1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Roza Kurban
  4. Kazan Tatar Edebiyatında Fedakâr Tatar Kadını-1

Kazan Tatar Edebiyatında Fedakâr Tatar Kadını-1

featured

Roza Kurban tarafından kaleme alınan bu araştırma, Tatar edebiyatı ve tarihinde fedakâr Tatar kadınının hayati rolünü ve toplumsal önemini mercek altına almaktadır. Kadınların dilin korunması, aile yapısının güçlendirilmesi ve millî kimliğin devamlılığı konularındaki öncü görevleri vurgulanmaktadır. Tarihsel süreçte Söyembike ve Kisenbike gibi kahramanların direnişleri hatırlatılarak, kadınların her türlü baskı ve zulme karşı gösterdiği cesaret ve metanet anlatılmaktadır. Özellikle yazar Gayaz İshaki’nin eserleri üzerinden, Tatar kadınının neslin bekası adına kendi mutluluğundan vazgeçebilecek kadar derin bir özveriye sahip olduğu ifade edilmektedir. İshaki’nin “Ostazbike” hikâyesindeki Segıyde karakteri, bu toplumsal fedakârlık ve asalet anlayışının en somut örneği olarak sunulur. Sonuç olarak kaynak, Tatar kadınını sadece bir eş veya anne olarak değil, milletin ruhunu ve geleceğini ayakta tutan temel direk olarak tanımlamaktadır.

 

Tarihin her döneminde ve hayatın her alanında kadınlar vardır. Kadınların önemi herkes tarafından bilinmektedir. Kadınlar; sosyal, siyasî ve diğer alanlarda önemli görevler üstlenmiştir. Toplumun en küçük birimi olan ailelerde kadınlar ailenin temeli ve ana dilinin koruyucusudur. Tarih kadınların üzerine büyük sorumluluklar yüklemiştir. Dünya çapında tanınan liderleri anneler büyütmüş, başarılı erkeklerin arkasında da kadınlar yer almıştır. Bunun dışında kadınların tek başlarına elde ettikleri başarılar, yazdıkları kahramanlıklar ve yaptıkları fedakârlıklar tarihe not düşecek nitelikte önemlidir.

İbret ve acılarla dolu Tatar tarihinde de Tatar kadınının önemli bir yeri vardır. Tatar kadınları her zaman eşlerinin yanı başında olmuş, iyi günde ve kötü günde onlara destek vermişlerdir. Yeri geldiğinde eşlerinin önüne geçerek gövdesini siper etmeyi de bilmiştir Tatar kadını. Titiz, temiz, hamarat olma vasıflarının yanında güzelliği de dillere destandır Tatar kadınının. Vatan ve millet uğruna gözünü daldan budaktan esirgemeyen Tatar kadını her şeyi göze almayı da bilmiştir. Tatar kadınının kaderi milletin kaderidir. Tarih sayfalarında kahraman Tatar kadınları da kendilerinden söz ettirmiştir. Bunun en çarpıcı örneği Kazan Hanlığının son melikesi Söyembike’dir (1519–1557). 1552 yılında Kazan Hanlığı Ruslar tarafından işgal edildikten sonra Kazan Tatarlarının millet olarak ayakta kalma mücadelesi başlamıştır. Zorla Hristiyanlaştırma yoluyla Ruslaştırma siyaseti yürütülen yıllarda Tatar kadınları büyük cesaret örnekleri sergilemişlerdir. Ruslara isyan bayrağını açanlardan birisi olan Kisenbike Baysarova, 30 Nisan 1739 tarihinde Yekaterinburg şehrinin ortasındaki meydanda diri diri ateşe verilmiştir. Sovyetler iktidara geldikten sonra da Kazan Tatarlarına yapılan zulüm sürmüştür. Stalin’in yaptığı aydın soykırımından kadınlar da nasibini almıştır. Örneğin 1937 yılında Möhlise Bubi adlı kadın kadı Ufa’da kurşuna dizilmiştir. “Halk düşmanı” suçlamasıyla tutuklananların eşleri de zor günler yaşamış, işten atılmış ve toplum tarafından dışlanmıştır.

