1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. A. Yağmur Tunalı
  4. Filenin Sultanları bize süreci de gösterdi

Filenin Sultanları bize süreci de gösterdi

featured

Sunulan metin, millet olma bilincini ortak sevinç ve kederde birleşme ilkesi üzerinden ele alarak Türkiye’deki güncel kutuplaşmaları analiz etmektedir. Yazar, Filenin Sultanları’nın başarısını toplumsal bir ayna olarak nitelendirip, bu zafer üzerinden gelişen ideolojik tartışmaların ve ayrıştırıcı dillerin milli birliğe zarar verdiğini savunmaktadır. Tarihi şahsiyetlere ve kavramlara yönelik toptancı ve fanatik yaklaşımlar, yazar tarafından kültürel bir hafıza kaybı ve kimlik krizi olarak değerlendirilmektedir. Özellikle dile ve tarihe karşı takınılan ideolojik körlüğün, toplumu birbirine kenetleyen bağları zayıflattığına dikkat çekilmektedir. Metin, milli başarılara dahi ortak bir coşkuyla yaklaşılamamasını, millet olma vasfının karşı karşıya kaldığı ciddi bir risk ve tehlikeli bir psikolojik kopuş olarak vurgulamaktadır. Sonuç olarak, Türkiye’nin köklü mirasına sahip çıkılmasının ve ayrılıkçı emellere karşı uyanık olunmasının hayati önemi üzerinde durulmaktadır.

Millet olmak tasada kıvançta bir olmakla tarif edilir. Son zamanlarda en çok sorduğum soru bu sade tariften gelir. Aynı şeylere sevinen, aynı şeylere üzülen yekpâre, muazzam bir topluluğa millet denirse biz öyle miyiz? Bu sorunun cevabı millî meselelerde, özellikle dışarıya karşı tutum alışlarda yüksek seviyede görülür.  En kolay anlaşıldığı yer, millî maçlarda gösterilen davranışlardır.

Şimdiki diken üstü hâlimizde her ayrıntıda şu veya bu tercihin yansımasını görmemiz normaldir. Her ne olursa, bütünde ve parçada dikkatimizin toplandığı fikir ve yorumlara bakarız. O dikkatin aynasında kabulden redde, sevinçten kedere, öfkeden sükûnete içimizde kurduğumuz dünyayı ve kendimizi seyrederiz. Bizim için her olay, her durum bir aynadır. İnsan ve hayat böyle yürür. Filenin Sultanları’nın başarısı birçok bakımdan bizi bize gösterdi.

MAZHAR OSMANLIK İŞLER

Eleştiri; akıl ve bilgi işidir ve şarttır. Katılaşmış düşünce ve kabullerle eleştiri olmaz. Eleştiri esnektir. Olana bitene bütün yönleriyle bakılır. Kanaatler elbette sertleşebilir. Saldırgan hâle gelmesine de şaşılmaz. Bizde her türlüsü varken bu türlüsü şimdi egemen görünüyorsa düşüneceksiniz.

İstiklâl Harbi’ni Yunan kazansaydı diyenin tavrı da bu katılaşmışlıkla değerlendirildi. Şayet öyleyse aklından zoru-noksanı var diyerek Mazhar Osman’a havale etmiyorsanız orada problem vardır. Bir de taraftarları oluşmuşsa, buradan genişleyerek bütün tarihe yaftalama niyetiyle bakanlarınız çoğalmışsa, kimlik çatışmalarının yol açacağı millet krizi kapıdadır.

İdeolojik bir tavır alış elbette olabilir. Tarih ve tarihî şahsiyetler eleştirilebilir. Öncelikle ilim konusudur. Tartışmanın kaynağı belgelerdir. Orada konuşulur. Halka yansıması başka türlüdür. Beğenme veya beğenmeme şeklinde bir kabule dönüşebilir. Reddedişe ve hayat görüşünü rehin alışa kadar gitmez.

Bu tür bir toptancılık etkisi zamana yayılmış zehirdir.  Biz bu zehri devamlı içiyoruz. Mesela 2. Abdülhamid’i değerlendirmek için o günün Türkiyesinden, dünyasından, olaylarından, yapılan veya yapılmayanlardan haberiniz olacak. Sonra onun kişiliğini bileceksiniz. Bu da yetmez, elindeki imkânları ve insan malzemesini bileceksiniz. Bunlar olmadan Kızıl Sultan veya Ulu Hakan mı bilemezsiniz. Diyenleri de anlayamazsınız. Bu bir.

