
Bir kervan baskınından mucizevi şekilde kurtulan Kurtarılmış, dedesi Kılıç Bey tarafından hem usta bir tüccar hem de yenilmez bir savaşçı olarak gizlice yetiştirilir. Şehirde kibirli ve sadece ticarete önem veren bir esnaf gibi tanınmasına rağmen, geceleri gizemli bir dilsiz savaşçı olarak yollardaki haramileri ve hainleri temizler. Annesinin intikamını alan Bey kızı ile yollarda omuz omuza dövüşerek birbirlerine hayran kalırlar ve Sultanın fermanıyla evlendirilirler. Genç kadın başlangıçta eşini sadece ticarete düşkün zannetse de onun gizli kimliğini öğrenince büyük bir şaşkınlık yaşar. Sonunda ikisi birlikte memleketlerindeki tüm kan davalarını ve fitneleri bitirerek şehre Bey ve hanım olarak huzur getirirler.
Uzun uzun zaman önce, memleketin birinin bir şehrinde yaşlı karı kocanın kapısı bir gece vakti çalınmış. Gelen bir kervancıymış. Kapıya çıkan adama:
— Baba, demiş; kervanımız baskına uğradı. Kucağımda uyuyan sabi senin torunun. Oğlun da gelinin de öldü. Kurtarılan çocuk senin torununmuş.
Yaşlı adam nemli gözlerle:
— Gel bakalım kurtarılan, demiş. Hatunum, kurtarılan geldi amma anası yok, babası yok…
Karı koca sabaha kadar ağlaşmışlar:
— Biz kurtarılmışın anasını istemedik, oğlumuzu eve koymadık; bu sabiyi görmek dahi istemedik. Kurtarıldı, kurtarılmış olarak döndü geldi kapımıza. Ne ettik biz böyle?
Kervan baskını ve o pusudan mucizevi bir şekilde kurtarılan erkek çocuk, şehirde aylarca konuşulmuş. Çocuğun anasının anası ise öfkeyle söylenmiş:
— Ben kızıma o adama varma dedim, gitme dedim, dinlemedi! O aile ile aramızda ölüm var, kan var, çekişme var, kin, garez ve nefret var. Şehirde o kadar delikanlının içinde gitti, o nemrut kadının oğluna sevdalandı. Babasını, ağabeylerini dinlemedi; kaçtı gitti. Delikanlıyı da kızımız yüzünden kendi anası babası kapılardan kovdu; olacağı buydu. Bana torun falan demeyin; ne yüzünü görürüm ne de adını anarım!
Kızın ağabeyleri:
— Anam, demişler; el kadar bebek… Kervancılar kurtarılmış demiş, adı kurtarılmış kaldı; onu kurtaran da yaşatan da Allah…
Kadın hışımla ayağa fırlamış ve kestirip atmış:
— Onu kim görmeye giderse sütümü helal etmem!
Kurtarılmış, baba tarafınca şefkatle büyütülmüş. Ana tarafından olan dayıları da gizli gizli onu görmeye gelirlermiş. Kurtarılmışın dedesi, torununun cevvaliyetini ve yeteneğini fark edince önce ok atmaktan başlayarak onu yetiştirmiş. Eli kabza tutacak çağa gelince de kılıç talimlerine geçmişler. Dedesi öğütlermiş:
— Seni nasıl kurtardılarsa, sen de darda kalanı, yolda kalanı, çaresizi, kimsesizi kurtaracaksın. Kimin imdada ihtiyacı varsa orada, o düşkünün yanında olacaksın. Gücün neye yetiyorsa koşmaktan geri durma evlat!
Şehir ahalisi dedeye Kılıç Bey dermiş. “Bu memleket onun gibi bir kılıç ustası daha görmedi; lakin oğluna öğretmedi, torununa da öğretmez” diye konuşurlarmış. Oysa savaş sanatı, dede ile torun arasında kutsal bir sır imiş. Dede torununu yanına alır, haftalarca ortadan kaybolurmuş. Soranlara da “Torunum tüccar olacak; onu uzak diyarlardaki dostlarımla tanıştırmaya götürüyorum” dermiş. Bu gidişlerden evdeki hanımın dahi haberi olmazmış.
Şehirde dedikodu ve fesat çıkmasın diye bedestenin tam ortasında torununa büyük bir dükkân açmış:
— Torunum hünerini bundan böyle ticarette gösterecek, dermiş.
Dükkân uzak diyarların en nadide kumaşları, antikaları ve hediyelikleriyle dolup taşmış. Kapılara sığmayan bir yiğit olan Kurtarılmış, kısa sürede şehrin en tanınan siması hâline gelmiş; zenginler, hanımlar, hatta onu kabullenmeyen ana tarafı bile dükkânına uğrar olmuş.
