Mehmet Edip Ören’in yazısında geçmişin ekonomik bolluğu ile bugünün zorlukları kıyaslanarak eski dönemin refah seviyesi özlemle anılmaktadır. Yazar, işçi sendikalarının eskiden çalışanların haklarını güçlü bir şekilde savunduğunu ancak günümüzde bu yapıların işlevsizleştiğini vurgulamaktadır. Ayrıca Mekke Anlaşması ve dış politika hamleleri üzerinden uluslararası ilişkilerin arkasındaki stratejik planlar eleştirel bir gözle incelenmektedir. İç politikadaki hareketlilikler, parti değiştiren milletvekilleri ve yeni süreçler ise ülkenin gelecekteki siyasi dengelerini şekillendiren unsurlar olarak değerlendirilmektedir. Son olarak yazar, mevcut politikaların getirdiği kaygıları dile getirerek toplumu yaklaşan seçimler konusunda dikkatli olmaya ve uyanık kalmaya çağırır.
Geçti aylar, yıllar… Neredeydik, nerelere geldik… Yazıma başlamadan FM’den kulağıma gelen ses, adeta nasıl başlayacağımı söylüyor. Şu eski Türkiye’yi, yani tarımda kendi kendine yeten yedi ülkeden biri olduğumuz; eti, peyniri, sütü istediğimiz kadar aldığımız; pazara çıktığımızda taşıyamayacağımız kadar alışveriş yaptığımız günlerin Türkiye’sini hatırlayın… Hangisinde yaşamak istersiniz? “Artık eski Türkiye yok” diyenler doğru mu söylüyor? Bana sorarsanız, “Eski Türkiye” derim. Bu kısmı tek bir soru ile bitireyim: Şimdilerde eskiden daha iyi olan bir şey söyleyin, buradan isterseniz isminizle yayımlayacağım… Herkese merhabalar olsun. Türkiye birden büyüktür…
Gençlik zamanlarım bu aralar sık sık aklıma geliyor. Eskiden —gerçi şimdi de var ama koftiden varlar— Türk-İş, DİSK, Hak-İş gibi işçi sendikaları ve de konfederasyonları vardı. Bir Seyfi Demirsoy, bir Halil Tunç, bir Abdullah Baştürk, bir Kemal Türkler… Bunlar efsane isimlerdi. O zamanların mücadelesiyle Genel-İş’e bağlı bir işçi, Genel Müdür maaşı alırdı. İnsanları, çalışanları fakirlikte değil, zenginlikte birleştirmek esastı. 12 Eylül, tıpkı bizim gibi onların da üstünden silindir gibi geçti… Şimdilerde baktığımızda sendikalar, ağalarını abat etmekten başka bir işe yaramayan tabela kuruluşlarına evrildi… Günümüzde yeni haklar, yeni ücretler, sosyal yardımlar edinmek bir yana, sıfıra yakın meblağları bile elde etmek imkânsız hâle geldi. İşçiler yüzlerce kilometre yürüyerek Ankara’ya geliyor, içeride biriken maaşlarını alabilmek için…

Her zamanki gibi Mekke Anlaşması‘nı bekledim, sonra yazmaya karar verdim. Bu seferki makalede şöyle bir kabasını alalım… Taraflar kim? Suud, Pakistan ve Türkiye… Bunlardan saldırı riski en fazla olan, hâlâ ufak çaplı bombalamalara maruz kalan kim? Suud… Bölgede ABD’nin koruyuculuğu iflas noktasına gelmişken, körü körüne itaat eden devletleri elde tutmak için ne yapmak lazım? Onlara daha inandırıcı ve etkili bir savunma sistemi oluşturmak… Böylece ABD Maliyesi de epey rahatlamış olacak. Birinci maksadı anladınız umarım, ama bana göre tek amaç bu değil; 2015’te İsrail’le, Türkiye’nin de 23 ilini kapsayan “Büyük Kürdistan” Anlaşması’nı imzalayan Suud değil… Sizce Türkiye’nin, ABD yanında veya vekâleten İran’la savaşa girmesi için Mekke Anlaşması yeterli olabilir mi? Mevcut yönetimler “Evet” derse olabilir. İktidar ve başı ABD’nin ısrarlarına ne kadar dayanabilir? Ukrayna’ya balistik füzeler satarak Rusya ile ipleri kopardık, böylece ABD’den başka güvenlik ortağımız kalmadı. Bütün bunlar altyapı hazırlıkları olarak değerlendirilebilir mi? Başlıkların hepsini inceleyin, daha sonraki günlerde detaylara gireriz… Yandaş ve “Truva Medyası” olayı saptırıyor… Yok Yunanistan’ı, yok İsrail’i almış bir telaş… Birisi bizim karşımızda hesaba katılacak güç değil, diğeriyle de kayıkçı kavgası yapılıyor…
Hatırlayın; bayram değil, seyran değil muhabbetini anımsatacak RT – Meral el sıkışma resmi boş yere servis edilmedi. İşte o resmin gerekleri peyderpey hayata geçiyor. İYİ Parti’den AKP’ye geçen milletvekilleri aldıkları talimat ve sıra gereği saf değiştiriyorlar. Bu süreç 400 sayısı bulunana kadar devam edecek. Kripto Kılıçdaroğlu mu yoksa DEM Parti mi eksikliği tamamlayacak, onu da zaman gösterecek. CHP’nin bölünmesi ve Yeni Çözüm Süreci‘ni bu olayla birlikte değerlendirin. Esasında her şey RT’nin ölene kadar başımızda kalmasına göre gelişiyor, şekilleniyor… Burada yapacak bir şey kalmıyor. Elimizde sadece dua kozumuz var. Nasıl dua edeceğinize de siz karar verin… Bu arada İYİ Parti yönetimine de söyleyecek bir çift lafım var: Dikkat etmiyorum ama yakın zamana kadar gözüme çarpan Meral resimleri hâlâ parti duvarlarında mı? Zafer Partisi ile müştereklik için birleşmeye karşı çıkanların tamamen partiyi terk etmeleri mi bekleniyor, yoksa bir kayıkçı kavgası burada Apo üzerinden mi sergileniyor? Anlama özürlü değilim ama bir türlü anlayamıyorum. Allah milletimizin yardımcısı olsun… Önümüzdeki seçimlerin telafisi yok. Herkes ayağını denk alsın. Benlik davasının neticesini görecek zaman bolluğu yok. Çok kısa zamanda, vurdumduymazlıkların da yardımıyla, ihtiyar bunağın dediği gibi bir Cumhurbaşkanı Yardımcısı Kürt olabilir. Tahmin edin bakalım, o Kürt sizce kim olabilir, kime nasıl bir statü verilebilir?
Hepiniz Allah’a emanetsiniz. Hoşça kalınız…











