Lütfü Şahsuvaroğlu’na ait Modern Çağın Mesnevisi adlı şiir, günümüz toplumunun içine düştüğü ahlaki ve manevi çöküntüyü eleştirel bir dille masaya yatırır. Eser, geçmişin saf aşk ve fedakarlık anlayışı ile bugünün çıkarcı dünyası arasında derin bir tezat kurar. Şair, halkın çektiği sıkıntıları ve yozlaşmış düzeni eleştirirken, manevi değerlerden uzaklaşan nesillerin akıbetinden duyduğu üzüntüyü dile getirir. Geleneksel Türk-İslam değerlerinin unutulmasına karşı bir uyanış çağrısı niteliği taşıyan metin, ilim ve imanın yeniden kucaklaşması gerektiğini vurgular. Sonuç olarak bu eser, tarihi ve milli bilincin yeniden canlanması için toplumsal bir muhasebe yapılması gerektiğinin altını çizer.
Bilmem mi “giden sevgililer dönmeyecekler”[1]
Hem dönseler hicrân; yine hicrân verecekler
Ferhat gibi del dağları, Mecnûn gibi çöl aş
Gel gör ki vefâsızlığa râm olmuş ülküdaş
Sevdâ çekeceksen çölü aşmak icabeder
Yanmaksızın ah çekmeye âşık hicabeder
Yıllarca şu mor ufka bakıp mâziyi andım
Sevdâma cevap vermeyecek âtiye kandım
Artık kaçarım, sen de kaçarsın be bu çağdan
Kuzgun gibi nefretle çıkarsın da şu ağdan[2]
Bir müjdeyi en çâresiz anlarda bulursun
Evvel giden ahbaplara yoldaş da olursun
Yan; belki yanarsan, açılır Aslı’ya sinen[3]
Bağrında büyür sevgilinin yattığı çimen

Üç harfi ve beş noktası aşkın yeri sarsar[4]
Sarsar da Kerem’den kalan al külleri tartar[5]
Küller ki, gülün gönlü demektir Şühedâ’çün
Yanmak ona lâyık bir emektir Şühedâ’çün[6]
Aşkın o yakan kudreti ‘ah’tan doğar ancak
‘Ah’ınla bütünleş yine yükselsin alsancak [7]
Çöksün mü şu millet dediğin âbide birden
İğrenç duruyor zırhı da bir bak hele kirden
Yalnız şu garip halk mı ceza çekmeli bundan
Bıktık şu vicdansız mütegallip gururundan
Ancak bize dem, aşktı; yanardık Kerem gibi
Ma’lûm a! O demden irin akmakta ya şimdi
Banknottaki imza bile eyvah ki sahtekâr
Mahkûm dahi, kaçgın dahi hâlâ etmede kâr
Ahlâk dibe vurmuş, uyanıştan yok bir eser
Dinden de, imandan da uzaklaştı nesiller
Devlet çöküyor kaht-ı ricâl sürmede dâim
Vurguncu utanmaz, siyaset olmadı nâdim
Kur’an hani bir elde, ilimler öbür elde
Kâşâneler kurmak bu mudur dört ulu belde
Ahvâli görüp akledecek Müslüman hani
Dördüncü Murad’dan emânet Bozdoğan hani[8]
YâRabbi! Bu zillet gökten mi, yerden mi? Hâşâ! [9]
Devrim mi gerek yoksa lânetten kurtuluşa?
Gelseydi şu dünyâya Eba Müslim tekraren [10]
Zulkadriye olsaydı muzaffer Türk’e yâren[11]
Elbette o Türk’ün yoludur tuttuğumuz yol
Îmânı kinden kurtaracak güçlü kâvî kol
Ey Şehsuvar aşkın kölesiysen veresin baş
Devrân döner elbet yadeder rûhunu bir taş[12]
MEF Û LÜ / ME FÂ Î LÜ / ME FÂ Î LÜ / FE Î LÜN (FA’ LÜN)
30 Eylül 2026, Çayyolu
[1] Yahya Kemal’in ruhunu tâzimle. Yahya Kemal’in Sesiz Gemi başlıklı şiirine gönderme:
“Bilmez ki giden sevgililer dönmeyecekler”. Bu şiir de Sessiz Gemi şiiriyle aynı aruz kalıbında kaleme alınmıştır.
[2] Kuzgun’u avlamak kolay değildir ve Kuzgun kinini uzun yıllar saklı tutar. Unutmaz kendisine yapılanları…
[3] Kerem ile Aslı hikâyesinde âşıklar uzun müddet ve çilelerden sonra biraraya geldiklerinde Kerem, heyecandan ve aşkın yakışından Aslı’nın düğmelerini açarken yanıp kül olur. Ama burada tersinden bir okuma var, sinesi kapalı olan Kerem’dir ve gerçekten yanarsan senin sinen Aslı’ya açılır, çünkü Aslı o bağrında büyüyen çimenlere uzanacaktır.
