1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Feridun Yıldız
  4. Türk Milliyetçiliğinin Pusulası: Atatürk

Türk Milliyetçiliğinin Pusulası: Atatürk

featured

Feridun Yıldız’ın kaleminden çıkan bu yazı, Türk milliyetçiliğinin tarihsel gelişimini ve bu düşünce akımına yön veren Ziya Gökalp, Mustafa Kemal Atatürk, Nihal Atsız, Alparslan Türkeş ile Ümit Özdağ gibi farklı isimlerin görüşlerini eleştirel bir perspektifle incelemektedir. Yazar, bu figürlerin millet, soy, kültür, teşkilat ve güvenlik gibi konulardaki keskin ayrımlarına dikkat çekerken, milliyetçiliğin sınırlarını ve dogmatizmden uzak durması gerektiğini vurgulamaktadır. Metnin temel odağında ise Atatürk’ün kurucu ilkeleri yer almakta olup; tam bağımsızlık, millî egemenlik, laiklik, akıl, bilim ve eşit vatandaşlık kavramları modern Türk milliyetçiliğinin vazgeçilmez temel şartları olarak savunulmaktadır.

Türk milliyetçiliğini konuşurken önce fikrî dürüstlüğe ihtiyacımız var. İsimleri yan yana sıralamak, aralarındaki ayrılıkları ortadan kaldırmıyor. Aynı milletin geleceği için kaygılanmak, milletin kimlerden oluştuğu, devletin nasıl yönetileceği ve geleceğin hangi esaslarla kurulacağı konusunda aynı düşünmek anlamına gelmiyor.

Ziya Gökalp, Mustafa Kemal Atatürk, Nihal Atsız, Alparslan Türkeş ve Ümit Özdağ, Türk milliyetçiliği tartışmasının farklı tarihsel duraklarında yer alıyor. Fakat bu duraklar arasında hem devamlılık hem de ciddi yol ayrımları var.

Benim ölçüm açık: Türk milletinin bağımsızlığı, Türkiye Cumhuriyeti’nin egemenliği, vatandaşın eşitliği ve ülkenin çağdaşlaşması. Bu ölçünün merkezinde Gazi Mustafa Kemal Atatürk bulunuyor.

 

Gökalp’in kurduğu temel: Millî kültür

Ziya Gökalp’in düşüncesi, imparatorluğun çözülüşü karşısında milletin hangi bağlarla ayakta kalabileceği sorusuna cevap arar. Onun millet anlayışında belirleyici unsur ortak terbiyedir. Dil, ahlak, din, estetik ve kültür dünyası, toplumsal aidiyetin esasını oluşturur. Soy kütüğü tek başına milleti açıklamaz. Bu yüzden Gökalp’i, biyolojik kökeni belirleyici sayan bir Türkçülükle özdeşleştirmek doğru değildir. Türkçülüğün Esasları, bu ayrımın temel metnidir.

Gökalp’in millî kültür ile medeniyet arasında yaptığı ayrım da önemlidir. Bir millet, kendi kültürel şahsiyetini korurken bilimden, teknolojiden ve çağdaş kurumlardan yararlanabilir. Çağdaşlaşmak için kendinden vazgeçmek gerekmez. Bunun yanında Gökalp’in İslam’a verdiği toplumsal yer, onu sonraki laik Cumhuriyet anlayışıyla bütünüyle aynılaştırmayı engeller. Onun düşüncesinde din, ortak kültürün güçlü bileşenlerinden biridir.

Türk dünyasına bakışında ise Türkiye, Oğuz toplulukları ve daha geniş Turan ülküsü farklı ufuklar oluşturur. Bu düşünceyi her dönemde aynı biçimde uygulanacak bir askerî genişleme programı gibi okumak da kültürel boyutunu silmek de eksik kalır.

Gökalp’ten alınacak büyük ders şudur: Milletin geleceği, dilini, eğitimini ve kültürünü başkalarının insafına bırakarak kurulamaz.

 

Atatürk’ün belirleyici adımı: Milletin egemenliği

Atatürk, millet fikrini bağımsız bir Cumhuriyetin kurucu iradesine dönüştürdü. Onun milliyetçiliği, bir kurtuluş mücadelesinin ve devlet kurma tecrübesinin içinde şekillendi. Burada millî kimlik, egemenlikten; egemenlik de halkın siyasî varlığından ayrı düşünülemez.

Atatürk’ün millet tanımındaki temel cümle açıktır:

“Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk milleti denir.”

Bu tanım, Türklüğü farklı kökenlerden vatandaşların ortak siyasî aidiyeti olarak da kurar. Türk Tarih Kurumunun aktardığı çerçevede milliyetçilik, millî şahsiyeti koruyarak çağdaş milletlerle birlikte ilerlemeyi hedefler.