Günün birinde Şehrin Beyi dükkâna uğramış:
— Kurtarılmış, boylu poslu bir yiğit olmuşsun. Ne belinde kılıç gören var ne de elinde yay… Kılıç Bey sana da mı öğretmedi hünerlerini?
— Beyim, demiş Kurtarılmış; dedem beni bu yolda yetiştirdi. Diyar diyar gezdim, en usta tüccarların tezgâhından geçtim. El verdiler, dedem de bana bu ocağı açtı.
Bey tebessüm etmiş:
— Düşündüm ki seni artık bekârlıktan da kurtaralım. Danış dedene, seni baş-göz etmek isteriz.
Kurtarılmış akşam durumu dedesine açınca, Kılıç Bey ertesi gün konağın yolunu tutmuş:
— Buyur Beyim, beni çağırtmışsın.
— Kurtarılmışı yabancı diyarlara kaptırmayalım, kendi şehrimizden everelim derim.
— O hâlde ver kızını, hısımlık kuralım.

Bey duraksamış:
— Olmaz, Bey kızı ancak bir Beye yahut daha üst makamda birine varır.
Kılıç Bey dik duruşunu bozmadan yanıtlamış:
— Torun benim öz torunumdur. Ben Beyim; bana sunulan beylik payelerini elimin tersiyle ittim ama Sultanımız bu hakkı mührüyle tescil eyledi. Dolayısıyla torunum da Beydir. Çağır kızını, bizzat konuşayım.
Havadisi işiten Bey kızı hiddetle içeri girmiş:
— Yok artık! Arkadaşlarım senin torununa “çam yarması” diyorlar. İri yarı, kibirli, dükkânına sevdalı, gözü paradan puldan başkasını görmeyen biri… Ondan bana koca olmaz! İnsanlarla konuşurken sanki ruhu başka yerde, burnu kafdağında… Parayı pulu kurtarmayı iyi bilir ama gönül kurtarmaktan bihaber!
Bey araya girmiş:
— Kılıç Bey, kusura bakma; kızım gençtir, fevridir lakin söylediklerinde pek de haksız sayılmaz.
Kılıç Bey vakarla dükkâna dönmüş ve torununa fısıldamış:
— Evlat, doğru yoldasın; bırak ahali seni böyle bilsin.
O günlerde ticaret yollarında haramilerin pençesinden canını zor kurtarıp şehre sığınan kervancılar bir efsane anlatmaya başlamış:
— “Bizi öyle bir yiğit kurtardı ki boyu iki arşın, kılıcını çekti mi sanki göğe uzanıyor! Sayesinde yollarda harami kalmayacak; analar ne aslanlar doğuruyor!”
Şehirdekiler ise “Biz buralarda öyle bir cengâver tanımayız” deyip geçermiş.
Birkaç ay sonra Bey kızı, payitahta giden bir kervana katılmış. Dar bir dağ geçidinde kervan pusuya düşmüş. Bey kızı “Bana bir kılıç verin!” diyerek muhafızların yanına atılmış. Haramiler kızı canlı ele geçirmeye çalışırken, birdenbire kara örtülü, iri yarı, çift kabzalı bir savaşçı kasırga gibi haramilerin arasına dalmış. Bey kızıyla o cengâver sırt sırta vermişler; tek bir harami dahi sağ kalmamış.
Kervancıbaşı hayranlıkla fısıldamış:
— Hanımım, yolları temizleyen o gizemli yiğit işte tam karşında duruyor!
Bey kızı:
— Açsana yüzünü, kimsin sen, demiş.
Kervancılar fısıldaşmış:
— Yüzünü açmaz, konuşmaz; belki de dilsizdir…
Kız minnetle:
— Sağ ol dilsiz savaşçı, ömrümde senin gibi pusat çalan görmedim, demiş.
Gizemli süvari hiç konuşmadan atına atlamış ve kervanı uzaktan bir gölge gibi izleyerek payitahta kadar korumuş.
Payitaht sarayında ise dedikodular kaynıyormuş. Sultanın Veziri:
— Sultanım, bir hayaleti bu denli büyütmek doğru mudur, diye sorunca,
Sultan soğuk bir tebessümle:
— Az kaldı Vezirim; yollarımızın emniyetini bozan, haramilere kol kanat geren hain meğer bu sarayın içindeymiş, demiş.
Korkuya kapılan hain Vezir, adamlarına derhâl o dilsiz savaşçıyı bulup yok etmelerini emretmiş. Gece yarısı Vezirin boynuna soğuk bir çelik dayanmış. Başını kaldıran Vezir şaşkınlıkla fısıldamış:
— Bey kızı! Yollardaki o hayalet sen miydin yoksa?
— O hayalet ben değilim; lakin senin canını alacak olan benim, demiş ve anasının intikamı için hain Vezirin kellesini oracıkta almış!
