Yazar Atsız Burucu tarafından kaleme alınan bu metin, Türkiye’nin artan dışa bağımlılığı ile yeni anayasa çalışmaları arasındaki kritik bağlantıyı ele almaktadır. Mevcut siyasi hamlelerin sadece bir yönetim sistemi değişikliği olmadığını savunan eser, bu sürecin ulus devlet yapısını dönüştürmeye yönelik küresel bir strateji olabileceği uyarısında bulunur. Başkanlık sistemi ile gücün tek elde toplanmasının, ilerleyen aşamalarda üniter yapının tasfiyesine ve yerel özerkliklerin önünün açılmasına zemin hazırlayabileceği öne sürülmektedir. Metne göre Türkiye, ulusal egemenliğini korumak ile dış odakların istekleri doğrultusunda yeniden yapılandırılmak arasında hayati bir yol ayrımındadır. Sonuç olarak yazar, anayasa tartışmalarının ardındaki asıl tehlikenin devletin bağımsız karar alma yetisini kaybetmesi ve ülkenin bölünme riskiyle karşı karşıya kalması olduğunu vurgular.
Türkiye; ekonomi, siyaset ve kültür alanlarında giderek dışa bağımlı bir biçimde yönetiliyor. Bugün gündeme getirilen yeni anayasa tartışmalarına da bu büyük tablodan bağımsız bakmamak gerekiyor. Öngörülen yeni anayasanın, küresel odakların istekleri doğrultusunda gündeme getirildiği ve asıl hedefin Türkiye’nin ulus devlet yapısını dönüştürmek olduğu düşüncesi giderek daha fazla önem kazanıyor.

Mesele yalnızca yeni bir anayasa yapmak değildir. Asıl mesele, nasıl bir devlet yapısının kurulmak istendiğidir.
Başkanlık sistemiyle birlikte siyasal güç büyük ölçüde tek merkezde toplandı. Şimdi üniter yapıyı değiştirecek yeni bir anayasal düzenleme yapılması durumunda bunun başta Güneydoğu olmak üzere bölgesel özerkliklerin önünü açabileceği, ardından federal bir yapılanmaya ve giderek ülkenin parçalanmasına kadar uzanabilecek bir süreci başlatabileceği kaygısı vardır.
Bu nedenle başkanlık sistemi ile yeni anayasa tartışmalarını birbirinden bağımsız değerlendirmek doğru değildir. Gücün önce merkezde toplanması, ardından devlet yapısının yeniden biçimlendirilmesi, Türkiye’nin geleceği açısından üzerinde önemle durulması gereken bir süreçtir.
Daha dikkat çekici olan ise eski sistemin tıkanmasına yol açan güçlerle yeni sistemi kurgulayan odakların aynı olduğu iddiasıdır. Eğer durum gerçekten böyleyse, yaşananların birbirinden kopuk siyasal gelişmeler olmadığı; uzun vadeli bir sistem değişikliğinin parçaları olduğu düşünülmelidir.
Bu bakış açısından başkanlık sistemi yalnızca bir yönetim modeli değişikliği değildir; ulus devletin aşamalı olarak tasfiye edilmesinde kullanılabilecek siyasal bir araç hâline gelme tehlikesi taşımaktadır.
Türkiye’nin önündeki temel sorun bu nedenle yalnızca “Yeni anayasa yapılmalı mı?” sorusu değildir.
Asıl soru çok daha büyüktür:
Türkiye nasıl bir devlet olarak yoluna devam edecek?
Üniter yapısını, ulusal egemenliğini ve bağımsız karar verme gücünü koruyan bir Türkiye mi?
Yoksa ekonomik, siyasal ve kültürel bağımlılığın ardından devlet yapısı da yeniden biçimlendirilmiş bir Türkiye mi?
Bugün tartışılması gereken asıl mesele budur.
Atsız Burucu (Mehmet Hoca) Kuzguncuk, İstanbul – 10.08.2026











