H. Nurcan Yazıcı tarafından kaleme alınan bu metin, Yeni Parti içerisindeki oy birliği eksikliğini ve buna bağlı gelişen siyasi kimlik krizini eleştirel bir dille analiz etmektedir. Yazar, bir yasa oylamasında partinin bölünmüş bir görüntü sergilemesini ilkesizlik ve belirsizlik olarak nitelendirerek, partinin topluma karşı şeffaf bir duruş sergileyemediğini savunmaktadır. Siyasetin sadece iktidar karşıtlığı üzerinden değil, somut değerler üzerine inşa edilmesi gerektiğini vurgulayan yazı, partinin bir güven kaybı yaşadığına dikkat çekmektedir. Metne göre Yeni Parti’nin kalıcı olabilmesi, kararlarını kimin aldığına değil içeriğin doğruluğuna odaklanmasına ve tutarlı bir siyasi çizgi benimsemesine bağlıdır. Sonuç olarak kaynak, partiyi isimden ibaret kalmaması için net bir duruş sergilemeye ve topluma karşı siyasi gerekçelerini açıkça izah etmeye çağırmaktadır.
Siyasette asıl belirleyici olan; bir partinin hangi ilkelere yaslandığı, kriz anlarında nerede durduğu ve ne kadar net olduğudur. Bugün Yeni Parti’nin “Çerçeve Yasa” oylamasında bir grup milletvekilinin “evet”, bir grubun “hayır” demesi, bu netliğin olmadığını gösteriyor.
Elbette farklı düşünmek parti içi demokrasinin bir parçasıdır. Ancak aynı konuda farklı tutumların gerekçeleri açıkça anlatılmadığında, ortaya demokrasiden çok belirsizlik çıkıyor. Üstelik “hayır” diyenlerin tutumu, “evet” diyenleri de ister istemez zan altında bırakıyor.
Seçmen haklı olarak soruyor:
– Bu parti gerçekten ne düşünüyor?
– Yasaya karşı olanlar, yasanın hangi yönüne karşı?
– “Evet” diyenler, hangi gerekçeyle doğru buluyor?
– Yoksa mesele yasanın içeriğinden çok, bu yasanın AK Parti tarafından hazırlanmış olması mı?
– Acaba bazı Yeni Partililer, AK Parti ile aynı yerde görünmemek, onun yürüttüğü bir süreci destekliyormuş izlenimi vermemek için mi “hayır” diyor?
Eğer öyleyse burada ciddi bir ilke sorunu var.
Çünkü siyasette ölçü “Kim yaptı?” değil, “Ne yapıldı?” olmalıdır.
AK Parti yaptı diye doğru bir düzenlemeye karşı çıkmak da, AK Parti yaptı diye yanlış bir düzenlemeyi desteklemek de yanlıştır.
Siyaset parti isimlerine göre değil, ilkelere göre yapılmalıdır.
Eğer toplumun bir bölümü de “AK Parti’nin yanında görünmeyelim” düşüncesiyle “hayır” diyorsa, Yeni Parti’nin görevi bu refleksin peşinden gitmek değil, kendi doğrusunu ortaya koymaktır.
Bu nedenle “evet” diyen milletvekillerinin de sorumluluğu büyük.
Neden “evet” dediklerini açıkça anlatmalılar.

Yasayı neden doğru buluyorlar? Hangi yönünü destekliyorlar? Çekinceleri neler?
Bir tarafta AK Parti ile aynı yerde görünmemek için “hayır” diyenler…
Diğer tarafta neden “evet” dediğini yeterince anlatamayanlar…
İşte bu tablo, Yeni Parti’yi ilkesiz ve yönü belirsiz bir parti görüntüsüne sürüklüyor.
Oysa seçmen artık yalnızca kimin yanında olduğunuzu değil, neyin yanında olduğunuzu bilmek istiyor. “Hayır” diyenler de “evet” diyenler de kendi siyasi ve ilkesel gerekçelerini seçmene açıkça anlatmalıdır.
AK Parti karşıtlığı tek başına bir siyasi çizgi değildir. Başka bir partiyle aynı görüntüyü vermemek de bir ilke değildir.
İlke; doğru bildiğini, kimin yaptığına bakmadan savunabilmektir.
Yeni Parti gerçekten yeni bir siyaset iddiasındaysa artık kendi çizgisini netleştirmelidir:
– Neye inanıyor?
– Neyi savunuyor?
– Nerede duruyor?
Sonuç olarak:
Bugün yaşanan yalnızca bir “evet-hayır” tartışması değil, Yeni Parti’nin siyasi kimlik sınavıdır.
Seçmen, yeni bir isimden çok netlik ve bir duruş bekliyor.
Aksi halde “yeni” olan yalnızca isimde kalır, siyaset eski reflekslerle devam eder.
Ve unutulmamalı:
Bir siyasi parti, ilkelerinden vazgeçtiği gün ölür.
Yeni Parti için çağrı açık: Çok ciddi bir güven kaybı yaşıyorsunuz… İlkeli, tutarlı ve net olun.











