Bu köşe yazısı, güncel siyaset ve ticaret dünyasındaki yozlaşmayı eleştiren, geçmişle bugünü kıyaslayan sert bir eleştiri niteliğindedir. Yazar, ticari afişlerdeki indirim aldatmacalarından yola çıkarak toplumdaki genel güven kaybına ve siyasi aktörlerin ideolojik tutarsızlıklarına dikkat çekmektedir. Türkiye’nin eski liderlerine duyulan özlemi dile getirirken, mevcut meclis kavgalarını ve medyada bu görüntülerin tekrar edilmesini ağır bir dille yermektedir. Siyasi partiler arasındaki geçişleri ve etik değerlerin kaybını ele alan yazar, ülkenin kurtuluşu için merkez sağ temelli bir birleşmeyi tek çare olarak sunmaktadır. Yazı, toplumsal meselelerden kişisel bir taziye mesajına evrilerek duygusal bir veda ile son bulmaktadır.
Büyük bir afiş, %80 veya 70 veya 60 gibi bir ilan görüp kenarında bir karartı fark ederseniz gidip bakın.
Muhtemelen “E varan” gibi bir ibareyle karşılaşacaksınız. Hemen uzaklaşmanız için başka bir sebebe ihtiyacınız yoktur ve de öyle yapın… Bu kandırmaca, son yirmi yıl ticaretinin geldiği aldatmaya dayalı noktayı göstermektedir… İçeri girdiğinizde almak istediğiniz üründe cüzi, hatta hiç indirim olmadığını göreceksiniz.
Afişleri sorduğunuzda, %80 tenzilat yapılan birkaç paçavra gösterilip “İşte bunlar,” denilecektir… Hepimize merhabalar olsun.
Türkiye birden büyüktür…
Sayın Bülent Ecevit, Sayın Süleyman Demirel, Sayın Prof. Dr. Necmettin Erbakan, Sayın Alparslan Türkeş… Biz sizlerin kıymetini bilememişiz, ne kötülükler yapmışız hepinize… Şu anki karşılıklarınıza baktığımızda, hepiniz birer siyaset abidesi durumundasınız… Sizleri Allah bu ülkeye özellikle yollamış… Kıymetlerinizi bilemedik, yirmi beş senedir belamızı buluyoruz, ilerisi de meçhul… Onlara rahmeti ve dualarımızı eksik etmeden dönelim günümüze… Canlı cenazeden başlayalım.
Bilgelik adı altında, bir derin sistemin uygulayıcısı konumunda. Dün dediklerine bakıp bugün söylediklerine kapılmayın, yolda kalırsınız.
Hele hele ne kadar mursil, momo, tersil alıp Haliç’e boşaltmaya, orada da RT’yi yıkamaya kalkmayın.
O işi birileri halletmiş, herkes pak-u pak olmuş durumda.
Bir ara Apo itinin ip tedarikini yaparken, HADEP’in sokağından geçenleri hain ilan ederken şimdi it ile yoldaş oldu.
Böylece çakma bozkurtluğu tescil oldu… Muhteşem dörtlüden sonra gelenlerin zaman zaman karakter tetkiklerini yapacağız.
Şimdilik başka konulara geçelim…

Geçtiğimiz günlerde TBMM’de hiç yakışık almayacak olaylar yaşadık. Bu bizim memleketin kaderi herhalde, gene iki Urfalı başroldeydi.
Yaş bakla Osman ile her taşın altından çıkan Sayın Tanal kapıştılar.
O gün içinde bile aynı görüntüleri milyon kere seyrettik. Bir köşe yazarı olarak takip etmem gereken haberleri sırf bu yüzden iki gün izlemedim.
Bu habercilere kimse “Dur,” demiyor mu? Milleti çıldırtmak mı istiyorsunuz? Ne yaptığınızı zannediyorsunuz?
Haber açıyoruz; başlangıçtan kapanana kadar bin kere, haber bitiyor, haber programlarının hepsinde sil baştan binlerce kere daha aynı kareleri seyrediyoruz.
Hepinizin her tarafı mutlaka pırıl pırıl olmuştur, “yeter yahu”nun ötesine geçtiniz… Her neyse, gelelim Urfalıların kaderine.
