Mehmet Edip Ören
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Belki’nin Gölgesinde Kararsızlık ve Ülke Gerçekleri

Belki’nin Gölgesinde Kararsızlık ve Ülke Gerçekleri

featured
0
Paylaş

Yazar Mehmet Edip Ören, “Belki” kelimesinin kararlılığı sarsan ve kaypaklığa zemin hazırlayan tehlikeli bir kavram olduğunu belirterek söze başlar. Kesin kararın her zaman belirsizlikten iyi olduğunu vurgulayan metin , ardından terör ve sınır güvenliği meselelerine odaklanır. Sözcü TV’deki bir yayını eleştirerek Türkiye’nin sınır güvenliğini koruma hakkı savunulur ve “Sarı öküz” örneğiyle tavizlerin yeni istekler doğuracağı uyarısı yapılır. Son bölümde ise ekonomik krize ve emeklilerin zor yaşam koşullarına değinilerek , mevcut sistemin halkı yanılttığı savunulur ve çözümün Atatürk’ün ilkelerinde olduğu belirtilir.

 

Keşke lafının ne kadar tehlikeli olduğundan bahsetmiştik. Şimdi ise “Belki” ile ilgilenmek istiyorum. Kararlılığın karşısındaki en kuvvetli kaledir.

Kaypaklığa zemin oluşturacak yönü de vardır… Basit örnek: “Belki gelirim” demek kadar kötü bir cevap olamaz.

Ne yapacağınıza karar veremezsiniz. Ortada kalırsınız… Geleceğine göre mi, yoksa gelmeyeceğine göre mi tavır alacağınıza bir türlü karar veremezsiniz; ama “Gelirim” veya “Gelemem” gibi yaklaşımlar her iki tarafın da sıkıntılarını bertaraf edecek niteliktedir.

Özet: Kesin karar her daim müphemden iyidir… Hepinize merhabalar. Türkiye birden büyüktür…

Bir suç işleniyorsa; o suçu işleyen kadar yardım eden, yataklık eden, azmettiren de dahil herkes suçludur.

Geçtiğimiz günlerde Sözcü TV bu suçu işledi… Tuncay Tenekehan’ı ekranlara taşıdı. Ona her türlü istismar için fırsat tanıdı.

Ne kadar masum (!), ne kadar barışçı (!), ne kadar insancıl oldukları Türk kamuoyuna servis edildi.

Bu konuşmanın neticesinde, bütün düşüncelerimden arınarak sadece konuşma üzerinden değerlendirme yaptım… Türkiye, Suriye’ye çok karışıyormuş.

Peki SDG’ye kim karışıyor… On binlerce kilometre uzaktan bölgeye bulaşan ve de her türlü silahı teslim eden ABD her türlü icraatı yapacak, İsrail ağırlık koyacak, Suriye’de istediği yerini bombalayacak ve de işgal edecek ama sınırdaş Türkiye en azından sınır güvenliği açısından bile hiçbir şeye karışmayacak…

Başkentin Ankara oluşundan, iletişim dilinin Türkçe oluşundan problem yokmuş ama dillerine de sahip çıkmalarından ne çıkarmış.

Ustaca bir yaklaşım. Şu an Kürtçe serbest. Öğretecek kurslar serbest ama giden çok az, Kürtçe resmi TV kanalı bile var… Tenekehan, acındırma konuşmalarını bırak, dilinin altındaki baklayı çıkar… Arkadaşların, “Iğdır da Kürdistan topraklarına katılmıştır” diye beyanat verebiliyor.

“Bizim topraklarımızdan elde edilen elektriği bize parayla satıyorlar” diyen de var… Sen “Başka devlet istemiyoruz” diyerek kuzu postuna bürünüyorsun, garip halkı kandırmaya uğraşıyorsun… Tenkit edecek çok şey var da benim o kadar satırım yok.

Bu yüzden son tespitimle konuyu bitireceğim. Tenekehan… Konuşmadan barışı isteyen siz, istemeyen TC gibi bir hava var… Sanki ilçe basarak silahlı mücadele başlatan, 50 bin kişinin ölümüne sebep olanlar bunlar değil, tam tersi saldıran TC… Hadi oradan, hadi oradan… Son: Bu istekler, ilk kademe için yeterlidir.

Daha sonraki “Sıfır” noktası burası olur, yeni istekler üzerine bina edilir… Anlayacağınız “Sarı öküz” isteniyor, gerisi mazallah…

Ülkemizin ikinci temel sorunu da bana göre emekliler. Hükümet insanların 65 yaşına kadar çalışmalarını, çok yüksek primler ödemelerini ve emekli olunca da hemen dünya değiştirmelerini istiyor diye defalarca söylemişimdir… Yani amiyane tabirle, “En iyi emekli, ölü emekli” yaklaşımı tamamen tescil oldu… Bir AKP’li, maaşlar vaktinde ödeniyor diyerek zavallılara ölümü gösterip sıtmaya razı etmeye uğraşmadı mı… En son başka biri, bir milletvekili, “Emekliler uzun yaşıyor diye az maaş alıyorlar” dedi.

Şu mantığa bakar mısınız… Yani elinizi tez tutun, çabuk ölün diyor… Bu yaratığa denecek tek laf var… Allah sana uzun, hatta hiç emeklilik nasip etmesin…

Ülke bir zamanlar 70 sente muhtaç hale de gelmişti ama kurtulma potansiyeli vardı. Nitekim de öyle oldu.

Şu anki durum çok farklı. Cafcaflı laflara bakmayın. Kasa tam takır. Ülke borç-faiz sarmalına girmiş durumda.

Devlet yaptırdığı işlerin parasını ödeyemiyor. Ama utanmadan kuyruğu dik tutuyor.

2016’da bitmesi gereken Ankara – İzmir Hızlı Treni için utanmadan 2027 tarihi büyük bir başarı gibi servis ediliyor.

Pervasızlıkla daha da ileri gidilerek, Ankara – Samsun gibi yeni hatlar gündeme getirilerek vatandaşın gözü boyanıyor… Yani “Miş-Muş, Ecek-Acak” pazarlanıyor… Bu kadar karamsarlık olur mu diyenlere cevabım şu olur… Kimse endişelenmesin.

Bu talancı sistemi defettikten sonra, M. K. ATATÜRK’ün kaldığı yerden devam etmek çözüm için yeterlidir…

Finali, gene rahmetli M. Şükrü Dayımı rahmetle anarak yapacağım… Karşı taraf sizi çok basit yalanlarla kandırmaya kalkıyorsa “Taman sen bizi eşek yerine koydiy” derdi… Tıpkı hükümetin yaptığı gibi… Bir klasiklerini daha yaşadık… Kasım-Aralık enflasyonları çok az (?) tespit edildi.

Maaş zamları buna göre yapıldıktan sonra Ocak ayı mecburen patladı.

Emekli ve ücretlinin cebinden büyük bir miktar kalem oyunlarıyla çalındı… Bu sistem bütün milleti eşek yerine koydi…

Hepinize Allah’a emanet ediyorum. Hoşça kalın…

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Haberiniz ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!