Timurlular döneminde Çağatay Edebiyatı’nın en önemli figürlerinden biri olan Ali Şir Nevaî’nin hayatı, çok yönlü devlet adamlığı ve Türkçenin edebi gücünü kanıtlayan eserleri ele alınmaktadır. Yazar, Türkçenin Farsçadan üstün olduğunu savunarak milliyetçi bir şuurla kaleme aldığı divanları, hamiseyi ve dil incelemelerini tanıtmaktadır. Nevaî’nin mirasının İdil-Ural bölgesindeki Tatar ve Başkurt aydınları üzerindeki derin etkileri vurgulanmaktadır. Şihabeddin Mercanî, Kayyum Nasiri ve Rizaetdin Fehretdinov gibi önemli isimlerin eserlerinde Nevaî’ye geniş yer verdikleri belirtilmektedir. Ünlü tarihçi Zeki Velidi Togan’ın şaire duyduğu hayranlık ve Herat’taki kayıp mezarını tespiti aktarılmaktadır.
Ali Şir Nevaî’nin Hayatı ve Eserleri
Ali Şir Nevaî, Timurlular Devri’nde Orta Asya’da gelişen Çağatay Edebiyatı’nın en büyük şahsiyetidir. 1441 yılında Herat’ta dünyaya gelen Ali Şir Nevaî’nin babası Kiçkine Bahşi Uygur kabilesindendir. Ataları Barlas emirleri, Timur ve oğullarının hizmetinde bulunmuştur. Ali Şir Nevaî, sütkardeşi ve okul arkadaşı olan Hüseyin Baykara ile birlikte Ebulkasım Babür tarafından yetiştirilmiştir. Nevaî, çok genç yaşlarından başlayarak Türkçe ve Farsça şiirler yazmıştır. Ebu Said Mirza’nın hükümdarlığı (1457–1469) sırasında, Baykara Mirza’nın torunlarına ve akrabalarına baskı yapılmıştır. Hüseyin Baykara Astarâbâd’da bağımsızlığını ilan etmek isteyince Ebu Said Mirza tarafından oradan uzaklaştırılmıştır. Bu karışık günlerde Ali Şir Nevaî, Ebu Said’den himaye görmemiştir. Hüseyin Baykara Herat’ı aldıktan sonra Nevaî’yi yanına çağırmış, onu önce mühürdar (nişancı), Herat’ı işgal etmek isteyen Yadigâr Muhammed Mirza hareketini bastırmada gösterdiği yararlılıklarından sonra da 1472 yılında divan beyi yapmıştır. Ali Şir Nevaî, bazı seferlerde arkadaşı Hüseyin Baykara’nın yanında bulunmuş, bazı seferlerde ise onun naipliğini yapmıştır. Hükümdardan sonra en nüfuzlu şahıs olan Nevaî, daha sonraları divan beyliğini bırakarak hükümdarın sadece nedimi kalmıştır. Böylece nüfuzu daha da artmıştır. Belh valisi olan kardeşi Derviş Ali’nin isyanını, hanedan içindeki geçimsizlikleri yatıştırmakta büyük rolü olmuştur. Ali Şir Nevaî ömrünün sonuna kadar (1501) Hüseyin Baykara’nın yanında bilim, sanat ve siyaset danışmanı olarak görev yapmıştır. Ölümünden sonra hükümdar bizzat matem merasimini idare etmiş ve Havzı Mahiyan’da kendi başkanlığında Türk usulü aş (yoğ yemeği) verdirmiştir.
Temiz ahlaklı, samimi bir insan, tedbirli ve heybetli bir devlet adamı olarak anılan Ali Şir Nevaî, servetiyle kendi adını taşıyan bir mahalle kurmuş; saray, cami, medrese, han, hastane ve darülhüffaz (hafızlar evi) yaptırmıştır. Çeşitli yerlerdeki yapılarının sayısı 370 civarındadır.
