1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Erol Sunat
  4. Fırsatçının Hikayesi

Fırsatçının Hikayesi

featured

Bir şehirde her fırsatı kendi çıkarı için kullanan kurnaz bir adam, benzer zihniyetteki bir kadınla evlenerek halk üzerinde büyük bir baskı kurar ve zamanla idareci konumuna gelir. Bu açgözlü kişi, çıkarcı akrabalarının yönlendirmesiyle halkı ezip servetine servet katarken, öz annesini bile çıkarları uğruna sürgüne gönderir. Ancak merkezi otoritenin görevlendirdiği adaletli bir komutan, bu zulüm düzenine son vererek şehre huzur getirir ve suçluları cezalandırır. Bu ibretlik hikâye, fırsatçılığın ve kötülüğün sonunu gözler önüne sererek insanlara ders vermeyi amaçlar.

Uzun uzun zaman önce memleketin birinin bir şehrinde, hiçbir fırsatı kaçırmamasıyla tanınan bir adam yaşarmış. Adamın adına ahali “fırsatçı” demiş. Lakin o bu yakıştırmadan rahatsız değilmiş. “Ben” diyormuş, “kendime fırsat yaratmak için çok koştum. Şimdi her şey fırsatçının ayağına gelmeye başladı.” Kurnazlığı dillere destanmış. Kelime oyunları yapar, ikna denen yolda kimse onunla aşık atamazmış. Şehirde ona çok benzeyen bir kadın varmış. Çalmış kapısını, kadına talip olmuş. “Bak” demiş, “beni sevmene, beğenmene gerek yok. El ele vereceğiz; bu şehirde kimin malı mülkü, konağı, akçesi, altını var bizim olacak. Bu iş bildiğin gibi değil. Sen kadınları ikna et, ben erkekleri, sonrası neler olmaz neler!” Kadının aklı yatmış. Ahali arasında “Onlar iki zıt kutup, isteseler dahi bir araya gelemezler” görüşü hakimmiş. Yalnız yaşlı bir kadın, “Bu ikisi bir araya gelirse Allah bunların şerrinden, açgözlülüğünden şehrimizi korusun” diye ahaliyi defalarca uyarmış. Olan olmuş; fırsatçıyla ahalinin “fırsatçı kılıklı” diye andığı kadın evlenmişler. Şehrin Bey’i de şahitleri olmuş. Ahali, “Eyvah” demişler, “O ikisi Bey’i de yanlarında göstermeye muvaffak oldular, yandı şehrimiz!”

Fırsatçı ve fırsatçı kılıklı karısı evlendikleri günün üzerinden üç gün geçtikten sonra dalmışlar şehre. Ahaliyi birbirine takmışlar, laf taşımışlar, fitne kazanını şehrin meydanında yakmışlar, alevli oklarını hanelere fırlatmışlar. Dedikodu şehrin içinde turlarken fırsatçı, “Ben” demiş, “bir hayır sandığı kurdum. Şehrin fakir fukarası için zenginlerimiz gönüllerinden ne geçiyorsa bu sandığa atacak. Hanımım da kim ne attı bir kenara yazacak. Bu yardımlar sahiplerini bulacak.” Bu fikir Bey’in çok hoşuna gitmiş. “Benden yüz akçe” demiş. On gün içinde hatırı sayılır bir akçe birikmiş. Fırsatçı kılıklı kadın, şehrin en yoksullarına başlamış bu akçelerden dağıtmaya. İlk üç ay şehrin fakir ve yoksulları bellerini doğrultmuşlar, “Namerde muhtaç değiliz artık” demeye başlamışlar. Şehirde tefecilik yapanlar yolunu kesmişler fırsatçının; “Sen” demişler, “bizim işimize öyle bir ket vurdun ki seni şuracıkta öldürsek yüreğimiz soğumaz. Ancak Bey seni destekliyor. Başımız onunla belaya girsin istemeyiz. Karın kadınları, sen erkekleri kollar havalardan uzaklaşın artık!” Fırsatçı, yolunu kesenlerden yakasını kurtardıktan sonra hemen Bey’i bulmuş, yolunu kesenleri Bey’e şikâyet etmiş. Bey de yol kesenleri yoldan çekmiş. Fırsatçı karısına, “Biz” demiş, “birkaç ay daha gelen akçeleri dağıtalım, bizden kimse şüphe edemez olsun.”

