Mehmet Edip Ören, Türkiye’nin karşı karşıya kaldığı büyük ekonomik kayıpları ve yönetimsel ihmalleri ele alarak milyar dolarlık talanın görünmeyen aktörlerini sert bir dille eleştirmektedir. Yazar, Çinli otomotiv markası BYD’nin fabrika kurma vaadiyle ülkeyi manipüle ederek haksız rekabete ve uluslararası tazminat davalarına yol açtığını belirtmektedir. Ayrıca, milyarlarca dolar ödenmesine rağmen kullanılmayan S-400 sistemleri ve alınamayan F-35 uçakları nedeniyle uğranılan ağır zararlara dikkat çekmektedir. Borsada yaşanan ve beş ayda ev ve araba alındığı iddia edilen post-modern saadet zincirini, küçük yatırımcıları mağdur eden bir servet transferi olarak nitelendirmektedir. Son olarak, yaşanan bu devasa usulsüzlüklere göz yuman ilgili bakanlıkların, denetim kurumlarının ve hükümetin sorumluluğuna vurgu yaparak derhal istifa etmeleri gerektiğini savunmaktadır.
Asıl marifet buluttaydı ama herkes yağmura şiir yazdı… Ne demek istedim, biraz düşünün bakalım. Yazı okumak; kemiksiz, sinirsiz bilgileri lop diye tutmak değildir. Yazarın niyeti ve marifeti ise düşünce kapasitenizi harekete geçirmek olmalıdır, şimdi olduğu gibi… Hepinize merhabalar olsun. Türkiye birden büyüktür…
Bu ülkede, birçok belediye başkanı, siyasetçi, devleti 1-2 milyon zarara uğrattı diye şafak operasyonlarıyla, ters kelepçelerle içeri atılırken esas aktörlerin dışarıda gezdiğini görüyoruz. Bu tespitle, birkaç konuyu huzurlarınıza getirmek istiyorum…
Bir BYD hikayesiyle başlayalım… Konu Çin olunca, Uygur Türklerine yaptıklarından dolayı damarlarımdaki kan isyan ediyor… Son zamanların en hızlı gelişen markası, fabrika kurma vaadiyle Türkiye’deki satışlarına %40 ilave gümrük indirimi alıyor. Bu yolla ülkemiz, gemiler dolusu sevkiyatlarla bahsi geçen marka ile doldu… Gel gör ki Çinli sahtekarlar fabrika kurmak yerine bize bir bardak soğuk su ikram ettiler. İş bununla kalsa, Çin sahtekarlığını yüzyıllardır biliyoruz deyip konuyu kapatacağız ama durum daha da felaket bir hale evrildi… Diğer Çinli üreticiler, haksız rekabete maruz kaldıkları gerekçesiyle bizi Dünya Ticaret Mahkemesine şikâyet ettiler… Ne mi oldu? Milyar dolarlara ulaşabilecek zararları tazmin etme kararıyla karşı karşıya kaldık… “Parmaklarım silor salatalık” diyene bir avuç tuz alıp koşanlar, almadıkları tedbirlerle hepinizin vergi yüküne ilave sıkıntılar yükledi…

“S-400” meselesi hâlâ başımıza bela… Bu silahları milyar dolarlar vererek aldık. Neredeyse öğlen vakti havai fişekler atacaktık. Rusya Federasyonu ve çok akıllı lideri, eski KGB ajanı Putin; direnmeden, naza çekmeden bu en gelişmiş hava savunma sistemlerini bir NATO ülkesi olan bize teslim etti… Hani şu hangarlarda beklettiğimiz, elimizden çıkarmaya uğraştığımız ama onu da yapamadığımız silahlardan bahsediyorum… İş bununla kalsa, “Biz ne zararları ödemedik mi, bunu da öderiz” diyerek sinemize çekeceğiz ama iş orada kalmadı… Parasını milyar dolarlar olarak peşin ödediğimiz, kuyruklarına Türk bayrağı bastığımız F-35 uçaklarını alamadık… Bitti mi? Hayır, bitmedi… Ortak üretici olmaktan dolayı yıllar içinde elde edeceğimiz milyar milyar dolarlardan da olduk mu? Durun, gene bitmedi; maruz kaldığımız CAATSA yaptırımları kaynaklı kaybettiğimiz milyar dolarlar da işin cabası…
Gelelim, belki de yandaş nemalanmasına göz yumma ve de ihmal kaynaklı Borsa – Portföy işine… Senelerce söylendi, kimse umursamadı… Ben iki üç kere yazdım… “Beyler, bu beş ayda evimi arabamı aldım işi sakat, post-modern bir saadet zinciri olayıyla karşı karşıyayız” diyerek uyarmaya çalıştım da, Karadenizlinin dediği gibi “Noldi?” Maliye Bakamayanı Kürt asıllı İngiliz Memoş, on ay önce “Farkındayız” demişti. Bu durumda gereğini yapmadığından birinci dereceden suçludur… Bir hisse %10.000 değer kazanıyor, bu yolla ismi açıklanmayan on iki kişi çuvallarla para kazanıyor; ilgili bir kişi bile ne istifa ediyor ne de tutuklanıyor. Bir Afrika muz cumhuriyetinde bile olmayacak durumlar, bizde sıradan haller arasına girdi… 500 bin küçük yatırımcının mağduriyetinden bahsediliyor. Bu; fakirden zengine doğru yapılan servet transferlerinin en bariz yeni bir örneğidir… 20 milyar dolarlık bir zarardan vatandaşın payına ne düşecek belli değil ama seçimin telaffuz edildiği bu günler, epey düşeceği kesin…
Peki bütün bunlar olurken Adalet Bakamayanının yegane derdi ne? Efendisini, velinimetini tekrar CB seçtirmek. Bununla ilgili açıklamaların ötesinde, niyet ifşalarında bulunuyor… Şu ana kadar her şey herkesin gözü önünde cereyan etmesine rağmen bir kişi, yahu bir odacı, güvenlik memuru vs. istifa etmiyor… SPK, BDDK, Borsa Yönetimi, on ay önce “Biliyoruz” demesine rağmen Memoş, MASAK, Adalet Bakanlığı, teftiş kurulları vs. dolayısıyla devletin her kesimi suçludur, yargılanmaları gerekir. En başta hükümetin daha fazla yüzüne gözüne bulaştırmadan istifası gerekir… Bu talan ikliminin en kısa zamanda değişmesi şarttır.
Hepinizi yüce Yaradanıma emanet ediyorum. Hoşça kalınız…