Ali Şir Nevaî, devrinde büyük hayranlık uyandıran İran Edebiyatı’nı Türk ruhuna uydurmak ve Türkçeyi yüksek bir sanat hâline getirmenin gayreti içerisinde olmuştur. Çağataycanın klasik bir dil, Çağatay Edebiyatı’nın zengin bir yazılı edebiyat durumuna gelmesi yolunda uğraş veren Nevaî, Arap ve Fars şiirlerinden esin ve etkiler taşıyan, ancak zengin imgeler ve özgün deyişlerle dolu şiirler yazmıştır. 55.000 mısradan oluşan Hazâin-ül-Meâni (Mânâ Hazineleri) adlı Türkçe divanı, hayatının dört devrinde söylediği şiirlerinin toplamıdır. Hazâin-ül-Meâni; Garaibü’s-Sıgar (Küçüklüğün Garibeleri), Nevadirü’ş-Şebab (Gençliğin Seçkin Değerleri), Bedaiü’l-Vasat (Orta Yaşın Güzellikleri), Fevaidü’l-Kiber (Yaşlılığın Faydaları) başlıkları altında toplanan dört kısımdan ibarettir. Ayrıca bir Farsça Divan düzenlemiştir. Ali Şir Nevaî, 1484 yılında kaleme aldığı Hamse‘sinde klasik İran şiirinin ana konularını işlemesine rağmen bazı yerli güncel motifleri, öyküleri de bu esere ustaca katmıştır. Hamse’de ahlak ve tasavvufa dair Hayretü’l-Ebrar (Hayır Sahiplerinin Hayreti), Ferhad ve Şirin, Leylâ ve Mecnun, Seb’a-i Seyyare (Yedi Gezegen), Sedd-i İskenderî (İskender Seddi) gibi hikâyeler bulunmaktadır. Ali Şir Nevaî, Türk Edebiyatı’nda ilk kez bir şuara tezkeresi hazırlamıştır. Mecalisü’n-Nefais (Güzellikler Derlemesi) (1492) adını verdiği bu eserinde 450 civarında şairi tanıtmıştır. Farsçaya karşı savaş açan Ali Şir Nevaî, ömrünün son yıllarında Muhakemetü’l-Lugateyn (İki Dilin Muhakemesi) (1500) adlı eserini yazmıştır. Farsça ile Türkçeyi karşılaştıran Nevaî, Türkçenin anlatım gücünün Farsçaya göre üstün olduğunu kanıtlamaya çalışmış, ayrıca Türkleri diğer milletlerden üstün göstermiştir. Muhakemetü’l-Lugateyn, en tanınmış eserlerinden birisidir. Ali Şir Nevaî eserlerinin en büyük özelliği, onlarda çok açık görünen Türk milliyetçiliğidir. Türklüğü ile iftihar eden Nevaî, Türklerin tarihte oynadıkları rolün bilincinde olmuş ve bu millî şuuru eserlerinde işlemiştir.

Ali Şir Nevaî’nin İdil-Ural Bölgesine Etkisi
Türkçenin anlatım gücünü kanıtlayan Ali Şir Nevaî’nin edebî Türk lehçelerinin hepsine derin etkisi olmuştur. İdil-Ural bölgesinde yaşayan Kazan Tatar ve Başkurt Türklerinin edebiyatında XIX. yüzyılın ikinci yarısında Doğu klasik edebiyatının temsilcilerine olan ilgi artmıştır. Bu vesileyle Çağatay şairi ve yazarı Ali Şir Nevaî (1441–1501), İranlı şair Firdevsî (940–1030), İranlı bilgin ve şair Ömer Hayyam (1048–1122), şair ve mutasavvıf Mevlâna Celâleddin-i Rumî (1207–1273), Azeri kökenli İranlı şair Nizamî (1141–1209) gibi ünlü şair ve bilginlerin eserleri hem ayrı kitap şeklinde yayımlanmış hem de bazı kitapların içerisinde yer almıştır. Eserler hem orijinal dilinde hem çeviri olarak yorumlarla birlikte yayımlanmıştır. Başta Ali Şir Nevaî olmak üzere Doğu klasik edebiyatının şair ve yazarlarının edebî mirasını halka tanıtmakta Tatar bilgini, tarihçi, filozof Şihabeddin Mercanî (1818–1889); ilk Tatar ansiklopedi yazarı, bilgin Kayyum Nasiri (1825–1902);[1] 90 civarında kitabı olan bilgin ve yazar Rizaetdin Fehretdinov (1859–1936) gibi Tatar aydınları büyük emek harcamışlardır. Arap, Fars, Türk dillerini iyi derecede bilen bu aydınlar eserlerinde, Türkçenin anlatım gücünün üstünlüğünü vurgulayan ve böylece Türk edebî dilinin temelini atan Ali Şir Nevaî’ye geniş yer ayırmışlardır. Örneğin Mercanî’nin biyobibliyografik nitelikte yazılan “Vafiyetel-eslaf ve Tahiyetel-ehlaf” adlı kitabında Nevaî’nin hayatı ile ilgili detaylı bilgiler bulunmaktadır. Mercanî’nin bu eserinden esinlenerek R. Fehretdinov “Asar” başlıklı eserini kaleme almış ve geleneği devam ettirerek *“Asar”*da Ali Şir Nevaî’den söz etmiştir. Ünlü Kazan Tatar bilgini Kayyum Nasiri 1879 yılında “Fevakuhel-Cölasa Fil-Edebiyat” (Edebiyat Hakkında Meclislerin Meyveleri) adlı büyük bir eser üzerinde çalışmıştır. 615 sayfadan ibaret olan bu büyük eser 40 bölüm hâlinde sunulmuştur. Kitapta Batı ve Doğu Edebiyatı’ndan örnekler, insanın ahlaki vasıflarını yansıtan felsefi fikirler, Tatar şairlerinin şiirleri yer almıştır. Kayyum Nasiri, bu kitabını Ali Şir Nevaî’nin en tanınmış eserlerinden birisi olan Mahbubü’l-Kulûb (Kalplerin Sevgilisi) (1500) eserinden çiftçiye dair bir parça ile başlatmıştır.
