Müyesser Yıldız’ın bu yazısı, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nden geçen ve kamuoyunda “PKK yasası” olarak adlandırılan düzenlemeyi sert bir dille eleştirmektedir. Yazar, bu kanunun hazırlık sürecinde teröristbaşının onayının alındığını ve zamanlamasının kasten Sevr Antlaşması’nın yıl dönümüne denk getirildiğini iddia etmektedir. Metin, iktidar ve muhalefet temsilcileri arasındaki diyaloglar üzerinden sürecin şeffaf olmayan pazarlıklarla yürütüldüğünü savunmaktadır. Özellikle CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in çelişkili tutumu ve yasaya verilen destek, Cumhuriyetin temel niteliklerine yönelik bir tehdit olarak sunulmaktadır. Nihayetinde yazar, bu siyasi hamlelerin milli bütünlüğü ve şehitlerin hatırasını zedelediğini vurgulayarak yetkilileri samimiyetsizlikle suçlamaktadır.
Milletvekillerinden önce İmralı’daki teröristbaşının onayladığı PKK yasası için iktidar, “Üçüncü göz olmadan hazırlandı”, “Türkiye modeli” derken; bizler ısrarla bunun ABD’nin, David L. Phillips’lerin öncülüğündeki önceki açılımların tekrarı ve devamı olduğunu anlatmaya çalıştık ya; önceki gün o yasa görüşülürken kuliste Deva Partisi Genel Başkanı Ali Babacan ile AKP Genel Başkan Vekili Efkan Ala arasında ilginç bir diyalog yaşandı.
Babacan, 15 yıl önce kendisinin Başbakan Yardımcısı, Efkan Ala’nın ise Başbakanlık Müsteşarı olduğunu hatırlatıp, “O günden bugüne yuvarlana yuvarlana gelindi” dedi.
Sadece Başbakanlık Müsteşarlığı döneminde değil, İçişleri Bakanı olarak meşhur “Dolmabahçe Mutabakatı”nda, hatta hatta Diyarbakır Valiliğinden beri “çözüm süreci”nin içinde olan Efkan Ala da “bambu ağacı” örneğini verip, “Yıllarca sularsın görünmez ama bir anda büyür. O yüzden bambu ağacına benzetiyorum. Hiçbir şey boşa gitmiyor” karşılığını verdi.
Evet, 15 yılda sulaya sulaya 40 bin kişinin katilinden “kurucu önder”, “barış ve siyasallaşma koordinatörü” çıkardılar…
Bir an önce tatile girme telaşı mı, teröristbaşını daha fazla bekletmeme gayreti mi bilinmez; onun onayladığı yasayı da Meclis’in normal mesai günü dışında Gazi Meclis’e rekor oyla kabul ettirip zılgıt çektirdiler…
Ve o gün Sevr’in yıl dönümüydü.
Bu hatırlatılınca Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı, “TBMM’nin çalışma takviminin anayasal usuller ve yasama süreçleri çerçevesinde yürütüldüğünü” belirterek, “Bu süreçlerin, art niyetli sembolik eşleştirmelerle ilişkilendirilmeye çalışılması, toplumun sarsılmaz bütünleşmesini ve kamuoyunu yanıltmayı hedefleyen açık bir provokasyondur” açıklamasını yaptı.
Dün de iktidar medyasından kimi kalemler, yasanın Sevr gününe denk gelmesini “tesadüf” saydı.
Erdoğan’ın “köşesinden gereğini yapıyor” dediği Ahmet Hakan gibi kimi kalemler ise PKK yasasının “Sevr’i bir kez daha ve bir daha hiç gündeme gelmemek üzere yırtıp atma, Sevr’i paspas etme, Sevr hayali kurmaya cüret edebilecek emperyalistleri çıldırtma yasası olduğunu” öne sürüp bu “tesadüfe” dikkat çekilmesini “gayet şuurlu biçimde yapılmış rezillik, kepazelik, terbiyesizlik” diye nitelendirdi.
Devletin en tepesi Lozan’ın yıl dönümünü bir gün sonra hatırlamış olsa da en azından birilerinin 10 Ağustos’u bilmesi gerekirdi, değil mi?
Kaldı ki günler öncesinden bu yazılmış çizilmiş, İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu bangır bangır bağırmış ve kooperatif yolsuzluğu suçlamasıyla tutuklanan eski İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer çok ilginç bir şekilde bir gün önceden PKK yasasına “10 Ağustos Çerçeve Yasası” adını vermişken yasanın görüşülmesi ertesi güne bırakılamaz mıydı?
