Bu köşe yazısı, Van’da kaybolan üniversite öğrencisi Rojin Kabaiş’in şüpheli ölümü ve beraberindeki adli sürecin eksikliklerini ele alan bir eleştiri yazısıdır. Yazar, olayın başlangıçta intihar olarak geçiştirilmesini sert bir dille eleştirirken, maktulün bedeninde bulunan cerrahi ilaç kalıntıları ve farklı erkeklere ait DNA örnekleri gibi çarpıcı bulguların neden geç açıklandığını sorgulamaktadır. Dosyadaki şüpheli mesajlaşmalar ve telefon verilerine müdahale edilmesi gibi kanıtların görmezden gelindiği, bu durumun ise kamu vicdanını derinden yaraladığı vurgulanmaktadır. Soruşturmanın yavaş ilerlemesi ve ailenin tehdit edilmesi, adalet sistemindeki aksaklıkların bir göstergesi olarak sunulmaktadır. Sonuç olarak kaynak, faili meçhul kalmaya mahkûm edilmek istenen bir cinayet davasındaki karanlık noktaları aydınlatmayı ve gerçeklerin peşine düşülmesini talep etmektedir.
Van Gölü’nün kıyısında bir çocuk. 21 yaşında. Gencecik bir üniversite öğrencisi. Rojin. Yemekhaneden çıktı. “Çakıl taşı toplayacağım” dedi. Gitti. Bir daha dönmedi.
Günlerce aradılar. Günlerce haber yaptılar.
Sonra…
“Suda boğuldu” dediler.
“İntihar etti” diye geçiştirdiler.
Dosyayı erkenden kapatmaya, hafızaları erkenden kurutmaya çalışan bir anlayış olduğu yönündeki kuşkular büyüdü.
Çünkü bizim memlekette adalet, ne yazık ki bıçak kemiğe dayandığında uyanır.
Aradan aylar geçti. Yıllar tükendi.
“İntihar” iddiasının arkasından, öyle korkunç, öyle mide bulandırıcı sorular çıktı ki, insanlığımızdan utandık.
Soruşturmayı yürütenler mi?
Adli Tıp Kurumu mu?
Bürokrasi mi?
Şimdi hep beraber aynaya bakma vaktidir.
Soruyoruz o halde…
Rojin’in örneklerinde roküronyum tespit edildi.
Ne demek roküronyum?
Ameliyatlarda kasları geçici olarak felç etmek amacıyla kullanılan güçlü bir nöromüsküler blokör.
21 yaşındaki bir üniversite öğrencisinin bedeninde böyle bir madde bulunmasının nasıl açıklanacağı hâlâ tartışılıyor.
ATK, bu bulguyu Rojin’in kaybolmasından yaklaşık bir ay önce geçirdiği ameliyatla ilişkilendiriyor.
Ailenin avukatı ise özellikle midedeki roküronyum bulgusunun bu şekilde açıklanamayacağını savunuyor.
Bu bulgunun ilk değerlendirmelerde neden yeterince açıklanmadığı ise cevap bekleyen sorulardan biridir.
Bitmedi.
Rojin’in bedeninde iki farklı erkeğe ait DNA bulundu.
Yanlış okumadınız.
İki farklı erkek.
Peki Adli Tıp bu bulguyu ne zaman açıkladı?
Ailenin ve avukatların açıklamalarına göre yaklaşık 9 ay sonra.
DNA’ların vücudun hangi bölgelerinden elde edildiği ise yaklaşık bir yıl sonra dosyaya yansıdı.
Bu gecikmeler neden yaşandı?

DNA’ların kime ait olduğu ve olayla bağlantısının ne olduğu neden hâlâ tam olarak açıklağa kavuşturulmadı?
Soruşturmanın bu noktası da cevap bekliyor.
Daha da fenası var.
Rojin kaybolmadan yaklaşık 13 dakika önce Instagram’da biriyle mesajlaşıyor.
“Hocam” diyor o kişiye.
O “hocam” denilen şahsın hesabının, Rojin’in kaybolmasının ardından kapatıldığı bildiriliyor.
Siber incelemeler ve bu yazışmalarla ilgili süreç ise aylar sonra gündeme geliyor.
Peki bu kişi hakkında soruşturma kapsamında hangi işlemler yapıldı?
Neden DNA’sı karşılaştırılmadı?
Savcılık neyi bekliyor?
Adli tatilin bitmesini mi?
Adaletin tatili mi olur?
Telefonundaki verilerle ilgili de cevap bekleyen sorular var.
Rojin’in telefonuna kaybolmasından günler sonra uzaktan silme komutu gönderildiği bildiriliyor.
Telefon inceleme için yurt dışına gönderiliyor.
İncelemelerde erişim sorunları yaşanıyor.
Dosyaya bakanlar adeta kör, adeta sağır, adeta dilsiz.
Baba Nizamettin Kabaiş haykırıyor.
“Kızımı öldürdüler” diyor.
Üstüne bir de ev adresi verilerek ölüm tehditleri alıyor.
Kızını kaybeden bir babanın kendi evinde bile kendisini güvende hissedememesi, bu ülkenin vicdanına bırakılmış ağır bir sorudur.
Şimdi Faili Meçhul Suçları Araştırma Daire Başkanlığı dosyayı incelemeye almış.
Günaydın.
Adalet Bakanlığı devreye girmiş.
Tebrikler.
Ama sormaya devam edeceğiz.
Bu ülkede bir kadının, bir çocuğun ölümünü aydınlatmak için illa ki ailenin didinmesi, avukatların iğneyle kuyu kazması, toplumun infial yaratması mı gerekiyor?
İlk gün “intihar” deyip geçiştiren soruşturma yaklaşımına ilişkin sorular…
Delillerin ve bulguların neden bu kadar geç kamuoyuna yansıdığına ilişkin sorular…
O şüpheli mesajın sahibinin olayla bağlantısının neden bugüne kadar açıklığa kavuşturulmadığına ilişkin sorular…
Telefonla ilgili incelemelerde neden bu kadar uzun süre beklendiğine ilişkin sorular…
Hepimiz soruyoruz.
Rojin, Van Gölü’nün soğuk sularında değil, bu ülkenin cevaplanmamış sorularında, o adliye koridorlarının labirentlerinde unutulmak isteniyor.
Ama yağma yok.
O çakıl taşları bir gün mutlaka konuşacak.
Gerçeklerin, er ya da geç, ortaya çıkmak gibi kötü bir huyu vardır çünkü.