Ali Şir Nevaî’nin hayatı ve eserleri Kazan Tatarlarınca yayımlanan dergilerde de yerini bulmuştur. 1908–1918 yılları arasında, altın madenlerinin sahibi milyoner Şakir ve Zakir Remiyev kardeşlerin Orenburg’ta çıkardığı Şura Dergisi‘nin “Meşhur İnsanlar ve Büyük Hadiseler” bölümünde Ali Şir Nevaî de tanıtılmıştır. Bilindiği üzere ünlü Tatar bilgini Rizaetdin Fehretdinov, Şura dergisinin sorumlu yazı işleri müdürü görevini yürütmüştür. Şura’nın hem imtiyaz sahibi Şakir Remiyev (1857–1912) ve Tatar Edebiyatı’nda Derdmend olarak bilinen filozof şair Zakir Remiyev (1859–1921) kardeşlerin hem de derginin yazı işleri müdürü R. Fehretdinov’un Ali Şir Nevaî’nin hayranı olduğu bilinmektedir. Onun için Ali Şir Nevaî’nin Şura’da tanıtılması, şiirlerine yer verilmesi bir tesadüf değildir. Başkurt Türklerinin önemli isimlerinden tarihçi ve devlet adamı Zeki Velidi Togan (1890–1970), Zakir Remiyev ile görüşmesini ve Ali Şir Nevaî’nin şiirinin Şura dergisinde yer almasını şu satırlarla anmıştır: “Ben ‘Şûra’ mecmuasının naşirlerinden şair Zakir Remeyev’i de evinde ziyaret ettim. Bu zatı 1906 senesinde Troytsk’a giderken İrendik Dağları şarkındaki ‘Sultan’ denilen altın maden ocaklarında, babamla birlikte ziyaret etmiştik, yani tanışıyorduk. Şiirleri çok güzeldi, Çağatay edebiyatına vakıftı. Orenburg’a geldiğim sırada ‘Şûra’ mecmuasının kabında Alişir Nevaî’nin bir eserinden naklolunan ‘Sevgilimin yüzünde ben yaratmış olan Tanrı, onun saçlarını da boyu kadar uzun yaratmıştır.’ mealindeki iki mısraı (ki bu aslında 14 üncü asır Altın-Ordu şairi Khorezmî’nin şiiridir) dört mısra yapıp çok güzel bir şekil vererek neşretmiş bulunuyordu. Ben Zakir Bayın elinde bu parçanın daha güzel bir şekil aldığını söyledim ve Nevaî’nin hatırımda kalmış bazı diğer şiirlerini naklettim. O da bunları hemen defterine kaydediyordu. Ezcümle ‘Gurbette insan sevinemez, el ve âlemin şefkatinden de hayır göremez, eğer altın kafes içinde kızıl gül yetişecek olsa (dahi), bülbül için bir diken kadar yuva işini göremez’ mealindeki şiiri çok hoşuma gitti. O, bu şiirin benim halimi beyan ettiğini her hâlde biliyordu.”[1] Zeki Velidi Togan 12 yıl aradan sonra Derdmend’i 1919 yılında Orenburg’taki evinde tekrar ziyaret etmiştir. Tatar Edebiyatı’nın filozof şairi o dönem tüm servetini kaybetmiş, mütevazı bir evde yaşıyormuş. Bu iki büyük insanın her ne kadar maddi durumu değişmişse de maneviyatlarının değişmediğini söylemek mümkündür. Yine Çağatay şairi Ali Şir Nevaî anılmıştır konuşmalarında. Togan bu buluşmadan şöyle bahsetmiştir: “Mütevazi bir evde yaşayan eski milyoner şair Zakir Remeyev’i de bu sefer bu yazın Orenburg’a ikinci defa geldiğimde gördüm. Bu zat Çağatay şairi Alişir Nevaî’nin meftunu idi. Kendisine 12 sene önce Nevaî’den naklettiğim şiirlere nazire yazmış olduğunu şifahen anlattı. Fakat hasta ve divanda başını dayadığı yastık ona yakışmaz bir halde