Acıya Dayanmak Hak Etmek Değildir

featured

Mehmet Edip Ören’in yazısı, toplumsal ve siyasi meseleleri eleştirel bir dille masaya yatırmaktadır. Yazar, okuyucuların başkalarının körü körüne takipçisi olmamalarını ve kendi özgür düşüncelerini geliştirmelerini savunmaktadır. Metinde, devlet denetimindeki büyük ekonomik skandallar, finansal krizler ve bu süreçlerde sorumluluk üstlenmeyen yöneticiler sert bir şekilde eleştirilmektedir. Ayrıca, Eğitim Bakanlığı’nın olaylardaki tutumu, Elon Musk’ın uçan araba teknolojisinin trafikte yaratacağı tehlikeler ve artan dış çöp ithalatı gibi güncel konular da değerlendirilmektedir. Siyasi partilerin stratejileri, muhalefetin hataları ve iktidarın politikaları masaya yatırılırken, ülkenin karşılaştığı bu sorunlardan çıkış yolu olarak milliyetçi bir toparlanma önerilmektedir.

 

Acıya dayanacak kadar güçlü olman, bu acıyı hak ettiğin anlamına gelmez… Evet, yine biraz düşünmeniz için söylenen bir cümle ile başladım. Sevgili okuyucu; birkaç köşe işgalcisinin esiri olup her daim onların fikirlerini savunup el âleme de pazarlamaya kalkma. Ben dâhil kimsenin esiri olma. Her fikri dinle, oku ama kendi düşünceni oluştur. Böylece seni kimsenin kandıramayacağı bir konuma gelirsin. Birilerinin piyonu ve oy deposu olmaman buna bağlı. Hepinize merhabalar olsun; Türkiye birden büyüktür.

Kişiler tarafından soyulmak, bağışıklığımız olan bir olay. Bankerlerden, Kastelli’den, Jet Fadıl’lardan, ihlaslı Enver’lere, bilumum tosunlara kadar herkes bu milletin cebinden nasibini aldı. Onlara, “Niye güvendiniz?” dedik. “Niye devletin güvencesine sığınmadınız?” da dedik. Gel gör ki şimdi saklanacak delik arıyoruz; çünkü asrın soygunu devlet gözetiminde gerçekleşti. SPK, BDDK, Borsa, MASAK seyretti; bunlara güvenenler de soyulup soğana çevrildi. Biz kime güveneceğiz? Kimin kontrolündeki sistemler güvencemiz olacak? Artık emniyetli yerimiz kalmadı. Peki bunu kim yaptı veya bilinen şekliyle sorayım: Yaparsa kim yapar? İşin trajikomik safhası, suç yine “dış güçlere” atıldı. Sorarım size; bu kuruluşların yöneticilerini dış güçler mi atadı? Tek imza ile oluşturulan sistemler nasıl dış güçlerin emrine girdi? Fatoş gibi kişiler de mi bunların piyonu? Biz her zamanki gibi ak kaşık mı kaldık? İmzacının hiç mi sorumluluğu yok? İnsanın aklını muhafaza etmekte zorlanacağı başka bir olay da şu meşhur MEB’ciden geldi. “Bakamayan”ımız, sıklaşan okul saldırı ve cinayetlerinden nasıl sıyrıldı? “Bunlar, geçen sene Ramazan’da yapılanları sabote etmek için planlandı” dedi ve kurtuldu. Sabote edenler kim? 13-15 yaşındaki çocuklar. Akla mukayyet olmak artık o kadar zorlaştı ki…

Yine aşırı gerildik, biraz rahatlayalım mı? Elon Musk’ı tanımayanınız yoktur. Uydu sistemleri dâhil otomotivde de liderliği eline geçirdi. Sonunda uçan arabayı da yaptı ve tanıttı. Artık can emniyetimiz kalmadı veya sıfıra yaklaştı. Bu icadın matbaa gibi ülkemize geç girmesi için uğraşmamız gerekiyor. Düşünebiliyor musunuz; bu araçları bizim bıçkın şoförlerimizin altına verirseniz neler olur? Havada ne makaslar atarlar; yol vermeyenin önünü kesip beyzbol sopasıyla aşağı inerler ama en nihayetinde bizim başımıza düşerler. Artık evimizin terası bile emniyetli değil. İşin bir de teknik kısmı var: Arıza yapanlar havada asılı mı kalacak, yoksa onlar da mı kafamıza düşecek?

