Fukara Harcı

featured

Köşe yazısında, ekonomik sıkıntılar ve yoksulluk temaları etrafında şekillenen toplumsal geçim derdi ele alınmaktadır. Fukara harcı tabiriyle ifade edilen temel ihtiyaçlar; ekmek, mutfak masrafları ve faturalar gibi hayati unsurların artık dar gelirliler için karşılanamaz hale geldiğini göstermektedir. Toplumun dezavantajlı kesimleri açlık sınırında yaşam mücadelesi verirken, yetkililerin ve varlıklı kesimlerin bu acı tabloya karşı duyarsız kalması ve boş vaatlerle insanları oyalaması eleştirilmektedir. Zamanın akıp gitmesine rağmen yaşam koşullarının iyileşmediği, aksine halkın umutlarının tükenerek yalnızlığa terk edildiği vurgulanmaktadır. Son olarak, yardımlaşma kültürünün zayıfladığı ve yoksulluğun artık görmezden gelindiği bir düzenin hâkim olduğu ifade edilmektedir.

 

Ozanın kopuzu, kantarın topuzu, yok çorbanın tadı tuzu derken ortalığın dumanı tozu diye bir başlasak, laf bitmez.

Misal mesela desek ki şayet…

Ekim de bitti nihayet.

Sık limonu lafına, olmadı çayına…

Kasım’ı sayma, gel aralık ayına…

Dilimiz çözüldü, dilimiz şişti, laf lafı açtı…

Vatandaş cenahında kantarın topuzu kaçtı…

Rahmetli Abdürrahim Karakoç, “Tohdur Beğ” şiirinde; “Avrat yeğin sayrı, benim karnım aç, / Keyf için gelmedik bura tohdur beğ. / Fukara harcından yaz da bir ilaç, / Olsun derdimize çare tohdur beğ.” diye sesleniyordu uzun yıllar ötesinden…

Şiirin ilk dörtlüğünde yer alan, “Fukara harcı” geldi yanı başımıza oturdu.

İçimize çöktü…

Hâlden bilen anlayan, her şeye şahit olanlar gözyaşı döktü…

Karakoç, derde çare olsun diye, fukara harcından yaz da bir ilaç demişti doktorlara o dönem.

***

Fukara harcı ve biz… Sen, ben, öteki, beriki yani hepimiz…

Ne giriyor fukara harcına?

En başta ekmek…

Ne demek ekmek?

Ekmek iş demek, aş demek, aç olmak demek, muhtaç olmak demek.

Ekmek nimet…

Ekmek başlı başına derin bir mevzu.

Ekmek demek, insanımızın yarasını deşmek demek.

“Yara beni, yara beni öldürür bu yara beni…” diyor ya o şarkının dizeleri…

Yara ekmek üzerine, yara fukara harcı üzerine olunca çözülüyor diller. Dökülüyor ortaya çözülemeyen dertler, meseleler…

Elinde diploması var, lakin eline ekmeğini alamadı…

İşten çıkardılar, ekmeğinden oldu…

Ekmeği aslanın ağzından alıp midesine hatta daha ötelere götüren vicdansızlar yüzünden, çaldığı her kapıdan eli boş döndü…

***

Fukara harcı ekmekle başlar, ilaç olur, maaşlara zam olur, mutfak olur, tencere olur, patates soğan olur, rahmetli Barış Manço’nun dilinden domates biber patlıcan olur.

Emeklinin, asgari ücretlinin dile getirdiği ifade olur, cümle olur, yakınma olur, içini dökme olur.

Sadece fukara harcı değil elbet kantarın topuzunu kaçıran.

Fukara harcı neden bu kadar derin?

Fukara harcını bu hâle fakir fukara, garip gureba getirmedi ya…

Bir garip derinlik fukara harcı…

İçine düşen kayboluyor…

Kafasına takanı hafakanlar basıyor.

Fakir fukara bu derinliklerde kaybolmuş durumda.

Açlık ve yoksulluk sınırlarının ekim ayı sonunda oldukça hazin noktalara erişmesinin “Basra harap olduktan sonra…” farkına varılması, harap olanları kurtaramadı.