Netice de altı ay sonra Sultan, Bey’i Payitahtta bir göreve çağırmış; şehrin Beyliği boşalmış. Fırsatçı, sarayda Sultana kim yakınsa hemen hepsini dolaşmış, sonunda Beylik görevini alıp şehre gelmiş. Fırsatçı kılıklı, Bey hatunu olmuş. Ahali, “Fırsatçı” demişler, “bizi yanıltmaya devam ediyor. Fakir fukaranın yüzünü güldürdü, Payitaht da onu Beylikle mükafatlandırdı.” Yaşlı kadın, ahalinin önde gelenlerine, “Fırsatçı buldu fırsatını, Bey oldu. Bundan sonra herkes attığı adımları dikkatli atsın” demiş. Ahalinin önde gelenleri, “Hadi canım” demişler, “sen mi bilirsin, biz mi? Daha dün yanındaydık. Sana mı inanalım, bize verdiği sözlere mi?” Yaşlı kadın, “Ben” demiş, “fırsatçıyı hepinizden daha iyi tanırım. Beni günahı kadar sevmez. Defterden sileli çok oldu.” Ahalinin önde gelenleri, “Sen” demişler, “anası değilsin, teyzesi değilsin, halası değilsin!” Yaşlı kadın, “Ben” demiş, “onun anasıyım. İnsan doğurduğu çocuğu bilmez mi? Babası bir savaşta ölünce kocamın beni sevmeyen, istemeyen anası çocuğu benim elimden aldı. Kimsem yoktu. Kime gitsem bana sırtını döndü. Anası olduğumu söyleyenler olsa da fırsatçı bana düşman olarak yetişti. Beni sevmeyen o çıkarcı kadın, yanında öyle bir fırsatçı yetiştirdi ki cümle fırsatçı tertemiz oldu; fırsatçılık oğluma yapıştı kaldı. O çıkarcı kadına da ‘fırsatçının anası’ demeye başladılar. Karısı da fırsatçı kılıklı zaten. Allah şehrimizi bunlardan korusun!” Ahalinin önde gelenleri düşünmüş kalmışlar.

Fırsatçı, babasının anasına, yani çıkarcı kadına gitmiş. “Anam” demiş, “Payitahtta Sultan vezirlerini azletti. Beni destekleyen, bu şehre Bey yapan Vezir gözden düşürdü, akıbeti meçhul.” Çıkarcı kadın, “Evlat” demiş, “Payitahta git, sarayda neler olduğunu gözle; aman ha yanlış ata oynama! Vezir olması muhtemel birini destekle. O desteklediğin Vezir oldu mu sırtın yere gelmez. Şehri de merak etme; fırsatçı kılıklı karın ve ben herkese yeteriz.” Fırsatçı sermiş postu Payitahtta. Fırsatçının adamları, “Bey’im” demişler, “size her anlamda benzeyen bir Bey var. Sizi de takdir edenlerin başında. Var bir onun yanına, ‘Vezir olabilir’ diyenler çok fazla.” Fırsatçı hemen o Bey’in yanına varmış. Bey, “Fırsatçı” demiş, “sen benim kafada birisin. Beni destekle, Vezir olduğum an dile benden ne dilersen!” Sultan birkaç gün sonra Beyleri huzurunda toplamış. “İçinizden” demiş, “dört Bey’i kendime Vezir yapacağım.” Dördüncü sırada fırsatçının desteklediği Bey Vezir olarak ilan edilmiş. Fırsatçı ertesi gün Vezir’e varıp elini öpmüş; “Vezirim” demiş, “bundan böyle fırsatçı senin emrinde.” Payitaht ahalisi, “Sultan” demişler, “öyle Beyleri kendine Vezir yaptı ki Vezir olması gerekenler olmadı, hiç ihtimal verilmeyenler Vezir oldu. Allah hayırlara getirsin inşallah” demişler.

Sultan bir gece yarısı, sınır boylarında olan, Payitahtın çok az tanıdığı, birkaç Bey dışında kimselerin tanımadığı bir Bey’le gizli bir görüşme yapmış. “Yiğidim” demiş, “Vezirlerden çok daha büyük yetkilere sahipsin. Memleketimde sevmediğim işler oluyor. Böyle bir görevlendirme yapmazsam bazı mevzuların önüne geçmek kolay olmayacaktı. Bunu da senin desteğinle yapacağım.” Bey öpmüş Sultanın elini, almış Sultan fermanını, karanlıklarda kaybolmuş.