Muhafızlar odaya doluşunca kızı zindana atmışlar. Huzura çıkarıldığında Bey kızı:
— Sultanım, o sefil hem anamın katiliydi hem de haramilerin gizli başıydı. İspat edemiyordum ama dilsiz savaşçı da her şeye şahittir, demiş.
Sultan başını sallamış:
— Biliyorum, o alçakları dilsiz yiğit açığa çıkardı. Zindandan kurtulmanın tek bir yolu var: Seni bu dilsiz savaşçı ile nikâhlayacağım.
Ferman karşısında boynunu büken kız razı olmuş ve nikâh o gün kıyılmış.
Baş başa kaldıklarında kız:
— Dilsiz, aç şu yüzünü de kime vardığımı bileyim, demiş.
Adam yan odaya geçmiş, yüzünü açıp döndüğünde Bey kızının yorgunluktan derin bir uykuya daldığını görmüş. Kızı usulca yatağına yatırıp kendisi sedirde sabahlamış. Sabah uyandığında kocasını bulamayan kıza, Sultanın kızı Prenses haber getirmiş:
— Üzülme Bey kızı; saray muhafızı haber getirdi, memleketine dönebilirsin. Kocan vazifesi bitince gelip seni bulacak.
Memleketine tek başına dönen Bey kızı hakkında dedikodular çığ gibi büyümüş: “Kocası kim, evlendiği gece bunu bırakıp nereye kaçtı?” diye alay etmeye başlamışlar. Kılıç Bey, öfkeden deliye dönen Şehrin Beyini sakinleştirmiş:
— Beyim, gel asilerden olma; Sultanın kurduğu bu bağı bozma.
Kurtarılmışın merhametsiz anneannesi ise kıza laf sokmaktan geri durmamış:
— Bey kızı, kurtul şu meçhul heriften; sana koca mı yok?
Kız sertçe karşılık vermiş:
— Sen kendi öz torununa sırt çevirmiş taş kalpli bir kadınsın! Ben Sultanıma söz verdim, kocamı bekleyeceğim!
Bir gün kafası dağılsın diye Kılıç Beyin peşine takılıp bedestendeki dükkâna varmış. Kılıç Bey:
— Kızım, torunum sana yardım etsin, deyince dudak bükmüş:
— Tanırım torununu; burnu yere düşse almaz, akçe saymaktan başka hüneri yoktur…
Kurtarılmış usulca araya girmiş:
— Dedem, ben seni önce Bey kızından kurtarayım; gerisine bakarız…
Kızı dükkânın loş arka odasına çekmiş:
— Az bekle, sana diyeceklerim var.
Kız şaşkınlıkla beklerken, içeriye yüzü sarılı, kılıç kuşanmış o heybetli dilsiz girmiş! Kız heyecanla peçeyi çekip indirince karşısında kibirli sandığı Kurtarılmışı görmüş ve hayretinden düşüp bayılmış!
Şifahanede kendine geldiğinde Kurtarılmış kızın dudaklarına parmağını koymuş:
— Sessiz ol, demiş. Evet; yolları temizleyen dilsiz savaşçı da benim, bedestendeki tüccar da. Ben de senin gibi yiğit kılıç çalan bir kadına az rastladım; seninle sırt sırta ölüme bile giderim…
İki genç plan kurup ayrılmışlar. Çok geçmeden şehre kasten bir haber yayılmış: “Dilsiz damat eşkıyalarca şehit edildi!”
Birkaç ay sonra Kılıç Bey yeniden dünür gitmiş. Bey kızına danıştığında, kız ahalinin dedikodusunu umursamayarak evliliğe razı olmuş. Düğün dernek kurulup nikâh tazelenince, Kurtarılmış nihayet kin kusan anneannesinin karşısına dikilmiş:
— Ana desem analara hakaret olur! Ben kızının canından bir parçayım; dayılarımı severim ama senin bu dinmeyen garezin nedir? Dedeme ve rahmetli babamın anasına duyduğun bu zehir ne vakit bitecek? Bir gün elime yetki geçerse bu şehirdeki bütün fitneleri kökünden kazıyacağım!
Anlatırlar ki Kurtarılan, yanına can yoldaşı olan Bey kızını alıp Sultanın fermanıyla yeniden yollara düşmüş. Birkaç yıl içinde dağda, bellerde tek bir harami dahi bırakmamışlar; şehirlerdeki gizli çeteleri de birer birer adalete teslim etmişler. Sultan divanında ferman buyurmuş:
— Sıra kendi memleketinize geldi. Bey kızı, artık sen bir Vezir kızısın; Kurtarılmış, sen de şehrine Bey oldun!
Şehrine Bey olarak dönen Kurtarılmış; kangren olmuş kan davalarını, dedikoduları ve fitneleri altı ay içinde kökünden temizlemiş. Şehir şehre, kurtarılan kurtarılana, kılıç kılıca benzer. Bir kıssadır anlatılan; hissesi anlayana kalsın…