Dönelim tekrar sahamıza. İçinde Mustafa Kemal geçen İzmir Marşı’ndan ödü kopan AKP, İzmirli kriptoyu saflarına kattı. Ondan önemlisi hazırladıkları videoydu. Çöp dağlarının birdenbire çiçek tarlasına döndüğü çekimler ibretlikti. Aynı adam, aynı belediye, aynı personel… Kıytırık tek bir rozetin kerametine mi güveniyorlar, anlayamadım. İzmir’den genele gelelim mi? Avrupa’dan ithal ettiğimiz çöp miktarı katlandı. İçeride telaşlanıp sesimizi yükselteceğimize suspusuz. Elin Avrupalısı ülkesindeki çöplere çip yerleştiriyor, Adana’dan sinyal alıyor. Onlar halimize acıyıp insanlık namına hareket ederken bizim dinî bütünlerin ağızları kulaklarında. İzmir’i çöplerden kurtardığımızı varsayalım; ülkenin tamamı çöplük olmuş durumda, buraya ne yapacağız? İzmir gibi bir yeri AKP’ye teslim etmenin altyapısını Cemil Tugay’ı aday göstermekle hazırlayan küçük kripto, şu sıralar farkındaysanız “birinci partiyiz” gibi laflar edemiyor. Kartı, genci, kriptoların tamamı ellerinden geleni yaptı. AKP, fon krizine rağmen yüzde 30’ların altına inmedi. Bu danışıklı sistem devam ettiği sürece, seçim döneminde açılacak muslukların getirisi tekrar aynı durumlarla karşı karşıya kalmamıza yol açacak gibi… Kartını atıp gencine umut bağlayanlar; aynı filmi başrolleri değişmiş olarak tekrar seyredeceksiniz. Sonunda Muharrem İnce’nin dediği gibi “Adam kazandı” denecek. Her ikiniz de görevinizi yapmanın mutluluğu ve huzuru içindeyken bizler ateşlere maruz kalacağız. Bize ne eskisinden ne de yenisinden fayda olmayacağı ortada. Tek çıkar yolu tekrar haykırıyorum: Milliyetçi toparlanma son çaredir. Müsavat Başkan’ın Zafer ve Anahtar partilerine yaptığı çağrı az da olsa umut olmuştur; altını hep birlikte dolduralım.

Komik bir olayla final yapalım. Kargalar, karın kaslarınıza mukayyet olun. Hüseyin Yayman mı Yavan mı bilmediğim biri çıkmış, diyor ki: “Bu fon krizi, şimdiye kadar AKP’nin maruz kaldığı krizlerin yanında çok basit ve ufak…” Bu iktidarın eski ekonomi sorumlusu Ali Babacan da toplam maliyetin 173 milyar dolar olduğunu söylüyor. Yersen…

Bir iki kısa notla finale gidelim. Terörist başı Apo iti, “Bakın bu kıyağı yapıyorum, siz de süreci hızlandırın” edasıyla villasına taşındı. Kripto muhalefetten farkı olmayan medya izdüşümleri, her türlü ihanetten sonra döndü dolaştı, yine kabul gördü. Ne diyelim; ister küçük ister büyük al bir kaya, nereden vurursan vur… Bu konulara ve etrafında dönenlere fırsat bulursam tekrar değineceğim.

Hepinize Allah’a emanet olun. Hoşça kalın…

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Haberiniz ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!