İkincisi, tarihe böyle tek yönlü taraftarlık fanatizmiyle bakılmaz. Eğer milletseniz, iyisiyle kötüsüyle o tarih sizindir. Büyük milletin büyük tarihidir. Türkler olmadan dünya tarihi yazılamaz diyen sadece bizim İlber Hoca, öncekiler, sonrakiler değildir. Vambery başta batılı büyük isimlerin sözüdür. Bu tarihle iyisi ve kötüsüyle bilir ve iftihar edersiniz. Etmiyorsanız orada problem vardır.

KENDİNİ BEĞENMEME HASTALIĞI

Bu kadar büyük bir tarihe sahip milletin kendinden şüphe eder hâle gelmesi dünyanın tersine dönmesi kadar zordur. Zordur fakat imkânsız değildir. Şimdi böyle bir krize girmiş görünüyoruz. En az iki asırlık bir meseledir. Bununla beraber yetersizlik ve değersizlik hissinin yerleşmesi yenidir.  Şaşacaksınız, en parlak başarımızdan sonra gelen tarihe ve kültüre bakışımızı yayan eğitim sistemi ve ona göre insan yetiştirmeyle gelindi. Cumhuriyetimizin ikinci devresinden itibaren düştüğümüz bu durumu iyi analiz etmek lazımdır.

Başına gelmedik kalmayan Özgür Özel ve çevresinin kafa yapısının “Keşke Yunan galip gelseydi” diyen kadar tarihe şaşı baktığına ve millet fikrini, birliği-beraberliği baltaladığına dikkat çekenlerimiz olmuyor. İslamcı geçinenlerimiz bir türlü, milliyetçi geçinenlerimiz bir türlü o yolun yolcusu. Bunu göreceğiz. Sadece milliyetçiler milleti bilse, yani milliyetçi olsa bu durumlara düşmezdik. Diğerleri, 19. Yüzyılın sonundan itibaren olduğu gibi onlara göre vaziyet alırdı.

Tartışılması için ısrarla söylüyorum. Derdimiz şundan bundan ibaret değil. O tarihî mirasın tortularıyla ve el yordamıyla ayakta kalmaya çalıştığımızı göreceğiz.

Geleceğim yer belli. Millete mensup olmanın takımdaşlığa benzemez bir tarafı var. Millî maçlarda duyulan heyecan, başarılarda sevinme ve başarısızlıkta üzülme boyutu farklıdır. Sevinme ve üzülmede herkes birdir. Derecesi değişik olsa da birdir. Birliği lehimleme özelliği bunun için yüksektir. Zayıflayan bağları güçlendirir. Hatırlıyorum, 2002’de dünya üçüncüsü olduğumuzda bir genç kız “Türklük benim için bir şey ifade etmez hale gelmişti. Bu başarıyla Türklüğe döndüm” meâlinde cümlelerle tribünde gözyaşı dökmüştü. Düşüş zamanlarında bu kadar önemlidir.

ÇÖLAŞAN KAFASININ ÇÖLLEŞTİRDİĞİ

Filenin Sultanları bu duyguyu en yükseğe çıkardı. Emin Çölaşan, Sözcü’deki yazısında bu adlandırmada sultan sıfatına takılmış. Biz sultanı attık diye şehvetle bağırıyor. Mustafa Kemal’in Kızları denecek, diyor. Bunca yılın yazarı düşünmüyor ki bu ikisi birbirinin yerine kullanılacak isimlendirmeler değil. Filenin Sultanları’nın yerleşmiş bir adlandırma olması bir yana, bunlar aynı anlam ve aynı kapsayıcılıkta değil. Doğrudan kızların başarısına dikkat çeken bir sıfat. Atatürk’ün Kızları sadece bir taraflarını söylüyor.  Yalnızca onlar için söylenecek bir söz de değil. Başkaları da kendileri için aynısını der. Son zamanlarda başarılı kadınlar için çokça kullanılıyor, kullanılabilir.

İşte tarihe şaşı bakmaya tam bir örnek bu. Be kardeşim, saltanatı kaldırdık tamam da kelimeyi ve anlamlarını dilimizden atmadık ya.  Ne saltanat’a ne de sultan’a düşman olma fakirleştirmesine, düşkünlüğüne düşeriz. Tarihimizin en yüksek dönemlerinde, dünyanın birinci gücü, cihan devleti olduğumuz devirlerden beri kullandığımız kavramlardır. O tarih bizimdir.