Tokların açların hâlini görmemeye devam etmesinin zirve yaptığı; anlatması zor, hiçbir insani yaklaşıma sığmayan, bağdaşmayan zirvelere erişmesi izaha muhtaç…

İzah, izah olmaktan utanmış; muhtaç kavramı yedi kat yerin dibinde, tokların bin davul çalınsa uyanacak hâlleri yok…

***

Fukara harcı, bir lokma ekmek…

Fukara harcı, kiraların önüne set…

Fukara harcı; su, elektrik, doğal gaz faturası…

Fukara harcı bir bardak çay, yanında simit…

Fukara harcı, insanın gülümsemesi, yüzünün gülmesi…

Fukara harcı, fukaranın “oh” demesi…

Fukara harcı, yoksulun fukaranın nefes alması…

Çok mu zor?

Şimdi fukara harcından maaşlara zam yapmaktan, iyileştirmelerden, seyyanen gelişmesinden dem vuruluyor…

İnsanlar, işler şirazeden çıktı diyorlar,

Kantarın topuzu kaçtı diyorlar.

Bizim hâlimiz mecalimiz kalmadı diyorlar.

Aralıktan aralığa yol uzanıyor.

Arka planda, “Yollar uzak gelemedim…” benzeri bir türkü…

Bize gelince…

Yol uzun, yol ince…

Mevsim kurak…

Toprak çorak…

Neye elimizi atsak, çıktık çırak…

***

Yine mevsimler geçti…

Yine yapraklar döküldü…

Giden gitti…

Takıldık düştük peşine olur diye, geri gelir döner diye sözlerin…

Bahar geçti, yaz geçti, güzün ortası oldu, neredeyse bitecek, belki de çoktan bitti…

Gülemedik gitti…

Aylar değil, mevsimler saklandı bizden.

Biz de saklanmadık desek yalan.

Yalanların ardına saklandık çoğu kez.

Sadece mevsimler değil, iki bin yirmi altı saklana saklana bir hâl oldu bizden.

Tevekkeli değil…

Ne o bizi gördü ne de biz onu…

Bile bile saklandık birbirimizden, bile bile kaybettik birbirimizi.

Görmeden görünmeden, sadece bir sefer tanışmış olarak elveda diyeceğiz galiba 2026’ya…

Kader böyle imiş, ne söylesem boş der gibi…

***

Fukara harcı anladık ki lafa sığdı sadece.

Laf dediğiniz derya deniz…

Hani bir taş attım havaya derler ya…

Bir laf atıldı ortaya…

Hemen geldik oltaya…

Laf; aş dedi, ekmek dedi, şeker dedi, vardı çaya…

Değmedi hiçbir aya…

Geldi bizi vurdu…

Geldi tam önümüzde durdu.

Bayılırız lafa…

Kaldırmayız rafa…

Düşeriz ardına…

Ya olursa…

Ya doğruysa…

Ya gerçek buysa…

Kaç sefer aldandık oysa…

***

Biliyoruz, farkındayız, az daha durun, az daha sabır babında açıklamalar peş peşe sıralandılar…

Bekledik dört gözle…

Günü haftaya, haftayı aya, ayları mevsimlere ekledik…

Ne mi oldu?

Geldi ekimin sonu…

Ne mi konu?

Bizim fukara harcından, geçim diye bir derdimiz var.

Aşılmaz dağlar gibi…

Aşamadık o dağları…

Soğanı patatesi geçemedik…

Fukara harcından değildi amma…

İkinci el sebze meyveden gayrısını göremedik…

Haneler, sokaklar, pazarlar öyle olaylara şahit ki…

Bakar denen bakmadı… Görür denen görmedi… Duyar denen duymadı… Anlar denen anlamadı…

Fukara harcı diye bir şey gündeme gelmedi, gönlümüzden geçen bu değildi dediler; gönüllerinden geçinceye kadar fakir fukaranın tabiri caizse canı çıktı.

***

Bu dünya boş değil diye başlayan cümleler artık nedense pek kurulamıyor.

Fakir fukara zenginin kapısını çalmadan, fakir fukaranın kapısını çalanlar, kapılarına onların ihtiyaçlarını bırakanlar nerelere gittiler, nerelere kayboldular?

Komşusu aç uyurken uyuyamayan, koşup gelen o toklar, hamiyetperverler, hâli vakti yerinde olanlar nerelerdeler?

Onları görmesine göremiyoruz amma, “Fakir mi? O da kim? Hani neredeler? Ben ortada fakir fukara diye birilerini göremiyorum” diyenler çoğaldılar, her yerdeler…

Fukara harcı kavramı biraz da bu yüzden garip, bu yüzden yalnız, bu yüzden çaresiz ve kimsesiz…

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Haberiniz ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!