Bu yaklaşımın hukukî karşılığı, 1924 Anayasası’nın vatandaşlık düzenlemesinde görülür. Din ve ırk farklılığı, vatandaşlık bakımından Türk sayılmanın önüne konulmamıştır. Bu sebeple Cumhuriyetin eşit vatandaşlarını soylarına göre derecelendiren bir anlayış, bu kurucu ilkeyle çatışır. (1924 Anayasası, madde 88)

Ancak buradan, Atatürk’ün milliyetçiliğinin kültürden arındırılmış bir nüfus kaydından ibaret olduğu sonucu da çıkmaz. Türkçe, tarih bilinci, ortak vatan ve birlikte yaşama iradesi bu anlayışın canlı unsurlarıdır. Hukukî eşitlik ile kültürel ortaklık birbirini tamamlar.

 

Atsız’ın ayrıldığı yer: Soy ve Turan

Nihal Atsız’ın Türkçülüğünde tarih şuuru, mücadele ahlakı ve Türk dünyasının bütünlüğü güçlü yer tutar. Edebiyatının millî hafızayı besleyen etkisi de açıktır. Fakat düşüncesini yalnızca vatan sevgisi ve tarih merakıyla açıklamak, temel ayrımı örtmek olur.

Atsız, soy ve ırk unsuruna Gökalp’ten ve Cumhuriyetin vatandaşlık esasından daha belirleyici bir yer verir. Irkçılık sıfatını kendi döneminde sahiplenmesi, sonradan kendisine yöneltilmiş bir niteleme değildir. Vatandaşlıkla kazanılan Türklük karşısındaki itirazları, Atatürk’ün kurucu millet anlayışıyla arasındaki mesafeyi gösterir. Turancılığı da Türkiye sınırlarını aşan bir millî birlik hedefi taşır.

Burada açık konuşmak gerekir. Atsız’ın edebiyatından etkilenmek, bütün siyasî hükümlerini benimsemeyi gerektirmez. Atatürk’ün millet anlayışını esas alan bir Türk milliyetçisi, Cumhuriyetin vatandaşını etnik kökenine göre eksik veya şüpheli sayamaz.

Millî birlik, kendi vatandaşlarımız arasında aşılması imkânsız soy duvarları kurularak güçlendirilemez.

 

Türkeş’in getirdiği boyut: Teşkilat ve kalkınma

Alparslan Türkeş’in ayırt edici yönü, milliyetçiliği teşkilatlı bir siyasî harekete ve toplumsal programa dönüştürmesidir. Dokuz Işık’ta milliyetçilikle birlikte ahlak, bilim, toplum, köy, hürriyet, şahsiyet, gelişme, sanayi ve teknik meseleleri bulunur. Bu çerçeve, milliyetçiliğin üretim ve kalkınma iddiasını da içerdiğini gösterir.

Türkeş ile Atsız arasındaki ayrılık da burada görünür hâle gelir. Türkeş, geniş toplum kesimlerine ulaşan bir parti inşa ederken İslami aidiyete giderek daha güçlü yer verdi. Atsız’ın soy merkezli Türkçülüğüyle bu siyasî yöneliş arasında önemli gerilimler oluştu. Dolayısıyla ülkücü hareketin bütün dönemlerini Atsız’ın düşüncesinin doğrudan devamı saymak mümkün değildir.

Türkeş’in tarihî katkısını değerlendirirken kalkınma hedeflerini, teşkilat anlayışını, antikomünizmini ve dinle kurduğu ilişkiyi birlikte görmek gerekir. Onun mirasını bugünkü herhangi bir partinin bütün tercihlerine otomatik onay veren bir belgeye çevirmek de fikrî bakımdan savunulamaz.

Özdağ’ın vurgusu: Cumhuriyet, güvenlik ve demografi

Ümit Özdağ, milliyetçi hareket içinden gelen bir siyasetçi olarak kendi çizgisini açıkça Atatürk üzerinden tarif ediyor. Zafer Partisi programında bağımsızlık, hukuka bağlı devlet, refah, özgürlük ve sosyal adalet birlikte yer alıyor. Göçün durdurulması ve geri dönüş politikası ise programın en belirgin siyasî başlıklarından birini oluşturuyor.

Benim değerlendirmeme göre Özdağ’ın güncel milliyetçilik tartışmasındaki ayırt edici yönü, sınır güvenliği ile demografik değişimi devletin geleceği meselesi olarak öne çıkarmasıdır. Böylece milliyetçilik tartışmasını nüfus, kent, iş gücü ve güvenlik politikalarına taşıyor.

Fakat bir siyasetçinin kendisini Atatürk çizgisinde tanımlaması, uygulamalarının bu çizgiye uygunluğunu tek başına kanıtlamaz. Aynı ölçü herkes için geçerlidir: Hukuk, eşit vatandaşlık, bilimsel veri, insan onuru ve milletin gerçek yararı.

Göç politikasını eleştirmek meşrudur. Sınırların korunmasını istemek de devletin nüfus politikasını tartışmak da meşrudur. Bu talepler, yabancıların tamamına suç yükleyen veya kökeni sebebiyle insanı değersizleştiren bir dile dönüştüğünde ise savunulan Cumhuriyet ilkeleriyle gerilim doğar.