Fırsatçı keyfi yerinde, ağzı kulaklarında, aldığı desteklerle uçarak gelmiş şehrine. Hemen çıkarcı kadın ve fırsatçı kılıklı karısıyla bir araya gelmiş. “Anam” demiş, “dediğini yaptım. Destek verdiğim adam Vezirlerden biri oldu. Eski Vezir’i gördüm, selam bile vermedim!” “İşte bu!” demiş çıkarcı kadın, “O devrini kapadı. Sen yolu ve bahtı açıkların yanında duracaksın.”

Fırsatçının bağlı olduğu Vezir kısa zamanda ne kadar tehlikeli biri olduğunu ortaya koymuş. Güç ve kudret başını döndürmüş, ayaklarını yerden kesmiş. Onu kendine örnek alan Beyler, özellikle fırsatçı gibiler, o ne yapıyorsa, o nasıl davranıyorsa onun yolunu izlemeye, ahaliyi mağdur etmeye, zorlamaya, ellerinde ne var ne yok el koymaya ve ağır vergiler koymaya başlamışlar. Fırsatçı, kendi kurduğu sandıklarda biriken parayı bir saydırmış, başı dönmüş. Oldukça cüzi bir miktarı dağıttırıp gerisine el koymuş. “Şehri imar edeceğim” demiş; birkaç çeşme yaptırmış, köprü tamir ettirmiş. Bir de duymuş ki kendisi gibi davranan bazı Beyler birer ikişer ortadan yok oluyorlar. Soluğu Payitahtta almış. “Vezirim” demiş, “neler oluyor? Sıra bana ne zaman gelecek diye bekleyeyim mi?” Vezir’le bir süre daha görüştükten sonra şehrine gelmiş, el koyduğu sandıktaki akçeleri ahalinin ihtiyaçlılarına dağıtmaya başlamış. Şehirdeki kargaşa, karmaşa dinmiş. On gün kadar sonra her şey normale dönmüş. Fırsatçı, şehrin üzerinde kurduğu baskıyı tamamen kaldırmış.

Çıkarcı kadın denen babasının anası, “Oğul” demiş, “senin anlattıklarına aynen şahit oldum. Akrabaların yaşadığı şehre gittim geçende. Sana benzer bir Bey vardı. Bir gece yarısı hiç bilmediği, tanımadığı misafirler gelmiş konağına. Sabah konakta Bey dahil sağ insan çıkmadı. O da yetmedi; Bey’in yanında duranlar aynı gün ya zindanı boyladı ya da sürgün edildi. Bu tesadüf değil. Şehirde kiminle dargınsan var ayaklarına, barış. Gönüllerini al. Konağında oturmayla olmaz.” Fırsatçı, yüksek ikna gücüyle üç beş gün şehri dolaşmış; ahalinin kapısına kadar gitmesi, “Ben kalbinizi bilmeden kırdım” diye gönüllerini alması, hatalarını telafi etmesi şehirde bambaşka bir hava estirmiş.

Fırsatçının gerçek anası, ahalinin önde gelenlerine, “Fırsatçı bunları bilerek yapıyor” demiş, “Sizin memlekette olup bitenden hiç mi haberiniz yok?” Fırsatçı olan biteni duyunca varmış kadının kapısına, “Sen” demiş, “ahaliyle benim arama nasıl girersin?” Anası, “Sen” demiş, “böyle bir insan değilsin. O ‘anam’ dediğin kadın ve fırsatçı kılıklı karın seni ateşe atıyorlar evladım.” Fırsatçı, “Bana evladım deyip durma!” demiş, “Bu şehirde benim için en büyük tehlike sensin!” Gerçek anasını şehre gelen ilk kervana teslim edip şehirden göndermiş.

