Yazar Lütfullah Kaleli tarafından kaleme alınan bu metin, küresel güçlerin İslam dünyasını mezhepçilik ve ideolojik ayrılıklar üzerinden parçalama stratejilerine karşı sert bir uyarı niteliği taşımaktadır. Müslüman coğrafyasındaki dağınıklığın ancak birlik ve beraberlik ruhuyla aşılabileceğini savunan eser, güncel İsrail-İran gerilimini bu büyük oyunun bir parçası olarak değerlendirmektedir. Yazar, dış güçlerin böl-yönet politikalarına dikkat çekerken, Türkiye’nin tarihi Nizam-ı Alem davasının önemine vurgu yaparak İslam ve Türk dünyasının ortak bir irade etrafında toplanması gerektiğini belirtmektedir. Metinde, dini değerlere yönelik saldırılar ve suni kutuplaşmaların sömürgeci hedeflere hizmet ettiği ifade edilerek, İttihad-ı İslam idealinin bir zorunluluk olduğu vurgulanmaktadır. Sonuç olarak kaynak, geçmişten bugüne devam eden parçalanma sürecine karşı Türkiye’nin liderliğinde kültürel ve siyasi bir uyanış çağrısı yapmaktadır.
İran-İsrail ve ABD savaşı sürerken devletimizin üst yönetiminden kamuoyuna ciddi bir uyarı yapıldı: “Mezhep ayrılıklarına, farklılıklarına girmeyin!”
Vaktinde yapılmış bir uyarı! Emperyalist saldırganlar amaçlarına ulaşmak ve kendilerini kurtarmak için her türden aparatı kullanıyorlar.
Kendileri, her alanda bütünleşmeyi ve uyumu ararken; hedef coğrafyalarda, uyumsuzluğun her türünü hayata geçirmenin derdindeler!
Kendileri birliklerini korumaya çalışırken, güçlerini koruyup artırırken; bizleri parçalamanın derdindeler.
Özellikle sanal medyada, dini değerlere saldırılar artmış; mezhep farklılıkları inatla kaşınmaya devam ediliyor.
Mezheplerde kafa karışıklıkları, 1950’li yıllarda Mısır’da bulunan El-Ezher Üniversitesi’nde başlamış ve İslam coğrafyasında müşteri bulmuştur.
Mezhep-Mezhepsizlik (Telfik-i Mezahib) kaşımalarına o yıllarda Mısır’da bulunan rahmetli babam Hüseyin Kaleli karşı çıkmış ve ilk mücadeleyi başlatmıştı.
İran savaşı konunun önemini bir kez daha ortaya koymuş, düşmanların kapasitelerini meydana çıkarmıştır.
Aynı manzarayı, Karabağ’da yaşanan soykırımlar sırasında da yaşamıştık. “Onlar Şia, biz Sünni’yiz; bize ne?” gibi yaklaşımlar sergilenmişti.
Günümüzde aynı oyuna tekrar başvurulmuş!
Emperyalist güçler; İslam dünyasını tarikatlar, cemaatler, ideolojiler ve ekonomik çıkarlar üzerinden parçalıyorlar. Bu parçalanma iki yüz yıldır devam ediyor.
Görüşümüzü ete kemiğe büründürelim: Kadıyanilik, Vahhabilik, Bahailik, FETÖ, dinde modernist akımlar, Haznevilik ve daha birçoğu!
Yalnızca kendi içimizde değil; İslam coğrafyasında da birlik ve beraberliği tesis etmenin çabası güçlendirilerek ve genişletilerek devam ettirilmelidir. Devletimizin uzun yıllar öncesinden Orta Doğu’da, Afrika’da, Asya’da; Endonezya, Malezya ve Pakistan gibi coğrafyalarda birlik, beraberlik ve uyumu yakalamak için faaliyetler gösterdiği aşikardır.

ABD-İsrail saldırıları İran aklını temizleyerek, sağlıklı çalışmasına neden olabilecektir. Türk’e dost olmamanın bedelini, şimdilerde çok ağır olarak ödüyorlar.
İnşallah kör, sağır ve dilsiz olmaktan kurtulurlar! İslam dünyasının parçalanmışlığına son vermek için katkıda bulunurlar.
Sömürgecilerin dayattığı bölünmüşlüğe son vermek için katkıda bulunurlar!
Benzer bir durum Körfez ülkeleri ve Arap ülkeleri için de geçerlidir.
İslam ve Müslüman düşmanı katillerin değirmenine su taşımaya son vermeli, kendi aralarında birliği tesis etmeliler!
Osmanlıya isyan ederken buldukları çabayı ve cesareti, İsrail karşısında da bulmalılar! Varsın güçlenen kol bizden olsun! Orta Doğu’nun barış ve mutluluk coğrafyası olmasına katkı vermeliler.
Bugünkü gaflet sürerse; katliamların sonu gelmeyecek, kesimhanede sırasını bekleyen hayvanlar gibi katliam, soykırım ve işgalin kendilerine gelmesini bekleyecekler. Felaket kapılarına geldiğinde suçu Allah’a yükleyerek “kader” diyecekler; başlarına kendi elleri ile sardıkları büyük acıları yaşayacaklardır.
Bizim Nizam-ı Alem davamız ebet müddettir; parolamız İttihad-ı İslam, işareti ise Kızıl Elma‘dır.
Yeryüzünde başat güçler bizim davamızı kabullenmiş haldeler.
İngilizlerin “güneş batmayan imparatorluk” hayali varsa, Almanların Long Dochland‘ı bulunuyorsa, Yunanlıların Megalo İdea‘sı mevcutsa ve diğerlerinin şusu busu varsa!
Bizler öksüz değiliz; bizim hepsinden değerli Nizam-ı Alem (Cihangirlik) davamız var!
Oğuz Kağan, Alparslan, Fatih, Yavuz, Timur, Selçuklular ve Osmanlılar; hepsi bu dava yolunda yürüdüler!
Şimdilerde kendimizi toparladık; kaldığımız yerden devam ediyoruz. Dışişleri Bakanı’nın temas ve ziyaretleri ile MİT Müsteşarı’nın faaliyetleri bizi böyle düşündürüyor.
Nizam-ı Alem davası ta Ergenekon’dan çıkış öncesinden beri, ara sıra duraklasa da devam ediyor;
Nizam-ı Alem davası hiçbir zaman terk edilmemiştir. Bazen farklı telaffuz edilse de yoluna devam etmektedir.
Görklü Çalap’ımızın görkemli selamları; Nizam-ı Alem davasına gönül verenlerin, Türk dünyasında birliği ve uyumu pekiştirme uğraşı verenlerin, İslam dünyasında birliği yakalama çabasında olanların ve bu çabalara önderlik eden Türkiye Cumhuriyeti’ni güçlendirip yükseltme gayreti içinde bulunanların üzerine olsun. Vesselam.