 

Ortak miras, farklı cevaplar

Bu beş isim de Türk milletinin varlığını sürdürmesi, kimliğini koruması ve güçlenmesi yönünde ortak bir kaygı vardır. Ayrılık, bu amaca hangi millet tanımıyla ve hangi siyasî araçlarla ulaşılacağında ortaya çıkar.

Gökalp’te ortak terbiye ve kültür; Atatürk’te bağımsız Cumhuriyet, millî egemenlik ve ortak vatandaşlık; Atsız’da soy ve Turan; Türkeş’te teşkilat, ülkücülük ve kalkınma; Özdağ’da ise Cumhuriyetin korunmasıyla birlikte güvenlik ve demografi daha belirgin ağırlık kazanır. Bu, her ismin bütün düşüncesini tek kavrama indiren bir tasnif olarak okunmamalıdır. Yol ayrımlarını görünür kılan bir karşılaştırmadır.

Özellikle dinin millet içindeki yeri, vatandaşlığın kapsamı ve sınır ötesi hedeflerin siyasete nasıl taşınacağı konusunda aynı cevapları vermezler. Milliyetçi düşüncenin kendi içindeki bu farklılıkları bilmek, onu zayıflatmaz; düşünceyi sloganların esaretinden kurtarır.

 

Atatürk çizgisinde Türk milliyetçiliğinin bugünkü karşılığı

Benim için bu çizginin ilk şartı tam bağımsızlıktır. Dış politikada kararını kendisi verebilen, ekonomide üretim gücüne sahip, savunmada caydırıcı ve eğitimde kendi geleceğini yetiştiren bir Türkiye.

İkinci şart, millî egemenliktir. Millet adına konuşan hiçbir kişi veya teşkilat, kendisini milletin üstüne yerleştiremez. Cumhuriyeti korumak, Meclisin, hukukun ve kamu kurumlarının itibarını korumayı gerektirir.

Üçüncü şart, eşit vatandaşlıktır. Vatandaşın etnik kökeni veya inancı, onun Cumhuriyetteki yerini küçültemez. Türk milletinin ortak siyasî kimliği, bu eşitliği taşıyabildiği ölçüde güçlenir.

Dördüncü şart, laikliktir. Devletin millet adına kullandığı yetki, bir mezhebin veya dinî topluluğun ayrıcalığına dönüşemez. Ortak vatandaşlık, vicdanların üzerinde siyasî baskı kurulmadan yaşatılmalıdır.

Beşinci şart, akıl ve bilimdir. Tarihi araştırmak, Türkçeyi geliştirmek, çağdaş eğitim kurumları kurmak ve üretim kapasitesini yükseltmek bu milliyetçiliğin somut işleridir. Millî kültür, düşüncenin ve sanatın gelişebildiği bir ortamda yaşar. Atatürk milliyetçiliğinin kültür, çağdaşlaşma ve insanî dayanışmayla ilişkisi bu bütünlük içinde anlaşılmalıdır.

Altıncı şart, halkın refahıdır. Milliyetçilik, milletin gündelik hayatına karşı sorumluluk taşır. Çocuğun eğitimi, çiftçinin üretimi, işçinin ücreti ve gencin geleceği bu sorumluluğun içindedir. Halkçılık ile milliyetçilik arasındaki bağ, millet sevgisinin toplumsal karşılığını oluşturur.

Tarih konusunda da dürüst kalmalıyız. Erken Cumhuriyetin bütünleştirici vatandaşlık ilkesiyle bazı uygulamaları arasında gerilimler yaşandı. İskân, dil ve merkezîleşme politikalarının zorlayıcı yönleri vardı. Atatürk dönemini bugünün bütün demokratik standartlarının eksiksiz uygulandığı bir dönem gibi sunmak doğru olmaz. O dönemin devlet kurma şartlarını anlamakla, her uygulamasını bugün tekrarlanacak bir yöntem saymak farklı şeylerdir.

Benim savunduğum Atatürk çizgisi, bu tarihsel tecrübeden bağımsızlık, ortak vatandaşlık, çağdaşlaşma ve millet egemenliği yönünü esas alan bir bugünkü siyasî tercihtir.

Gökalp’in kültür meselesini, Atsız’ın tarih hassasiyetini, Türkeş’in teşkilat ve kalkınma iddiasını, Özdağ’ın güvenlik uyarılarını tartışabiliriz. Her birinden öğrenilecek ve eleştirilecek taraflar bulabiliriz. Fakat Cumhuriyetin yönünü tayin ederken ölçümüz şahıslara bağlılıkla sınırlı kalamaz.

Türk milliyetçiliği, Türk milletinin geleceğini kurma sorumluluğudur.

O sorumluluk; bağımsız bir devlet, eşit vatandaşlar, güçlü kurumlar, üreten bir ekonomi ve başı dik bir millet ister.

Benim çizgim budur: Türk adını ortak aidiyetin şerefi olarak taşıyan, Cumhuriyetin hukukunu koruyan, milletin egemenliğini hiçbir makama devretmeyen Atatürk çizgisi.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Haberiniz ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!