1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Mehmet Edip Ören
  4. Çok Çalanlar Cenneti, Az Çalanlar Cehennemi

Çok Çalanlar Cenneti, Az Çalanlar Cehennemi

featured

Mehmet Edip Ören’in yazısında, Türkiye’nin içinde bulunduğu siyasi ve ekonomik çıkmazlar eleştirel bir dille masaya yatırılmaktadır. Yazar, iktidarın yaklaşan seçimleri kazanmak için yerel yönetimler üzerinden çeşitli stratejiler izlediğini ve muhalefet partilerinin bu düzene adeta destek olduğunu savunmaktadır. Ülkenin son çeyrek asırda büyük çaplı yolsuzlukların merkezi haline geldiğini belirten metin, küçük suçlular cezalandırılırken büyük vurgun yapanların korunduğunu vurgulamaktadır. Ayrıca Türk sporundaki yanlış politikalara dikkat çekilerek milli takımların uluslararası organizasyonlardaki durumu sorgulanmaktadır. Son olarak, tarım üreticilerinin yaşadığı ekonomik sıkıntılara değinilerek kamu kurumlarının üreticiden doğrudan alım yapması gerektiği ifade edilmektedir.

Eşsiz evlilik; çaysız kahvaltı, domatessiz mutfak, atsız süvari gibidir. Her ikisi de memleketimize sonradan girmiş ama en tepeye yerleşmişlerdir. Allah herkese, bütün güzellikleri gıdım gıdım değil, gani gani nasip etsin. Hepinize merhabalar olsun. Türkiye birden büyüktür…

Artık iyice anlaşıldı. Yapılacak normal seçimlerden galip çıkamayacağını anlayan Hükümet, her şeyi göze almış durumda. Önümüzdeki seçimlerin finansı İBB’ye yüklenecek. Bu yüzden, şeytanın aklına gelmeyecek oyunlarla İBB Meclis aritmetiği her gün ilmik ilmik işlenerek iktidar lehine oluşturuluyor. Bu bir anlamda *”Nikaragua Modeli”*nin de hazırlığı anlamında. İnsanların kafasına, seçimin hiçbir şeyi çözemeyeceği olgusu neredeyse yerleşmiş durumda. Bunun neticesi şu: Muhalif seçmen sandığa soğuk bakacak, buna karşılık iktidar kesimi “Kaybedersek mahvoluruz” mantığıyla süper asılacak… Yapılmak istenenlerin çıkış noktası burası.

CHP – Yeni Parti ikilisi AKP’nin stepnesidir. Bunu defalarca yazmamıza rağmen hâlen anlamayanları veya anlamak istemeyenleri son defa uyarıyorum. Bu ikiliye meyletmeniz; ülkeyi uçuruma, yani AKP’nin bilinmeyen, esasında bilinen sona doğru gitmesine destek anlamındadır… Bana, “Çok tehdit ediliyorlar, şantaja muhatap oluyorlar, evlatları eşleriyle sınanıyorlar” diyebilirsiniz. Evet, bu namert uygulamalar var, hem de çok; ama direnenler, hiçbir şeye pabuç bırakmayanlar da var… Atalar ne demiş… Yatma çakal yatağında, ko aslan yesin seni… Geçme namert köprüsünden, ko sel götürsün seni… Rahmetli Başbuğ Alparslan Türkeş Bey, “Yufka yüreklilerle çetin yollar aşılmaz” diye boşuna söylemedi… Eğer korkuyorsan başta bu işlere girmeyeceksin. Açığın varsa, elin kolun uzama eğiliminde ise kenarda duracaksın… Kendine güvenen cesur yürekler işidir siyaset, hele hele Türkiye’de… Son laf: Kuştan korkan darı ekmesin, demirden korkan trene binmesin…

Türkiye; son yirmi beş yılda maalesef çok çalanlar cenneti, az çalanlar cehennemi oldu. Hırsızlığa kalkarsan sakın baklava, simit, ekmek falan çalmaya kalkışma, yanarsın… Milyarları cebellezi yaparsan, el üstünde tutulur kollanırsın… Bak, Fatoş kızımız, milyarları götürdü, savcı sorguya lütfen çağırdı. Sabahın köründe evinden alınmadı, mesai bitiminde ifade verdiler… Eski soyguncular, zeki insanlardı. Bu işi yaparken canlarını ortaya koyarlardı… Bir Nejdet Elmas, Lacivert Mor Cemal gibi. Şimdiki soygunlar; bilgisayar başında, elde telefon, siyasi güç arkaya alınarak veya nüfuz suiistimali ile, hiçbiri de hayatı devam ettirecek kadar değil, Karun kadar zengin olma maksadıyla yapılıyor. Ülke yirmili yaşlardaki yat-jet sahibi, lüks araba koleksiyoncusu tosunlarla doldu… Sütten çıkma ak kaşık tabiri bile rafa kalktı. Baba kız Sütşurup’lar, sandala atladıkları gibi sırra kadem bastılar… Bu işin alarmı, birkaç yıl önce çalmıştı… Hatırlayın… Güzide bir takımımızın, FETÖ dahil her taşın altından çıkan bir grubu, nasıl paralar kazanmıştı. Hepimiz, bu kadar konup bu kadar kazanılır mı demiştik. Ne oldu… İş garip bir bankacı kızın üstüne yıkıldı ve kapanıp gitti… Futbola bulaşmışken aynı şeyi söyleyerek başlayalım. Eurovision’dan nasıl çekildiysek tıpkısı futbol için de yapılmalı. Belli olmayan bir tarihe kadar; Avrupa Ligi, Avrupa ve Dünya Şampiyonaları gibi organizasyonlara katılmayalım… Yabancı futbolcu transferi yasaklansın… Milyarları su gibi akıttığımız stat inşaatları derhal dursun… Milli kaynak ve imkânlarla keşfettiğimiz, yetiştirdiğimiz yerli değerlerin altyapısı oluşana kadar böylece sürsün… İnanın ekonomi bile hissedilir derecede düzelir. İşi biraz daha ileri götürecek olursam; voleybol, boks, güreş başta olmak üzere erkek takımlarla da uluslararası organizasyonlara katılmayalım. Bize bayan milli takımlar, Mustafa Kemal Atatürk’ün kızları yeter… Böylece, teklif edilen ucu açık primleri ellerinin tersiyle iten kızlarımız varken, villalara rağmen en ufak başarı gösteremeyenlerden medet ummayız, başarı beklemeyiz… Bu arada, her türlü rezaletin gün yüzüne çıktığı TFF ve Merkez Hakem Komitesi’nin durumunu başka bir yazıma saklıyorum… Hakemler hakkında bildik tezahüratları yapan seyirciler demek ki haklıymış…

Aynı hikâye, aynı gerekçe, aynı son… Diye diye dilimizde tüy bitti. Başta halkçı belediyeler olmak üzere tüketim yapan herkesi sorumlu tutuyorum… Bizler 80-100 lira bandında tüketirken, üretici şeftalisini 10-15 liraya satamadığından, elinde kalmasından şikâyetçi… Mansur Başkan, Şehir Hastaneleri, devasa devlet daireleri gibi yerler, sizlere sesleniyorum: Üreticiden mesela 20 liraya alın, yemekhanelerinizde tüketin. Niye yapılmaz, herkes de mi bu vurgun çarkının içinde, aklım ermiyor…

Hepiniz Yaradan’ıma emanet olun. Hoşça kalınız…

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Haberiniz ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!