Fedakâr Tatar kadını; şiirlere, şarkılara, destan ve romanlara da ilham kaynağı olmuştur. Tatar edebiyatında birçok fedakâr ve güçlü ruhlu Tatar kadınına rastlamak mümkündür. Bugün Tatar edebiyatında iz bırakan iki yazardan, Gayaz İshaki (1878–1954)[1] ve Mehmüt Galeü’den (1886–1938) bahsedeceğim. Bu Tatar yazarlarını birleştiren ortak bir nokta, her ikisinin de Sovyetler döneminde adlarının ve eserlerinin yasaklanmasıdır. Gayaz İshaki ömrünü muhacerette geçirmiş ve Türkiye’de vefat etmiştir. Mehmüt Galeü ise Stalin Devri kurbanıdır.

Gayaz İshaki eserlerinde Tatar ulusunun millî değerlerine ve yaşam tarzına geniş yer vermiştir. Tatar ulusunun geleceğinden endişe etmeden gününü gün eden Tatar zenginlerini İshaki acımasızca eleştirmiştir. Yazar, bu konuyu 1903 yılında yazılan “200 Yıldan Sonra İnkıraz” adlı fantastik hikâyesinde kaleme almıştır. Yazarın zorla Hristiyanlaştırma konusunu işleyen “Zöleyha” (1911) adlı oyunu bulunmaktadır. Küçük insanların büyük problemlerini gün ışığına çıkaran, geleneklerin ve millî değerlerin önemini vurgulayan “Sünnetçi Dede” (1911) hikâyesi de dikkate değerdir.

Gayaz İshaki, “Her milletin yarısı kadınlar, her milletin ruhunu koruyan kadınlar, her milletin dilini, telaffuzunu, şivesini koruyan kadınlar, yarın anne olacak kızları ve baba olacak erkekleri koruyan da kadınlardır” demiştir. Kadınların hayattaki önemini bu ifadelerle dile getiren İshaki, Tatar kadını ile ilgili “Muallime” (1913), “Dilenci Kız” (1901–1908), “İki Âşık” (1901) gibi eserler yazmıştır. 1910 yılında yazılan ve 1915 yılında Moskova’da yayımlanan “Ostazbike”[2] hikâyesi, Tatar kadınının fedakârlığını yansıttığı için yayımlandığı günden itibaren büyük bir ses getirmiştir. Tüm dünyaya dağılan 7 milyon Tatar, bu hikâyeyi okuduktan sonra derin düşüncelere dalmıştır. Medine Sali Ahmet (1897–1964) “Ayaz İshaki’nin Eserlerinde Türk-Tatar Kadını” başlıklı yazısında bu kitabın Şanghay’a ulaşmasını şöyle anlatmıştır: “Meçhul bir askerin arkasındaki bohçasında Kur’an’ı ile birlikte, binlerce kilometre dolaşarak, ‘Üstad Bike’ Şanghay’a kadar gelip, bizim elimize geçmiştir. Sararmış sayfaları okumak için göz zamana uymamaktadır. Gönül gözden de tez davranarak, sayfalar arka arkaya yutulmakta. Bir zamanlar gençliğimde, bu kitabı üstünkörü okumuştum. Bu üstünkörü okumanın sebebi, gençlik mi idi veya takılmış olan Rus gözlüğü mü idi? Artık hatırlamıyorum. Kitabın o zamanki tesiri ile bugünkünün arası yerle gök kadar farklıdır. Saide Hanım[3] tipi, hayatımızdan o kadar doğru olarak alınmıştır ki o; bir zamanlar ölmüş olan anamızı, sevdiğimiz ablamızı, bize ders okutan hoca hanımı, daha nice nice tanıdık kadınları hatırlatmaktadır.” (İshaki 1979: 164–165).