idi. Servetini kaybetmekten fazla müteessir olmadığını, fakat milletimizin mukadderatı hususunda büyük endişe duyduğunu söyledi. Orsk şehrinde yaşıyormuş. Veda edip kapısından çıkarken Alişir Nevaî’nin şu mealdeki parçasını hatırladım: Ölümden daha ağır olan hayatımı mı diyeceksin, Yanma ve iç çekmelerin uğursuzluğu yüzünden gözlerimden (akan) yaşımı mı diyeceksin? Yoksa taş üstüne koyduğun garip başımı mı diyeceksin, Yahut da gam ve gussa ile dolu başımın altındaki taşımı mı diyeceksin? Zaten dayanağı eski yastığı da bir taş gibiydi.” Ali Şir Nevaî’nin şiirleri yaşananları birebir yansıtmıştır. Zira Nevaî’nin şiirlerinin bugün de güncel kalmasının sırrı yaşanmışlıkların mısralara aktarılmasında saklıdır.
Ali Şir Nevaî’nin eserleri Başkurt Türkleri arasında da çok yaygın olmuştur. Ünlü tarihçi ve devlet adamı Zeki Velidi Togan[2] çocukluğundan beri edebiyatla iç içe büyümüştür. Babası Ahmetşah’tan Arap, annesi Ümmülhayat Hanım’dan Fars dilini öğrenen Togan, annesinden Fars ve Türk Edebiyatı’ndan hikâye ve şiirler dinleyerek büyümüş, dayısı Habib Neccar Satlıoğlu’dan ise Arap Edebiyatı dersleri almıştır. Böylece Zeki Velidi, çocukluk yıllarından itibaren Çağatay şairi Ali Şir Nevaî gibi birçok şair ve düşünürün eserlerinden haberdar olmuş, bazılarını ezbere söylemiş ve onlara büyük ilgi duymuştur. Ali Şir Nevaî’ye olan hayranlığı onu ileriki yaşlarında şairin Herat’taki mezarına kadar götürmüştür. Togan “Hatıralar” kitabında Ali Şir Nevaî’nin mezarının tespiti hakkında “Herat’ta Temürlü Devri Âsarı” başlığı altında şunları yazmıştır: “Burada Temürlü devri eserlerinin çok ihmal edilmiş olduğunu belirtmek için tek şu noktaya işaret etmek kâfi gelir ki 15.asır son yarısının kültür hayatının başında gelen ve bu şehrin imarında büyük rol oynamış olan büyük Türk şairi Alişir Nevaî’nin mezarının yerini bilen kimse yoktu. Yalnız bu Alişir kendisinin “Vaqfiye” ismindeki eserinde bugün dahi yerleri belli olan medrese ve camileri ile imarethanesinin birbirinden kaç zira (arşın) mesafede bulundukları açıkça kaydolunmuş ve diğer kaynaklarda Alişir’in bu binalar arasında yapılan türbede gömüldüğü de tasrih edilmiş olduğundan bunun yerini tespit etmek benim için kolay oldu. Metre ile her tarafı ölçüp bulduğum noktada bir mezar taşı vardı. Fakat buradaki bağlara nezaret eden zatın anlattığına göre bu taş sonradan başka yerden getirilmiş ve burası Heratlılar tarafından “Şah-ı Gariban” tesmiye olunmakta imiş. Eskiden burada mum yakma âdeti de var imiş, sonra taşlarını götürmüşler. Bu şekilde Alişir Nevaî’nin Heratlılar nazarında “Gariplerin Padişahı” olarak tanındığını öğrenmiş ve mezarı tespit etmiş oldum. Bir de asıl Temür ahfadının payitahtı olan bu şehrin beş km. kuzeyinde Gazirgâh ismindeki çok mamur mezarları ve Alişir’in Ebul Velid ismindeki köyde yaptırdığı binaları defalarca ziyaret edip taşlarından birçoğunu yazıp aldım.”
