Mehmet Özkendirci tarafından kaleme alınan bu metin, Türkiye’nin sınır güvenliği politikalarını ve değişen demografik yapısını sert bir dille eleştirmektedir. Yazar, sınır hatlarındaki mayınların temizlenmesini savunma zafiyeti olarak nitelendirirken, kontrolsüz sığınmacı akınlarının ülkenin geleceği için büyük bir tehdit oluşturduğunu savunmaktadır. Orta Doğu’da yaşanan güncel çatışmaların Türkiye’ye yansımalarına değinilerek, dış güçlerin bölgedeki jeopolitik emellerine karşı dikkatli olunması gerektiği vurgulanmaktadır. Metinde ayrıca, yerli siyasi aktörlerin terörle mücadele konusundaki tutumları ile liyakat sistemindeki bozulmalar eleştirel bir perspektifle sunulmaktadır. Son olarak yazar, Türkiye’nin yapay gündemleri terk ederek bilim ve teknolojiye odaklanması gerektiğini ve milli bir uyanışın zorunlu olduğunu ifade etmektedir.
Başkaları istedi diye siz evinizin kapısını söker misiniz? Biz Türkler olarak evet söktük, sökmeye de devam edeceğiz.
Buradaki kapı sözcüğü, sınırlarımızı çevreleyen, koruyan mayınlardır. Batılı sözde dostlar istedi diye önce Suriye ve Irak sınırlarındaki mayınları söktük. Hatta bu işi “Bu topraklar bana vaat edilmiş” diyen İsrail’e verecektik. Nasılsa ayakta uyuyan muhalefet itiraz edince İsrail’e ihale işi iptal edildi. Son olarak İran ve Ermenistan sınırlarındaki mayınlar söküldü; ülke hepten yol geçen hanına dönsün diye.
Esad’ın zulmünden tek kurşun atmadan kaçan Suriyeliler; ensar/muhacir din kardeşliği denerek sorgusuz sualsiz, kanla sulanan Türkiye topraklarına alındı. Milyonlarca Suriyeli, Batı’nın huzurunu kaçırmasın diye Türkiye’de tutuluyor, el bebek gül bebek bakılıyor. Vergisiz ticaret ve bedava sağlık hizmetleri, cennet vatanda kök salmaları için kendilerine altın tepside sunuldu.
Esad gitti, Suriyelilerin birçoğu burada kaldı, gitmedi. Kalmakla yetinmeyip beşer onar çoğalmaya başladılar. Bugün Suriye’ye gitmek için para vermeniz lazım; ki biz o Suriye’ye bedava elektrik, gaz verip konutlar inşa etmişken.
Neyse, esas konumuza dönecek olursak; son ABD-İsrail katil şebekesi, İran’a “nükleer silah yapıyor” bahanesiyle saldırıyor. Üst düzey yöneticileri ve dini lider Hamaney bombalarla öldürülüyor. Burada sormak lazım bu katil şebekelerine:
Nükleer silah yapmak suç ve yasaksa siz neden yapıyorsunuz?

Daha önce “Kitlesel imha silahları var, bu İsrail’in varlığı için tehdit” diyen, okyanus ötesinden Irak’a saldıran ABD; savaş sonu “Böyle bir silah yokmuş” dese bile binlerce kadına tecavüz edip işkenceyle yüz binlerce Irak vatandaşını öldürmedi mi? Baba Bush’un kadın subayı, çırılçıplak insanlar üzerine köpeğini salmadı mı? Ülke hazinesinin çalınması, talan edilmesi ve milyondan fazla insan kaybı unutulmadı. Şimdi İran bombalanıyor; oradaki rejimin devrilmesi için yaşayan etnik gruplara sözde özgürlük vaat ediliyor. Şimdiden bazı yerlerde bu saldırılar dans ederek, halay çekilerek kutlanmaya başladı. ABD ve İsrailli bazı kişiler, sıranın Türkiye’de olduğunu açık açık söylüyorlar. Türkiye’de son yıllarda başlatılan “Analar Ağlamasın, Terörsüz Türkiye” açılımını hayret ve ibretle izliyoruz. Bunun
için kırk beş bin kişinin katili TBMM’ye gelsin konuşsun, kendisi için “umut hakkı” çıkarılsın diye haykıran dünün Türk milliyetçisi Bahçeli var. Hangi dağda kurt öldü de dün “Asalım” diye ip atan Bahçeli, yeni dostu için statü arama derdinde. Buna en güzel yanıtı Ayyüce Türkeş TBMM’de verdi: “Bebek katili, cani başı” diye…
“Ermeniler bizim babamız, bu topraklar İsrail’e vaat edilmiş” diyen sözde Kürtler, T.C.’nin vatandaşlık tanımını gündeme getiriyorlar. Devletin adı ve bayrağı değişsin, ana dilde Kürtçe eğitim gibi kendilerince masum ve haklı istekleri var. Dünya tarihinin hiçbir devrinde devlet kurmayan Kürtler, bugün Batı ve İsrail’in gazıyla “Büyük Kürdistan” kurma sevdasında. “Doğu bizim, Batı hepimizin” diye Türkiye topraklarına şimdiden çökme hayalleri kuranların demokrasi ve özgürlük havarisi gibi ortalarda salınıp gezmeleri, hangi devletlerin çıkarları için sır değil.
Türkiye’ye yapılacak bir saldırı için bunlar ve kendi vatanları için tek kurşun atmayanlar, milyonlarca ithal vatandaş, Türkiye’nin savunması için tek kurşun atacaklar mı acaba?
Türkiye bir an önce üzerine atılan ölü toprağından kurtulmalı. Yapay gündemlerle uğraşmaktan vazgeçip bilim ve teknoloji eğitimine öncelik vermeli. Liyakatin ne olduğu hatırlanmalı ki; Radyo, Televizyon ve Sinema eğitimi alan bir bayan, İçişleri Bakan Yardımcısı olup Jandarmadan sorumlu mevkilerde görevler almasın.
Son dakika haberi: İran, kendisine roket atan sözde İslam ülkelerini bombalarken; Konya’dan savaş uçaklarının İran’ı bombalamak için havalandığı söyleniyor. İnşallah aslı yoktur. Başımızda onca iç ve dış bela varken bir bu eksikti… ALLAH TÜRK’Ü ve tüm masum ülkeleri korusun.