“Ostazbike” hikâyesinin kahramanı, Tatar kadınlarının tüm güzel vasıflarını bir arada barındıran Segıyde’dir. “Ostazbike” kelimesi aslında “ostabike” kelimesinin eş anlamlısı olup Tatar Türklerinde iki anlamı vardır: 1. İmamın hanımı; 2. Muallime. (Tatar Teleneñ Añlatmalı Süzlege 1979: 480). “Segıyde ostazbikenin ne bir eksiği ne de bir fazlası vardı. O, sıradan bir köy ostabikesiydi” cümleleriyle başlayan hikâye Segıyde’nin hayatını anlatarak devam ediyor. Segıyde görücü usulü ile komşu köyden olan genç bir imamla evlendirilir. Eşi Vahit İmamı çok sever ve 12 yıl boyunca çifte kumrular gibi bir hayat sürerler. Fakat Segıyde’nin gönlünde bir kanayan yara vardır ki o da ostazbikeye rahat vermez. Bu mutlu çiftin çocukları olmaz. 12 yıl boyunca çocuk hayali ile yanıp tutuşan ostazbike, çocukları olması uğruna çalmadığı kapı, gitmediği üfürükçü bırakmamıştır ama nafile… Arada iki tane çocuk edinmeyi de denemişler; fakat ilk çocuk anne-baba özleminden olsa gerek hastalanmış, diğeri ise o kadar rahat yaşamasına rağmen evdeki eşyaları çalarak satmıştır. Denemelerden sonuç elde edemeyen Segıyde, eşi Vahit İmamı başka birisi ile evlendirmeye karar vermiş ve bir gün eşine konuyu açarak şöyle demiştir: “Hazret, ben sana çocuk veremedim, burada ben suçluyum. Senin hayatını renklendirip süsleyemedim. Ben senin hayatına hüzün kattım… Seni bir çocuk sevgisinden yoksun bıraktım… Hazret, öldüğünde duacın olmayacak duruma ben düşürdüm. Babadan babaya kalan mihrabı ben sahipsiz bıraktım. Hazret, sen daha güçlü kuvvetlisin. Allah’tan ümidini kesme… Bu evlere, bu zenginliğe sahip, cami ve medreseye hoca, kendine de bana da arkamızda bir duacı bırakma ümidi henüz bitmedi… Hazret, sen evlenmelisin! Peygamberler de evliyalar da evlenmiş… Bu yüzden hazret seni evlendirmeye karar verdim. Kızı da buldum. İnsaflı, terbiyeli, okumuş ve güzel birisi. Fahri Ağa’nın kızı Galime… Hazret, bana izin ver Zülfiye Abıstay’a dünür gideyim…” (İshakıy 1991: 310–311). Segıyde ostazbikenin bu teklifine Vahit Hazret kesin bir şekilde karşı çıkmış, hatta bunları duymak bile istememiştir. Fakat Tatarların geleceğini düşünen Segıyde, “çocuksuz hayat, hayat değildir” diye sonunda eşini Galime ile evlenmeye ikna etmiş; kız istemeye de kendi gitmiş, düğün hediyelerini kendi almış, eşi Vahit Hazret’i düğüne kendi elleriyle hazırlamış, soğukkanlılığını kaybetmeden güler yüz ile eşini gelin evine uğurlamıştır. İçi kan ağlasa da bunu kimseye belli etmemiş, neslini devam ettirmek uğruna tüm zorluklara göğüs germiştir. Ertesi gün Segıyde gelin evine damat yemeğine gitmiş; eve gelince onun ruh hâlini şu satırlar ifade etmiştir: “Alnında acı ve hüzünlerden oluşan çizgiler belirmişti. Bakışı, padişahlar bakışıydı… Yürüyüşü yiğitler yürüyüşüydü… Segıyde, içindeki büyük bir değerin kaybından korkuyormuş gibi yavaşça hareket ediyordu.”[4] (İshakıy 1991: 318). Galime eve geldiğinde Segıyde ona padişahlar gibi ulu, melek gibi şefkatli davranmıştır. Galime anne olarak çoluk çocuğa karıştığında bile Segıyde gerçek bir anne olarak kabul edilmiş ve çocuklar büyümeye başladığında ilk “anne” kelimesini Segıyde’ye söylemiştir. Böylece Segıyde ostazbike, Tatar milletinin geleceği uğruna kendini feda eden bir ANA olmayı başarmıştır.

 

 


[1] Gayaz İshakıy – Türkiye’de Ayaz İshaki, İshaki İdilli adlarıyla bilinmektedir.
[2] “Ostazbike” hikâyesinin adı Türkiye’de “Üstad Bike” (Saadet Çağatay) olarak verilmektedir.
[3] Kazan Tatar Türkçesinde Segıyde olarak yazılan isim Türkiye Türkçesinde Saide şeklinde yazılmaktadır.
[4] Ayaz İshaki: a.g.e, s. 119

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Haberiniz ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!