[4] Aşk… Ayn, şin ve kaf… Şin’de üç nokta, Kaf’ta iki nokta… Aşk’ın üç harfi Allah’a şevk ile kulluk gerektirir. Bir; Allah’tan başkasından korkmamak. İki; Hükmettiği zaman adaletle hükmetmek. Üç; kendisine verilen emanete (devlete, hazineye, çevreye, vatana, insanlara, değerlere, su ve toprak kaynaklarına…) hıyanet etmemek. Dört; emaneti ehline vermek. Beş; İlim ve irfan sahibi olmak. Devamı ise bu beş parmağa sahip elin inşa ettiği kal’a: şehir… Elin kalbe konup esenlik dilemesi gibi o elin kurduğu şehir de, kalesi de güvenli, esenlikli, saadetli, uygar olur. O kalenin de 12 burcu vardır. O burçların ikisi Topkapısındaki iki burç gibidir. Biri samimiyet, diğeri mesuliyet burcu…
Samimiyet, Âkif’in Safahat’ının girişine aldığı mısralardan esindir: “Bana sor sevgili kari, sana ben söyleyeyim/ Ne hüviyette şu karşında duran eş’arım / Bir yığın söz ki samimiyeti ancak hüneri… Mesuliyet hissi ise Nurettin Topçu’nun ifade ettiği gibi her şeyden kendisini sorumlu hissetmesidir millet mistiklerinin… “Ve hisar o ana kapıdan etrafa doğru genişler. Merhamet burcu, sadakat burcu, Fedâkârlık burcu, tamahkarlığa karşı kanaat burcu, korkaklığa karşı cesaret burcu, telaşa vehime karşı tevekkül-sabır burcu, ötekileştirmeye karşı diğergamlık burcu (empati, Âkif’in deyişiyle başkasının bederine temessül eylemek, kendini onun yerine koymak, onda olmak), bediiyat: yapılan işin en güzelini yapmacehdi, ilim ve hareket: bilenle bilmeyenin bir olmayacağını ve iki günü birbirine eş olanın ziyandadır düsturuyla hareket etmek, beynin içinde, kalbin içinde, ruhun ve bedenin uyumu için…
Bu 12 burcu, takvada yarışan her insan 40’a kadar artırabilir.
[5] Kül malum siyahtır, buradaki al küller henüz kararmamıştır ve asla kararmayacaktır; bayrağın alı gibi…
[6] Şüheda için yanmak doğal olandır. Zira bin defa ölmek, bin kez şehit olmak ister. Mevlânâ’nın hatırlattığı düğün gecesini yaşamak… Böylece şehit yanmayı haslet kılınca cehennem de onun için cennetten farksızdır. Hem o yansın ve bütün cehennemi kaplasın ki, insanlar yanmasın…
[7] “Neye layıksınız onunla idare olunursunuz!” ve “Bir toplum kendini düzeltmedikçe Allah da onun durumunu değişmez” hükmünce ‘ah’ına ahdetmeyen, sadakat ve vefa göstermeyen toplumun alsancağın işaret ettiği özgürlük güneşiyle aydınlanması mümkün değildir. Burada Hürriyet ve vatan şairi Namık Kemal’in hürriyet ve vatanı bir tutan şiarına bir gönderme var. Şiarına ve mesleğine…
[8] Bozdoğan: 4. Murad’ın gürzü, 200 okka çektiği söylenir. Küffara en büyük korku…
[9] “Ya Rab bu uğursuz gecenin yok mu sabahı” Âkif birçok şiirinde Topçu’nun da sonra felsefede işleyeceği İsyan Ahlakı’nı yansıtmaktadır. Burada da Hâşâ diyerek ona katılıyoruz; bu kadar ağırlık gökten mi, yerden mi? Başka bir şiirinde de kötülüğün ya da gerçekliğin yerden yükseldiğini söyler. Bu da onun realizmine örnektir. Zira “insana emeğinden başkası yoktur”. Ne yapıp etmişse kendisidir sebep…
[10] Eba Müslim Horasani, Türk kökenli Müslüman bir devrimcidir. Emevi saltanatına son vermiştir.
[11] Zulkadriye… Dulkadiroğlu Şahsuvar Beye ithaf… Doğrunun yanında bulunmak… Fakat ne hazindir ki gadre uğramıştır.
[12] Taş, hem mezar taşı, hem Anadolu’nun her taşının mâzîye ait hatıralar barındırması… Ahlat mezar taşları, Türk’ün Anadolu’nun doğusuna ait tartışmasız tapu senedidir. Taş, Yada Taşı, Kutsal Taş, Balballar… Çin’e teslim edilmemesi gereken vatan…












Aziz gönüldeşim, gönüldeşliği çoktan öldürmüş olsalar da başka kelime bulamadım sana hitap için. Varol.