İnsanlarımız ideolojik de olmayan bu körlük ve darlıkta düşünmüyor. Kral’a karşı bir tavır yok. Real Madrid’in Kraliyet Madridi demek olduğunu da konuşan yok. “Adamın kralı” diyene, “Ne kralı?” diyen bir kimse ne bizde ne de Batı’da çıkar. Tarihe kör-şaşı bakmanın, dile saldırmanın bu türlüsü yalnız bizde var. Ve başımıza gelenlerin bir sebebi de bu.

KIZLARIMIZIN BAŞARILARINI KEYFİNCE YAŞAYAMAYACAK MIYIZ?

Bileceğiz ki kızlarımızın başarısı sadece sportif değildi. Bayrakla Türkiye’yi göklere çektirdiler. Dünya onları alkışlarken Türklüğe gıpta etti. Kıskananlar daha çoktu. Normaldir. Değişmez gerçek Türk Millî Takımı’nın dünya ve Avrupa şampiyonu olmasıydı. Başımız göğe erdi.

Kızlarımız ülkeyi ayağa kaldırdı. Bizi birbirimize kenetledi. Bu kesindir. Yalnız hemen bir kulp takmaya kalkanlar da eksik değildi. Normal zamanda olsak güler geçeriz. Hayır, bu bir karşı tavır alışın, ona göre kurgulanmış davranışlar bütününün eseri hâlinde algılanacak bir mesele. Kulp takmanın cılız görünmesi zaferin uyandırdığı sevincin yüksek heyecanı altında ezildiğindendir. Bitmeyen değersizleştirme operasyonlarıyla birleşince başka bir mana taşıdığı görülür. Görmezlikten gelinemez. Hangi kafanın eseridir, düşüneceğiz.

SÜRECİN GETİRDİĞİ-GÖTÜRDÜĞÜ

Sevinci büyüklüğüyle belki görmedik ama tadımızı kaçıranlar epeyce vardı. Millet olamamanın değilse de milleti kamplara ve giderek birbirine kulak vermez ayrı parçalara ayırmanın göstergesi tatsızlıklar. Bizi bize gösteren aynalar. Biri Çölaşan’ın zevzekliği. Biri kızların formalarına çıplak diyerek takılan bir güruh. Biri de PKK’lılar. Konumuz bakımından en dikkat çekici olan sonuncusu.

Süreci hararetle destekleyenlere göstermek gerek. Filenin Sultanları’nın başarısına PKK’lılardan açıkça sevinen olmadı. Partileri DEM, bir kutlama yayınlamadığı gibi mensuplarından da ses çıkmadı. İki yıl öncesine, yani yeni açılıma kadar bütün Doğu şehirlerinde kutlamalar olurdu. Onu da görmedik. Kızların maçı olduğu bir gün İstanbul’da Kasımpaşa Amedspor maçına “âzâdî” (bağımsızlık) sloganları atarak yürüyen grupları gördük. Öncesinde şehir şehir miting gibi taziye programları hazırladılar. Yaptıkları kongrede yine İstiklâl Marşı okunmadı ve bayrak asılmadı.

Maçlarda sarı torba gösterenleri afişe edenler, bu psikolojik kopuşu hızlandıran gidişin kaba gösterilerini âdetâ görmeyi yasakladılar. Görmeyince, göstermeyince olan olmuyor zannedilmiyor; yapılanın bile bile yapıldığı izlenimi giderek yerleşiyor.

Sürecin şımarıklığıyla ortaya çıkan birkaç konuyu söyledim. Uzunca açmadım. Birinci açılım sırasında hendeklere kadar giden fırsatçılığın yeni versiyonu bu. Bayrak yok.  Marş yok. Tasada kıvançta birlik yok. Birlik beraberlik yok. Onlar teröriste şehit demenin peşinde, biz de tam yardımcıyız ve terörist başına özel statü vermenin peşindeyiz.

Onlarda değişen hiçbir şey yok. Evet, yok. Cengiz Çandar üç gün önce açık etti: “Devlete ortak olacaklar” dedi. Ortaklığın bölünmeden ileri bir yaralanma getireceğini biliyoruz. Bu yolun kavgayı bitirmeye değil, büyütmeye çıkacağını da. Geldiğimiz yer bu.

Bir daha içimiz yanarak, yalvararak söyleyeceğiz: Kızlarımızın başarısına sevinmeyen ve sevinemeyenleri bu gözle de görün! Başınızı kuma gömmeyin ve hâlâ birbiriyle et tırnak gibi olan halkın arasını açmayın lütfen! Lütfen!

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Haberiniz ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!