Solun Rant Burjuvaları

featured

Yazar, günümüz sol siyasetindeki etik çöküşü ve geçmişin idealist figürleriyle bugünkü figürler arasındaki derin uçurumu sert bir dille eleştirmektedir. Geçmişin dürüst ve halkçı isimlerinin aksine, günümüz temsilcilerinin lüks bir yaşam sürerken işçi sınıfı üzerinden edebiyat yaptıkları vurgulanmaktadır. Metinde, yerel yönetimlerdeki liyakatsiz atamalar, usulsüz ihaleler ve kayıt dışı para trafiği gibi yozlaşma örnekleri detaylandırılmaktadır. Ayrıca, sendikaların ve medyanın kişisel çıkarlar ile fonlara teslim olarak kendi ilkelerine ihanet ettiği savunulmaktadır. Sonuç olarak, modern solun halktan koparak sınıfta kaldığı ve kapitalizmin nimetlerinden faydalanan ikiyüzlü bir yapıya dönüştüğü ifade edilmektedir.

 

Biz çocukken solculuk başkaydı. Halkçı icraatlarıyla rüşvete geçit vermeyen Terzi Fikri, kalemini holdinglere satmayan Ahmet Taner Kışlalı, tarikat-ticaret sarmalını korkusuzca deşifre eden Uğur Mumcu, yoksul kız çocuklarının eğitimi için ömrünü tüketen Türkan Saylan ve laikliği canı pahasına savunan Bahriye Üçok vardı. Ceplerinde beş kuruş para yoktu ama yüreklerinde koskoca bir memleket sevdası vardı. İdam sehpasına yürürken bile “Tam Bağımsız Türkiye” diye haykıran, o yırtık parkalı çocukların kemikleri sızlıyor bugün.

Çünkü bugünkülerin parkası lüks markalardan. Altlarında milyonluk makam araçları. Parmağında bin dolarlık yüzüklerle, puro tüttürerek “işçi sınıfı” edebiyatı yapıyorlar.

Açın bakın güncel manzaraya. Belediyeleri kazandılar, ne oldu? Liyakat mı geldi? Halkçılık mı kazandı?

Herkes işine baksın!

Seçim bitti, hemen ertesi gün yağma başladı. Baldızını başkan yardımcısı yapan mı ararsın, amcasının oğluna ballı ihale bağlayan mı? Gözlerini öyle bir rant bürümüş ki, babalarının çiftliği gibi yönetiyorlar koskoca kentleri. “Halk için” dedikleri bütçeler, eş dostun, yandaş müteahhitlerin kasasına akıyor.

Sonra bir bakıyorsun, ekranlara bir görüntü düşüyor. Bavullar dolusu paralar. Elden ele gezen milyonlar. Masaların üstüne kule gibi dizilen liralar, dövizler… Neyin parası bu? Nereden geldi, nereye gidiyor? Cevap yok. Sadece pişkin bir sırıtış var.

Siz ne ara bu kadar kirlendiniz? Ne ara o temiz idealleri, o kutsal emeği, kayıt dışı paraların kirli kulelerine kurban ettiniz?

Gelelim sendikalara… İşçinin hakkını savunacak güya. Grev çadırında işçi soğuktan titrerken, bizim sol tandanslı sendika ağası lüks otelde holding CEO’suyla pazarlık yapıyor. Altındaki son model makam arabasının markasını telaffuz etmeye dilim varmıyor. İşçi asgari ücrete talim ederken, kendisi lüks villada keyif çatıyor.

Bunun adı solculuk değil. Bunun adı, emek hırsızlığıdır.

Medyası da farklı değil. “Bağımsızız” diye mangalda kül bırakmazlar. Ama arkadan fonlanırlar. Ya yerel yönetimlerin reklam bütçeleriyle semirirler ya da o çok sövdükleri emperyalist Batı’nın vakıflarından Euro kapma yarışına girerler. Parayı veren düdüğü çalar misali, kim fonluyorsa onun tetikçiliğini yaparlar.

Açık söylüyorum… Türk solu sınıftan kaldı. Halktan koptu. Anadolu’nin bağrı yanık insanından koptu. Sırça köşklerinde, elit kafelerinde viski yudumlayıp tweet atarak memleket kurtaracağını sanan bir asalak tabakası türedi.

Kapitalizme en sert sözlerle küfredip, kapitalizmin nimetlerinden en arsızca faydalanan bir riyakârlık izliyoruz.

Yazık oldu. O ilkeli geçmişe, o idealist çocukların anısına çok yazık oldu.

 

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Haberiniz ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!