Sadece hırda gürde değil, başka olaylarda da öndeler ve de örnekler… Mesela, her tarafın “Güneş Motel” olduğu günlerde, bir Urfalı AKP’den İYİ Parti’ye geçiyor ama ilk önce milletvekilliğinden istifa ederek… Şimdiye kadar hangi belediye başkanı veya milletvekili istifa edip parti değiştirirken görevini de bıraktı?
İşte bu yüzden, değerli dostum A. Eşref Fakıbaba’yı tekrar tebrik ediyorum.
Yazıyı yazarken TV’nin sesi kapalı ama görüntüsü vardı.
Birdenbire karşıma öyle nursuz biri çıktı ki motivasyonu tekrar oluşturmak için yazıya ara vermek zorunda kaldım… Şu esas duruş ve selam ustası yaş bakla Mersinli’den bahsediyorum… Aklıma, emekliler için “Haddinizi bilin, burası İsviçre mi?” dediği geldi.
Çok haklı, burası İsviçre değil; eğer olsaydı zatıalileri değil milletvekili, Meclis’in çaycısı bile olamazdı.
Gerçi o durumda da stajyer çaycı kızları ateşe atmış olurduk ama ne yapalım…
Sık sık tekrarlayacağımı, ikaz edeceğimi yazmış idim. Küçük Kripto Özgür’ün Mansur Başkan’a çektiği operasyonu izlediniz.
AKP’ye katalizörlük yapıyor. Kendisinin Cumhurbaşkanlığı adaylığı için bütün engelleri kaldırmaya kararlı… CHP’ye verilen her oy, er ya da geç AKP’ye gider gerçeğini en tepeden sağlamaya uğraşıyor… Bu millete ölümün bıçakla mı yoksa satırla mı olacağı tercih ettirilmeye çalışılıyor.
Tek çıkış; merkez sağ destekli, yani rahmetli Süleyman Demirel çizgisi destekli, birleşik milliyetçiler oluşumudur.
Buna karşı çıkan, ipe un seren, makam ihtirası olan vs. herkes tek kelimeyle “hain”dir; bu milletin vicdanında er geç yargılanacaktır, biline…
Olay tam olarak iktidarın istediği noktaya geldi… “Koltuk altı vs. yerlerimin kılı” statüsündeki birtakım aydın (!!!), sanatçı (!!!) ve de bilumum küsurat sayesinde iktidar, dine dayalı istismar siyasetine tam yol verdi.
İşin içine akla hayale gelmeyecek bir sürü zeka fukarası da dahil olunca, MEB Bakamayanı işi mahkemeye götürerek azami fayda fitilini ateşledi.
Şu an mahkemelerde laiklik tartışılacak. Karşı olanlar din düşmanı ilan edilecek. Yapılanların, Hamas’ın Gazze’de yaptıklarından bir farkı yoktur.
Ne derler… Akılsız dostun olacağına akıllı düşmanın olsun…
Geldik finale, benden tavsiye dikkatlice okuyun. Sadun Boro, eşi Oda Boro ve kedileri Miço’yu ben yaşta olup da bilmeyenimiz yoktur.
Dünya turu yaptıkları on metrelik tekneleri Kısmet ile atlattıkları her fırtınayı bizler de yüreklerimizde atlattık… Benim Datça’dan çok değerli dostum ve komşum Merdol Kaptan da dünyanın yedi denizine dümen kırarken hep yanında sevgili eşi Semiramis Hanım ve güzeller güzeli kedileri Kiki olmuştu… Denizcilikte ender rastlanan bu olay, daima kalplere huzur vermiştir… Niye mi anlattım… O güzellik yumağından ilk önce Kiki’miz ayrıldı.
Şimdi ise Semiramis Hanım “buraya kadar” dedi… Merdol Kaptan’ın işi zordu, şimdi daha da zorlaştı… Artık kaptan, gemisini tek başına yürütmek zorunda.
Üçü birlikteyken dostlarına verdikleri olumlu enerjiyi tek başına vermek durumunda kalacak… Her karşılaşmamızda kaptanımızın bir tarafında Kiki, diğer tarafında Semiramis Hanım gözümüzün önüne gelecek… Allah rahmet eylesin ve de inşallah merhametiyle muamele etsin…
Hepiniz Yüce Yaradan’a emanetsiniz. Hoşça kalın…