Demek ki milletin Sevr hassasiyetini umursamadılar!..

7 BİN 500 ŞEHİDİMİZ ÇİĞNENDİ
Bunu geçtik; yasanın görüşmeleri Adalet Komisyonu’nda 18 saatte, Genel Kurul’da 12 saatte tamamlandı.
Oysa AKP’nin önerisi üzerine, görüşmelerin uzayabileceği tahminiyle Meclis’in çalışmalarını Salı ve Çarşamba günü de sürdürmesi kararlaştırılmıştı; en azından Sevr’in yıl dönümünde olup bitmemesi adına pekala yasanın kabulü düne de bırakılabilirdi.
Ama öyle aceleleri vardı ki İYİ Partili Selçuk Türkoğlu’nun onlar adına “şerh” düşmek için 7 bin 500 şehidimizin adını okumasına dahi izin verilmedi.
İYİ Parti Genel Başkanı Dervişoğlu, “Cesedimizi çiğnemeden ‘numaralı cumhuriyet’, yeni bir cumhuriyet inşa edemezler” demişti.
“Numaralı cumhuriyetin” kökü olan bu yasa İYİ Partililerin cesedi çiğnenmeden çıksa da maalesef 7 bin 500 şehidimiz çiğnenmiş oldu!..
10 Ağustos, aynı zamanda Anafartalar Zaferi’nin 111’inci yıl dönümüydü.
PKK yasasının Meclis’teki mimarı TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, bu vesileyle yayımladığı mesajda, “Emperyalistlerin Çanakkale’yi geçme hayallerini yerle yeksan eden Anafartalar Zaferi’nin 111’inci yıl dönümünde, Gazi Mustafa Kemal Atatürk başta olmak üzere tüm kahramanlarımızı, aziz şehitlerimizi ve gazilerimizi saygıyla anıyorum” dedi!..
Ve ne tesadüftür ki teröristbaşının Şanlıurfa milletvekili olan yeğeni Ömer Öcalan, ta 31 Ekim 2025’te İmralı’da çektirdikleri aile fotoğrafını tam da o yasanın görüşüldüğü gün paylaştı, iyi mi?!
PUSULASI TERÖRİSTBAŞI OLANIN
İktidar, iktidar ortakları ve medyaları hâlâ sürecin “pazarlık, al-ver” süreci olmadığını iddia ediyor.
Öyleyse yasa kabul edildikten sonra bizzat TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş neden rekor oyla kabul için “Anayasa oylamalarında bile böyle bir konsensüs ortaya çıkmaz” vurgusunu yapıp, “Bundan sonra süreç tıkır tıkır işleyecektir” dedi?
“Tıkır tıkır işleyecek” olan; DEM Eş Başkanı Tuncer Bakırhan’ın “Bu kanun teklifi, ülke olarak yeni bir istikamete yol almanın pusulasıdır” iddiasıyla artık Gazi Meclis’in huzurunda da dillendirdiği “1921 Anayasası… 100 yıl önce inkâr edilen Kürt varlığının… bu ‘kök yasayla’ hukukla buluşması… Kürtlerin dört ülkeye yayılmış olması… Kürt sorununun siyaset ve müzakereyle çözülmesi… Ekim’le birlikte yeniden inşa sürecinin başlatılması… Ana dil, eşit yurttaşlık ve yerel demokrasi taleplerinin, sürecin olmazsa olmazı olduğu… Bu yasayla temelin atıldığı, katların ve odaların kurulmasından sonra en sonunda demokratik Türkiye Cumhuriyeti’nin çatısının çatılması” mıdır?!
“HAYIR” DEMEK “HAK”TAN ÖNCE GÖREVDİ
Asıl “dâhiyane formülü” ile herkesi şoka uğratan Özgür Özel’e gelelim.
Yeni Parti olarak PKK yasasına karşı sayfalarca ek görüş yazıp “acaba”ları sıraladılar…
Özgür Özel de yasayı içeriği, hazırlanış biçimi ve uygulamaya ilişkin düzenlemeler açısından yerden yere vurdu.
AKP’nin gerçekte hiçbir zaman bu meselenin çözümünü istemediğini, Erdoğan’ın tek kaygısının kendi koltuğu olduğunu, iktidarın samimiyetine ve niyetine güvenmediklerini; milletin “Bu süreç Erdoğan’ın yeniden adaylığının önünü açacak bir anayasa pazarlığına dönüşür mü?” şüphelerini anlayıp var olan tehlikeleri gördüğünü anlattı.