Ali Şir Nevaî’nin şiirlerinin Zeki Velidi Togan’ı derinden etkilediğini söylemek mümkündür. Togan anılarını yazarken ha bire Nevaî’nin şiirlerinden parçalar sunmaktadır. Ömrünün büyük bir kısmını doğup büyüdüğü vatanından, milletinden uzaklarda geçirmek zorunda kalan Zeki Velidi Togan dostluğa, arkadaşlığa büyük önem vermiştir. Onun için olsa gerek Ali Şir Nevaî’nin “dostluk” üzerine yazdığı şiirlerine sıkça başvurmuştur. Togan şairin şu mısralarını kaydetmiştir: “Ey gönül yarımızdan ayrıldık, biz onu darılttık, başka bir yâr arayalım, dağları da bozkırları da gezelim, yeni bir dost, yâr bulalım. Fakat… aramaktan ne çıkar. Arayıp da kimi bulacağız? En iyisi şu eski dostumuzu yeniden arayıp bulalım da onun gönlünü kazanmaya çalışalım.”[1] “Ben de kendine (Mustafa Şahkuli – R.K.) Alişir Nevaî’nin ‘samimi dostunla yalnız kalıp sohbet etmek, ağlaya ağlaya o dostuna dertlerini anlatmak ne büyük nimet’ mealindeki mısra ile başlayan şiirini öğretmiştim.”[1]
Yukarıda görüldüğü üzere Çağatay şairi ve devlet adamı Ali Şir Nevaî’nin hayatı ve eserlerinin İdil-Ural bölgesi Türklerinde derin iz bıraktığını söylemek mümkündür. Nevaî yalnız eserleriyle değil insanlığıyla da hayranlık ve saygınlık uyandıran bir şahsiyettir. Türk edebî dilinin gücüne vurgu yapan Ali Şir Nevaî’ye İdil-Ural bölgesi aydınları kayıtsız kalamamıştır ve böylece Nevaî birçok esere adını yazdırmıştır.
Döneminde nüfuzlu bir şahıs, heybetli bir devlet adamı, dürüst ve samimi bir insan olan Ali Şir Nevaî dün olduğu gibi bugün de ister kişiliği, ister eserleri, ister eserlerinin konusu ile güncelliğini yitirmemiştir. Bilhassa Türkçeyi yüksek bir sanat hâline getirmenin gayreti içerisinde olan Nevaî, Türk edebî dilinin temelini oluşturanlardan birisi olduğu aşikârdır. Nevaî’nin yüzyıllara meydan okuyan, önem ve değerini yitirmeyen eserleri, İdil-Ural bölgesi Türkleri arasında nesilden nesle aktarılarak, dilden dile dolaşarak bugünlere kadar gelmiştir. Ali Şir Nevaî’nin eserlerindeki Türk milliyetçiliği günümüz gençlerine de aşılanmalıdır. Sözde değil özde Türk milliyetçisi olan Nevaî’nin eserleri daha sık dillendirilmeli ve “Gariplerin Padişahı” olarak adlandırılan şair ve devlet adamı günümüzde “Gönüllerin Padişahı” olmalıdır!
Kaynakça:
- Togan, Zeki Velidi, Hatıralar, Ankara 1999.
- Axis 2000, Ansiklopedik Sözlük, Ali Şir Nevaî Maddesi, s. 103, 1. Cilt, İstanbul 2000.
- Fexreddinev, Rizaeddin, Bolgar ve Kazan Töreklere (Bulgar ve Kazan Türkleri), Kazan 1993.
- Kurban, Roza, Biz İdil’den, Ural’dan…, İstanbul 2014.
- Meydan Larousse, Büyük Lûgat ve Ansiklopedi, Ali Şir Nevaî Maddesi, s. 325–326, 1. Cilt, İstanbul 1987.
- Tatar Edebiyatı Tarihı (Tatar Edebiyatı Tarihi), 2. Cilt, Kazan 1985.
- Tatar Ediplere, Megrifetçelere / XX. Yüz Başı (Tatar Yazarları, Bilginleri / XX. yüzyıl başları), Biyobibliyografik Sözlük, Kazan 2005.
[1] Türkiye’de Abd-ül-Kayyum Nasiri şeklinde yazılmaktadır.
[2] Daha geniş bilgi için bkz, “Biz İdil’den, Ural’dan…”, s:246–263.