Kervan bir kervansarayda mola verdiğinde yaşlı kadının yanına biri gelmiş. Nereden geldiğini öğrenince, “Hayırdır ana” demiş, “sen bu yorgun ve bitkin halinle nereye gidersin?” Kadın, “Bey oğlum” demiş, olup biteni gözyaşlarıyla anlatmış. Sabah kervan yola çıkacağında bir de bakmışlar ki yaşlı kadının zayıf kalbi daha fazla dayanamamış, ruhunu teslim etmiş. Onu dinleyen Bey, yanındakilere, “İşler değişti” demiş, “Öz anasına bunu yapan, o şehre neler etmez ki!” Bey, Sultanın ahaliyi huzursuz eden Beylerin üzerine gönderdiği Bey’den başkası değilmiş. Adamlarıyla birkaç gün sonra şehre gelmişler, bir hana inmişler. Hancı geveze bir adammış. Muhabbet etme babında sorulan sorulara, “Bey’im” demiş, “bizim bu Bey’e zaten ahali ‘fırsatçı’ der. Babasının anası ‘çıkarcı kadın’ diye bilinir, karısı ‘fırsatçı kılıklı’… Şehri önce koydu bir cendereye, bunalttı, nefes alamaz hale getirdi. Sonra Payitahta gitti geldi. Herkese para dağıttı. Ahalinin gönlünü aldı. Ardından anasını sürdü bu şehirden; kadın öz anasıydı Bey’im. Laf aramızda yine hayrımıza olmayan bir şeyler düşünüyor amma ne? Yeminle bilemedik.”

Bey; aşhaneleri, bedesteni, şifahaneyi, başka hanları, esnaf dükkanlarını, pazarları, şehrin her köşesini adamlarıyla dolaşmış. İnsanları dinlemiş. Varmış Bey konağına. Adamlarıyla konağı teslim almış almasına da ahali konağı kuşatmış. “Bey’imize dokunma!” demişler, “Dokunursan bu şehirden sağ çıkamazsın!” Bey yakalamış fırsatçıyı; “Madem öyle” demiş, “madem bu kadar çok seviyorsunuz, alın Bey’iniz sizin olsun!” Fırsatçıyı atmış kalabalığın ortasına. Ahali fırsatçıyı tam omuzları üzerine almış ki evlerin çatılarından kalabalığın üzerine ok yağmış. Fırsatçı dahil birçok insan konağın sokağında hayatını kaybetmiş. Okçuların başındaki delikanlı, “Bey’im” demiş, “ben bu şehirdenim. Biz böyle bir anı bekliyorduk. Sen gelmeseydin böyle bir şeye cesaret edemezdik.”

Anlatırlar ki; Bey, çıkarcı babasının anasını ve çıkarcı kılıklı karısını oldukça uzak bir dağ başındaki bir kasabaya sürmüş. Kasabanın ağası kasabada ne kadar ağır iş varsa onlara vermiş. Çıkarcı babanın anası bir ay sonra ölmüş. Çıkarcının karısı tövbe etse de kasabanın ağası “Yetmez” deyip bildiğinden şaşmamış. Bey, okçuların başındaki yiğidi Sultanın da izniyle şehre Bey yapmış. O yiğit, şehirde çıkarcının yanında ne kadar ona hayran insan varsa şehri önce güzelce bir temizlemiş; şehirde hiçbirinin izi kalmayıncaya kadar uğraşmış. Memleketteki cümle olumsuzlukları halleden Bey, Payitahta gelip açgözlü ve tamahkar Vezirleri de ortadan kaldırdıktan sonra Sultanın Vezir’i olmuş. Memleket derin bir oh çekmiş, huzur hâkim olmuş memlekete. Memleketin en huzurlu dönemi o dönemdi diye anlatmışlar yıllar sonra.

Şehir şehire, fırsatçı fırsatçıya, çıkarcı kadın çıkardı kadına, fırsatçı kılıklı fırsatçı kılıklıya, fırsatçının anası fırsatçının anasına, Bey Bey’e, Vezir Vezir’e, Sultan Sultan’a, Bey hatunu Bey hatununa, hancı hancıya, han hana, ağa ağaya, okçu başı okçu başına, kervan kervana, ahali ahaliye benzer…

Bir kıssadır anlatılan. “Her kıssadan bir hisse alına” denmiştir. Bu hikâyede anlatılanlarla bir benzerlik var ise tamamen tesadüften ibarettir. Ne kimse gönül koya ne de alınganlık göstere…

Sürçülisan eylediysek affola…

Bir dahaki sefere daha güzel bir hikâye anlatırız inşallah…

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Haberiniz ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!