Bu araştırma, Tuva Halk Cumhuriyeti’nin tarihi gelişimini, bağımsızlık mücadelesini ve nihayetinde Sovyetler Birliği’ne dahil olma sürecini kapsamlı bir şekilde ele almaktadır. Bölgenin çeşitli imparatorlukların idaresinden sonra 1921’de kazandığı bağımsızlık dönemi, devlet kurumlarının inşası ve milli para birimi gibi egemenlik sembollerinin oluşturulmasıyla detaylandırılmıştır. Özellikle Tuva Türkçesinin Latin alfabesiyle bir eğitim ve devlet dili haline getirilmesi, kültürel kimliğin güçlenmesi açısından hayati bir aşama olarak sunulmuştur. Ancak metin, Stalin dönemindeki siyasi baskıları ve bağımsızlık yanlısı aydınların tasfiye edilerek ülkenin özerk bir bölgeye dönüştürülmesini hüzünlü bir sonla aktarmaktadır. Bu kaynak, Tuva’nın siyasi özerkliğini kaybetme sürecini milli hafıza ve kültürel miras perspektifinden değerlendirmektedir.
Tuva toprakları tarih boyunca Göktürk, Uygur ve Kırgız kağanlıklarının; ardından Moğol İmparatorluğu, Oyrat–Çungar Hanlığı ve 18. yüzyıldan itibaren Mançu-Çing İmparatorluğu’nun hâkimiyetinde kaldı. Çing yönetiminin yıkılmasından sonra bölge 1914’te Rusya’nın himayesine girdi. Rusya’daki iç savaş yıllarında Çin, Moğol, Beyaz Ordu ve Bolşevik güçlerinin mücadelesine sahne olan Tuva, 14 Ağustos 1921’de bağımsızlığını ilan ederek Tannu-Tuva Halk Cumhuriyeti’ni kurdu. Devletin adı 1926’da Tuva Halk Cumhuriyeti oldu.
Bağımsız Tuva, kısa sürede kendi devlet teşkilatını meydana getirdi. Anayasalar kabul edildi; Büyük Meclis ve Küçük Halk Meclisleri, Bakanlar Kurulu, Dışişleri, İçişleri, Adalet, Askerî İşler, Maliye, Sağlık ve Kültür-Eğitim bakanlıkları kuruldu. Mahkemeler, savcılık teşkilatı, millî ordu ve yerel yönetimler oluşturuldu. 1925’te devlet bankası Tuvinbank faaliyete geçti. 1934’te millî madenî paralar basıldı; 1 Ocak 1936’da Türkçe “para” anlamına gelen Akça, Tuva’nın millî para birimi olarak kullanılmaya başlandı.

Tuvalı bilgin ve din adamı Monguş Lopsan-Çimit, 1928 yılında Tuva Türkçesi için Latin esaslı bir alfabe hazırladı. Bu alfabe tasarısı 1929’da kabul edilerek uygulanmaya başlandı; 1930 yılında “Yanalif” adıyla Türk dünyasında belirlenen Ortak Türk Alfabesi kabul edildi. Böylece Tuva Halk Cumhuriyeti’nin millî ve resmî dili olan Tuva Türkçesi’nin eğitimde, yayıncılıkta ve devlet kurumlarında kullanılması yaygınlaştı.
Tuva Türkçesiyle alfabe, ilk okuma ders ve okuma kitapları, fizik ve matematik ders kitapları, gazeteler, şiirler, hikâyeler ve çeşitli edebî eserler yayımlandı. Tuva Türkçesi ilk defa modern eğitim, devlet ve yayın dili hâline geldi.
Tuva Halk Cumhuriyeti’nin son yıllarında Stalinci Sovyet etkisi güçlenirken, Tuva Halk Devrimci Partisi içindeki Sovyet yanlısı kadrolar yönetimi ele geçirdi. Devletin kurucusu Monguş Buyan-Badırgı ile eski Başbakan Donduk Kuular 1932’de, *“Dokuzlar Davası”*nda yargılanan dokuz devlet adamından yedisi 1938’de, Tuva Türkçesine önemli hizmetlerde bulunan Monguş Lopsan-Çimit ise 31 Aralık 1940’ta kurşuna dizildi.
17 Ağustos 1944’te Tuva Halk Meclisi, halk oylaması yapmadan ülkenin SSCB’ye katılmasını talep etti; Tuva, 11 Ekim 1944’te Rusya Sovyet Federatif Sosyalist Cumhuriyeti’ne bağlı özerk bir bölgeye dönüştürüldü.

Siyasi baskılar bundan sonra da devam etti; millî aydınlar, din adamları, kanaat önderleri ve eski yöneticilerin yakınları “milliyetçilik”, “karşı devrimcilik”, “ayrılıkçılık” ve “casusluk” suçlamalarıyla hapis ve çalışma kampı cezalarına çarptırıldı. Şair Sergey Pürbü ile Şaman Handıjap Kuular, bu dönemde “halk düşmanı” ilan edilerek mahkûm edilen önemli Tuvalı isimler arasındaydı.
Bağımsız Tuva Halk Cumhuriyeti tarihe karışsa da millî devlet ülküsü uğruna mücadele eden kahramanların hatırası Türk dünyasının hafızasında yaşayacaktır. Tuva’nın kurucularını ve Sibirya’nın susturulan Türk aydınlarını saygı, minnet ve rahmetle anıyoruz.