Ardından bu yasaya “hayır” deme hakkına en çok kendilerinin sahip olduğunu vurgulayıp, “YENİ Parti kendi hakkını, milletin barış hakkının önüne koymayacaktır… Bir daha şehit gelmemesi, hiçbir evladımızın gazi olmaması, yoksul evlere ateş düşmemesi için barışın önünde durmayacağız… Bugün silah faslının kapanması için bir kapı aralanıyor. Biz o kapıyı kapatan taraf olmayacağız” dedi.
Nihayetinde de kendisinin ve parti yöneticilerinin yasaya “evet” diyeceğini, milletvekillerinin ise “seçmenlerinin görüşüne göre ‘hayır’ oyu verebileceğini” açıkladı.
PKK’nın ne istediği, o istekler gerçekleşene kadar da “silah faslının kapanmayacağı” ortada; ama Özgür Özel’in şu yaman çelişkilerine de dikkat çekelim.
Bir yandan şöyle konuştu:
“Bugün Kürt meselesini konuşmak üzere buradayız. Kürt meselesi yalnızca bir terör, yalnızca bir güvenlik meselesi değildir. Yalnızca bir örgütün silah bırakması meselesi hiç değildir. Eşit yurttaşlık, hukukun üstünlüğü, demokratik temsil, özgür siyaset ve birlikte yaşama meselesidir. Herkesin kendi kimliğiyle, diliyle, kültürüyle ve inancıyla kendisini bu ülkenin eşit yurttaşı hissedebilmesi meselesidir.”
Özetle aynen teröristbaşı, PKK ve DEM gibi “Kürt sorunu var” deyip “eşit yurttaşlıktan, ana dilden” dem vurdu; öte yandan şunları söyledi:
“Kırmızı çizgilerimiz nettir: Atatürk, Lozan Antlaşması, üniter devlet yapımız, ülkemizin ve milletimizin bölünmez bütünlüğü ile Anayasa’nın güvence altına aldığı Cumhuriyet’in temel nitelikleri. Bunlar tartışma veya pazarlık konusu yapılamaz, buna asla izin vermeyiz. Biz Kürt meselesinin demokratik çözümünü bu ilkelerin karşısında değil, onların güvencesi olarak görüyoruz.”
Parti programına da konan “eşit yurttaşlık, ana dilde eğitim, yerel yönetimlere özerklik”; Cumhuriyet’in temel nitelikleri ve Lozan’la ne kadar bağdaşıyorsa ve bunlarla “milletimizin bölünmez bütünlüğü ve üniter devlet yapımız” nasıl korunacaksa artık!..

O TUTANAĞI AÇIKLASANIZ
İşte milletin kafasını bir kez daha böyle karıştırdılar.
Hatırlarsınız; 2024 belediye seçimlerinden birinci parti olarak çıktıklarında da Özgür Özel apar topar Erdoğan’la “yumuşama, normalleşme” sürecine girişti.
Ne konuştular, bilmiyoruz.
Ancak görüşmede “Erdoğan’ın temel gündem başlıklarından birisinin yeni anayasa olduğu” ve “Türkiye’nin artık günün koşullarına uygun sivil bir anayasa ihtiyacına” işaret ettiği; Özel’in ise “Öncelikle mevcut Anayasa’nın uygulanmasını isteyip bunun gerekleri yerine getirilmeden yeni anayasa masasına oturulamayacağı” mesajı verdiği duyuruldu.
Özel de görüşmeye ilişkin yaptığı kısa açıklamada; bunun “Türkiye demokrasisi açısından önemli bir kilometre taşı olduğunu” vurgulayıp “siyasetçilerin el sıkışmadığı dönemlerin sonunun demokrasi açısından hep felaket olduğuna” dikkat çektikten sonra, Erdoğan’la konuşma ve tartışmalarının bu anlamda nasıl sonuç verdiğini önümüzdeki günlerde, haftalarda, aylarda takip edeceklerini söylemekle yetindi.
Ne gibi “sonuçlar” verdiğini gördüğümüz, görmeye devam ettiğimiz o görüşmeyle ilgili şuna geleceğiz:
Malum, AKP tarafından Genel Başkanvekili Mustafa Elitaş ile Erdoğan’ın Özel Kalem Müdürü Hasan Doğan, Özgür Özel’in yanında da Namık Tan tutanak tuttu.
Acaba Özgür Özel, milletin kafasının netleşmesi ve ne olup bittiğini anlayabilmesi adına bu tutanağı açıklamayı düşünür mü?!











