1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. A. Yağmur Tunalı
  4. Yüz altı yıl sonra Sevr’i kendimiz konuşturuyoruz

Yüz altı yıl sonra Sevr’i kendimiz konuşturuyoruz

featured

Yazar A. Yağmur Tunalı tarafından kaleme alınan bu metin, Türkiye’deki yeni siyasi süreci ve bu çerçevede atılan adımların tarihsel sembolizmini eleştirel bir bakış açısıyla ele almaktadır. Özellikle Çerçeve Kanun gibi düzenlemelerin Sevr Antlaşması’nın yıl dönümüne denk getirilmesi, yazar tarafından kasıtlı bir niyet beyanı ve stratejik bir risk olarak yorumlanmaktadır. Metinde, iktidar ve muhalefetin bu süreçteki tutumları sorgulanırken, ulus devlet yapısının sarsıldığına dair ciddi endişeler dile getirilmektedir. Yazar, Malazgirt zaferi gibi tarihi olayların etnik ortaklıklar üzerinden yeniden kurgulanmasını, bilimsel dayanaktan yoksun ve toplumsal çatışma potansiyeli taşıyan bir girişim olarak nitelendirmektedir. Sonuç olarak kaynak, mevcut politik söylemlerin Cumhuriyet’in temel ilkeleri ve kurucu kimliği ile çeliştiğini savunarak kamuoyunu şeffaflık ve sağduyu konusunda uyarmaktadır.

 

Yeni sürecin iyilik getirmeyeceği basit bir şüphe veya kuruntu değildir. Baştan beri itiraz sebepleri ve gerekçelerini anlatanlara kulak vermek gerektiğine dikkat çekiyoruz. Komisyon raporu ve arkasından gelen gizli saklı, isli puslu kanun konuşuluyor. Yangından mal kaçırır gibi davranılıyor. Şeffaflık yok. Kamuoyu olanı biteni bilmiyor.

Sokak tepkilerinin cılız görünmesine bakarak yapılan yorumlar aldatıcıdır. Sessiz çoğunluk ezici oranda bu sürece güvenmiyor.

Tepkileri ölçerek gidilmesi biraz da bundan. İktidar cenahı yoğurdu üfleyerek yemeye çalışıyor. Başına gelmedik kalmayan ve DEM diliyle konuşmaktan vazgeçmeyen Özgür Özel’in partisinden bile geride duruyorlar. Doğrudan topa girmiyorlar. Önde hep başkaları var.

 

SEVR’İN İMZALANDIĞI GÜNDE

“Çerçeve Kanun’un Sevr’in imzalandığı gün Meclis’ten geçirilmesi kabul edilemez.” diyenleri anlamak gerek. Bu tercihin açık bir niyet beyanı olarak anlaşılması kaçınılmazdır. Kör göze mertektir. İngiliz, Fransız veya Yunan Meclisi’nden böyle bir sembol, tarihte böyle bir kanun çıkarılsa ne düşüneceğimiz bellidir. Kıyameti koparanlar olur. Devletlerarası saygısızlık ve pervasızlık örneği görülür. Kendi Meclisimizde böyle bir tarihleme daha fazlasını düşündürür diyenlere hiçbir şekilde itiraz kolay olmaz. Meselenin bu tarafını atlayamayız.

Sevr’e dikkat çekenler, doğru düşünülmüş stratejik bir hamle olmadığını düşünüyorlar. İlk bakışta görünen bu ve kafa karışıklığına rağmen bile isteye yapıldığı izlenimi kuvvetli. Böyle bakılırsa her şey planlı.

Nereye baksanız kafanız karışır. Tezatlar içindeyiz. Bodoslama girişilmiş bu işte belli ki herkesin bir hesabı var. “Ya tutmazsa?” hesabını yapan da var, “Ne olursa bize yarar” diyen de.

“CUMHURİYET’E KARŞI DEĞİLİZ DE…”

“Atatürk’ün partisiyiz” diyen Özgür Özel, Atatürk’le gelen anlayışı berhava edeceği görülen bu sürece destek veriyor. Süreci kuranların kullandıkları dil neyse onlar da o havuza dalıyorlar.

Bunları konuşurken sütre gerisinde durmaya çalışan asıl aktörü, DEM’in dediklerine katılan iktidar gücünü unutuyoruz. Malazgirt’in yıl dönümünde yine “Türk-Kürt-Arap” üçlemesi verildi. Orada da mesaj açık. Bu dille tek milletin, tek bayrağın nasıl olacağı çokça sorulmaya başlandı.

