo zindandaysa kimseye silah bırak ve git diyemem!”
Sabrımız âdem elmasında!
Ve bitirirken…
Huntington’dan Fukuyama’ya, Graham Fuller’den Henri Barkey’e kadar hepsi Sovyetler Birliği’nin yıkılışından sonra aynı şeyi anlattı: Ulus devletler önce dinci rejimlerle zayıflatılacak, sonra parçalanacak.
Biz bugünlere ha deyince gelmedik.
Asıl kavga başka.
Biz unutmayalım!








