Bu deneme, Atsız Burucu’nun İstanbul’da sürdürdüğü içsel yolculuğu ve yalnızlığı bir yaşam sanatı haline getirme çabasını konu almaktadır. Yazar, kalabalıkların gürültüsünden uzaklaşarak sabah yüzüşleri, kürek çekme ve plansız şehir turları gibi rutinlerle kendi benliğini tanımaya odaklanmaktadır. Dijital dünyadan koparak sahaflarda vakit geçiren ve denizin sesini dinleyen anlatıcı, bireyin kendisiyle kurduğu bağın her türlü sosyal onaydan daha değerli olduğunu vurgular. İstanbul’un sokaklarını yeni bir bakış açısıyla keşfederken, hedeflerini sürekli güncelleyerek özgürlüğünü kendi elleriyle inşa etmektedir. Bu günlük, yalnızlığın bir yük değil, ruhun olgunlaşması için bir fırsat olduğu mesajını zarafetle aktarır. Sonuç olarak yazar, hayata gülümseyen bir yol arkadaşı arayışını saklı tutsa da, asıl mutluluğun kişinin kendiyle dost olmasında yattığını hatırlatır.
İnsan yaş aldıkça kalabalıkların içindeki gürültüden çok, kendi içindeki sessizliği dinlemeyi öğreniyor. Ben de bunu seçtim. Kimseye küsmekten değil; kendimi daha iyi tanımak istediğim için. İstanbul’un milyonlarca insanı arasında yürürken aslında en uzun yolculuğun insanın kendi içine yaptığını gördüm.
Artık kendime ait küçük kurallarım var. Bunlar başkalarına öğüt olsun diye değil, yaşamımı biraz daha anlamlı kılabilmek için oluşturduğum notlar.
Gün doğmadan kalkıyorum. İstanbul daha uyanmadan sokaklarda olmayı seviyorum.
Yazmak için yanıma küçük bir defter alıyorum. Aklıma gelen düşünceleri dijital ekranlar kadar, kâğıda da bırakıyorum.
Sabahın erken saatlerinde denize giriyorum. Günün ilk ışıklarıyla yapılan kısa bir yüzmenin verdiği dinginliği hiçbir şeye değişmem.
Motosikletime binip haritada adı bile dikkatimi çekmemiş rotalara gidiyorum. Nereye varacağımdan çok, yolda ne hissedeceğim ilgimi çekiyor.
Sahaflarda saatler geçiriyorum. Eski kitapların arasında bazen yaşayan insanlardan daha samimi dostlar buluyorum.
Tek başıma satranç oynuyor, haftada en az iki gün Haliç’te kürek çekiyorum.
Plansız biçimde İstanbul’un bilmediğim semtlerine gidiyorum. Kaybolmaktan korkmuyorum.
Tek başıma en bilinmedik yerlerde yemek yiyorum.
Kulaklık takmadan uzun yürüyüşler yapıyorum. Şehrin sesini bastırmak yerine dinlemeyi tercih ediyorum.
Deniz kıyısında saatlerce oturabiliyorum. Dalgaların sesi çoğu zaman insanların söylediklerinden daha anlamlı geliyor.
Kendime özel bakım ve dinlenme günleri ve mahallemde çocukluk arkadaşımla günler ayırıyorum.
İnancım doğrultusunda Tanrı’ya dilek sunuyor, bazen de yalnızca içimden kendimle konuşuyorum.
Şehri yeniden keşfediyorum. Yıllardır önünden geçtiğim sokaklara ilk kez görüyormuş gibi bakıyorum.
Yeni uğraşlar öğrenmeye çalışıyorum.

Deniz kenarında tek başıma uzun saatler geçirebiliyorum. Sessizlik artık beni rahatsız etmiyor.
Telefonumu kapatıp birkaç saat yalnız kalıyorum. Dünyanın bensiz de dönmeye devam ettiğini hatırlıyorum.
Yeni insanlarla tanışmaktan çekinmiyorum. Her insanın ayrı bir yaşam öyküsü olduğunu biliyorum.
Hedeflerimi belirli aralıklarla yeniden yazıyorum. İnsan değiştikçe hedefleri de değişmeli.
Yalnızlıktan kaçmıyorum. Onun bana ne öğrettiğini anlamaya çalışıyorum.
Kendimle güçlü bir bağ kurmaya özen gösteriyorum. Çünkü insanın ömür boyu yanında kalacak tek kişi yine kendisidir.
Bunlar dışarıdan bakıldığında sıradan alışkanlıklar gibi görünebilir. Oysa benim için her biri, biraz daha özgür olmanın küçük adımlarıdır. Kalabalıkların onayına ihtiyaç duymadan yaşayabilmek, insanın kendine verebileceği en büyük armağanlardan biridir.
İstanbul bana şunu öğretti: Aynı vapurda yüzlerce kişiyle yolculuk edebilirsiniz ama asıl yolculuk, kendinizle yaptığınızdır. İnsan kendisiyle barışık olduğunda yalnızlık yük olmaktan çıkar; karakterin sessizce olgunlaştığı bir zamana dönüşür.
Bütün bunları yaparken içimde küçük bir umut da taşıyorum. Günün birinde; zeki, seyahat etmeyi seven, yeni yerler keşfetmekten keyif alan, hayata gülümseyerek bakan, birlikte sessizliği de kahkahayı da paylaşabileceğim bir yol arkadaşıyla karşılaşmayı umuyorum. Böyle biriyle yollarım kesişirse ne güzel; kesişmezse de bu yolculuğa yine aynı huzurla devam edeceğim.
Belki de yaşamın en büyük başarısı, tek başına yürürken de mutlu olabilmek; tek başına deniz kıyısında saatlerce otururken de huzur bulabilmektir. Çünkü kendisiyle dost olmayı başaran insan, dünyanın neresine giderse gitsin hiçbir zaman gerçekten yalnız değildir.
Atsız Burucu (Mehmet Hoca), Salacak, İstanbul – 31.07.2026 17:20