Kafaları biraz açmak için hem denenlere hem de olanlara bakılacaktır. 2015’ten sonra kenara çekilen birinci açılımın yürütücüsü Beşir Atalay’ın, İmralı’dan dönen HDP’lilerin Apo’dan getirdikleri mesajlara “Açıkçası biz de aynı görüşteyiz” dediği açıklamanın videosunu süreçleri iyi takip edenlerden yazar albayımız Mustafa Önsel’in Facebook sayfasında gördüm. Gördüm ve bazı konuşmaları hatırladım.

 

“CUMHURİYET’İN TEK UNSUR ÜZERİNE KURULMASI YANLIŞ”

Bizim İslamcı ideolojik gelenekte Beşir Atalay’ın o sözü çeşitli şekillerde dillendirilmiştir. Rahmetli Korkut Özal’ın, 1975’te İçişleri Bakanı iken “Biz Cumhuriyet’e karşı değiliz. Tek unsur üzerine kurulmasına itirazımız var” dediği konuşulurdu. Bu görüş, yaygın bir kabul hâlinde o siyasi ekibin ilkeleri arasındaydı. Dolayısıyla DEM’le bu temelde bir mutabakatın ifade edilmese de varlığı düşünülebilir.

Yalnız birçok İslamcı dostumuz, Türk alerjisine dönüşen “Cumhuriyet’in tek unsur üzerine kurulmasına şerh düşen” görüşe katılmazlardı. Mesela, Yazarlar Birliği’nin kuruluşundan itibaren yönetimde ve toplantılarda beraber olduklarımızdan çoğu “O kadar da değil, burası Türkiye’dir ve biz Türk’üz” derlerdi.

Yaşadıkça bu tür fikirlerin revize edilmesi normaldir. AK Parti’nin çekirdek kadrosundakiler devleti tanıdıkça epeyce değişti. Türklüğe de yakınlaştılar. Değişme tam olmadı. “Onlar Arap, Biz Müslüman” başlıklı bir yazıda o tezada dokunmuştum. “Haklısın. Türk deyince yüzümüz ekşirdi. Ne büyük yanlış! Yok arkadaş, biz de Türk’üz!” demeye başlayanlar çoğaldı. Partide hâkim olmasalar da “Devletin Türk Devleti olduğu tartışılamaz” diyenler artık çoğunlukta görünüyor. Aslında Yeni Parti ile AK Parti, bu konuda aynı durumda diyebiliriz. Yani partilerle seçmenleri aynı yerde değil.

 

TARİH UYDURMAYA MÜSAİT BİR ZEMİN

Ulus devlet denen millet devletlerinde sadece bizde değil, hiçbir yerde kurucu unsura ortak getirilemez. Bizde imparatorluklar bile öyledir. İktidar cenahında bunu bilenler de çok. “Malazgirt’i Türkler, Kürtler, Araplar beraber kazandık” söylemi bin yıl sonra söylenmiş ve tarihte karşılığı olmayan bir kabuldür. Bütünüyle yanlıştır. Dönemin uzmanı eskilerde böyle bir kayıt yoktur. Sayıları yüzü bulmayacak dönemi çalışan yeni tarihçileri bir yere toplayalım ve konuşalım. Bu görüşün bilgisini-belgesini ortaya koyabilecek kimse çıkmayacaktır.

Kaldı ki ordularda paralı-parasız her unsur bulunur. Ganimet alırlar, korunurlar, o kadardır. “Bize de devlet payı verin” demek akıllarından geçemez. Bizimkinde Sırplar var mesela. Bizans ordusunda Türkler ve başka unsurlar var.

Okumak, araştırmak zor iş. Meraklısı okuyacaktır. Bunun yanında siyasilerin, ideolojik kurguların bombardımanından kenara çekilen ve yaşayanlara soranın da kafası netleşebilir. Belgesiz tarih olmaz. Objektif bilgi edinilebilir. Kürtleri ve sonra Arapları katarak konuşanların çoğunluğunun önce tarihe, sonra yeni devlete ortak tayin etmek istedikleri bellidir. Burada hakikat yoktur. Ne olursa olsun kimse de tatmin olmaz. Çatışma çıkar. Korkulacak budur.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Haberiniz ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!