Yasin Aslan’ın kaleme aldığı incelemede, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan Mekke Savunma Paktı ele alınmakta ve bu anlaşmanın ülkenin geleceğini tehlikeye atan yönleri incelenmektedir. Metne göre, bu mutabakat NATO’nun 5. maddesinden çok daha katı yükümlülükler barındırmakta ve Ankara’yı diğer devletlerin olası çatışmalarına esneklik olmaksızın ortak etmektedir. Anlaşmanın en az on yıllık bağlayıcılığı ve iptalindeki zorluklar, gelecek nesillerin kaderini uzun vadeli bir askeri eksene mühürlemektedir. Ayrıca, istihbaratın ve savunma sanayi teknolojilerinin ortak bir havuza devredilmesi ulusal egemenlik açısından büyük bir risk oluşturmaktadır. Son olarak yazar, bu paktın tarihsel süreçteki sinsi stratejik planların modern bir yasal kılıfı olduğunu savunarak, ulusal hakların küresel çıkarlar lehine ipotek altına alındığını vurgulamaktadır.
Orta Doğu coğrafyasında dumanı tüten krizlerin ve kamuoyu önünde “hasmane söylemlerle” oynanan tiyatroların arkasındaki gerçek askerî paktlar, devletin unutturulamayan resmî arşiv tutanaklarıyla deşifre edilmektedir. Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan ve resmen TBMM onayına sunulan 16 maddelik “Mekke Savunma Paktı” tam metni, bölgede NATO benzeri yeni bir siber-askerî eksenin kurulduğunu kurumsal olarak belgelemektedir.
Basında yer alan bu resmî mutabakat metni dikkatle incelendiğinde, popülist tarihçilerin ve ana akım medyanın asla göremediği, ülkemizin geleceğini doğrudan ipotek altına alan 4 büyük jeopolitik tehlike noktası çıplak bir şekilde ortaya çıkmaktadır:
- NATO’nun 5. Maddesinden Bile Daha Ağır Bir Askerî Pranga
Anlaşmanın 1. ve 2. maddeleri, taraflardan birine yapılacak dış kaynaklı bir askerî saldırıyı tüm taraflara yapılmış saymaktadır. Ancak buradaki asıl sinsi tuzak, NATO’nun meşhur 5. maddesinde bile bulunmayan bir ucu açıklıktır. NATO üyeleri yardımı “gerekli gördüğü önlemlerle” esnek bırakırken, Mekke Paktı’nın 2. maddesi tarafları “tüm karşılıklı yardım imkânlarını, askerî araçlar ve kabiliyetler dahil olmak üzere TAM KAPASİTE kullanarak derhal yardıma koşmaya” yasal olarak mecbur bırakmaktadır. Bu durum, Türkiye’yi diğer iki ülkenin her türlü bölgesel savaşına doğrudan ve esnekliksiz olarak ortak eden çelikten bir askerî prangadır.
- On Yıllık “Geri Dönülemez” Kilit ve Zamansız Taahhüt
Anlaşmanın hiçbir bitiş tarihi bulunmamaktadır. En sinsi tarafı ise, imzacı ülkelerin yürürlüğe giriş tarihinden itibaren ancak tam 10 yıl geçtikten sonra ve en az 3 ay önceden yazılı bildirim yaparak paktan çekilebilmeleridir. Bu durum, paktın bugünkü iktidarların ve siyasi takvimlerin ötesine geçecek şekilde, üç ülkenin ve gelecek nesillerin kaderini en az 10 yıl boyunca tek bir bölgesel askerî eksene kalıcı olarak mühürlediğini tescil etmektedir.

- Tek Komuta Merkezinde İstihbarat ve Teknoloji Sırlarının Devri
Metindeki “terörle mücadelede operasyonel düzey” ifadesi ile Madde 8’de Dışişleri Bakanları, Savunma Bakanları ve Genelkurmay Başkanları tarafından kurulacağı ilan edilen “Stratejik Siyasi ve Savunma Komitesi” maddesi muazzam bir egemenlik tehlikesi barındırmaktadır. Bu madde, üç ülkenin ordularının ve istihbarat teşkilatlarının operasyonel düzlemde tek bir komuta merkezinden entegre edilmesi anlamına gelmektedir. Daha da vahimi, Madde 7 uyarınca yerel savunma sanayii inovasyonlarının, teknoloji sırlarının ve stratejik Araştırma-Geliştirme çıktılarının bütünüyle ortak havuza dökülmesinin yasal önü açılmaktadır.
- Lawrence’ın 110 Yıllık Vasiyetinin Modern Yasal Kılıfı
Bu 16 maddelik askerî metin, İngiliz ajanı T.E. Lawrence’ın 1916 tarihli o meşhur “The Politics of Mecca” (Mekke Siyaseti) gizli raporuyla tarihsel olarak tam üst üste oturmaktadır. Lawrence, İslam dünyasını mikro emirlikler halinde parçalayıp birbirine teolojik olarak kırdırma vasiyeti bırakmıştı. Bugün siber-askerî sahada ABD’nin o 23 rejim değişikliği fiyaskosunu bizzat büyükelçisi Tom Barrack eliyle itiraf etmesinin hemen ardından, Türkiye ve Suudi Arabistan’ın bu paktla birbirinin sınırlarına yasal askerî koruma gerisi kalkanı olması, 110 yıl önce kurgulanan o sinsi “Mekke İttifakı” ekseninin günümüzdeki modern yasal kılıfından başka bir şey değildir.
Netice itibarıyla; ortada masum bir bölgesel dayanışma paktı değil, devletlerin egemenlik haklarını küresel sermaye paktları lehine ipotek altına alan asimetrik bir yasal zırh vardır. Biz, kâğıt üzerinde ve bültenlerde üstü kapatılmak istenen her stratejik suçun, ulus devletleri mülksüzleştirmeyi hedefleyen her sinsi planın satır aralarını soğuk laboratuvar vesikalarıyla sahada aramaya, haksızlıklar karşısında susmayarak hakikati en yüksek perdeden haykırmaya devam edeceğiz.
Hakikatin sesini hiçbir siber abluka kesemeyecektir.


