1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Rıza Tahir Yel
  4. DİZELİN SİYASETİ: WASHINGTON’DAKİ KİRLİ PAZARLIKLAR, TARLADAKİ MAZOT VE MİLLİ GÜVENLİĞİMİZ

DİZELİN SİYASETİ: WASHINGTON’DAKİ KİRLİ PAZARLIKLAR, TARLADAKİ MAZOT VE MİLLİ GÜVENLİĞİMİZ

featured

Türk tarımı, küresel güçlerin Washington’daki kirli pazarlıkları ve Hürmüz Boğazı’ndaki gerilimler arasında ezilmektedir. Artan dizel maliyetleri, yanlış ekonomi politikaları ve milyonlarca sığınmacının getirdiği ağır yük, çiftçiyi toprağa küstürürken marketteki fiyatları uçuruyor. Türkiye’nin gıda ve ulusal güvenliği için tarımsal mazottaki vergilerin derhal kaldırılması ve acil bir milli üretim seferberliği şarttır.

Türkiye’nin bekası ve tam bağımsızlığı, yalnızca sınırlarımızda, dağlarımızda veya mavi vatanımızda değil; aynı zamanda Trakya’nın, Çukurova’nın, Konya Ovası’nın bereketli topraklarında savunulur. Bir ülkenin stratejik gücü, kriz dönemlerinde kendi üretimini ne ölçüde sürdürebildiğiyle doğrudan orantılıdır. Ancak bugün Türk tarımı ve şanlı Türk çiftçisi, ne yazık ki Ankara’daki liyakatsiz ekonomi politikaları ile okyanus ötesindeki küresel güçlerin kirli pazarlıkları arasında ezilmektedir.
Ekim ayı, çiftçi için takvimin en kritik ve en pahalı ayıdır. Tarla sürülür, taban gübresi atılır, tohum umutla toprağa girer. Ve bu sürecin her aşamasında traktörün deposuna mazot dökülür. Bu yılın ekim sezonu ise tarlada değil, Washington’da imzalanan kararnamelerle ve Hürmüz Boğazı’nda patlayan mayınların gölgesinde başlıyor.
Washington – Moskova Hattı: Kapalı Kapılar Ardında Neler Oluyor?
18-19 Ekim tarihlerinde ABD Başkanı Trump, geçen ay bizzat kendisinin yasalaştırdığı Rusya yaptırım paketini, yürürlük tarihinden sadece iki gün önce sürpriz bir yürütme emriyle askıya aldı. Emir, Rus petrol ve gazının en büyük alıcılarına yönelik yüzde 100’e varan gümrük vergisi hükümlerini de geçici olarak donduruyor. ABD Dışişleri Bakanı Rubio’nun “etkileri değerlendirmek için 60 güne kadar süre kullanılabileceğini” açıkladığı bu karar, aslında 9 Ekim’de Washington’ın Rus menşeli dizel yakıtın küresel piyasalara sunulmasına yönelik verdiği “geçici lisans” anlaşmasının bir devamı niteliğinde.
Moskova’nın aylık 7,6 milyon varile (günlük yaklaşık 250 bin varil) çıkacak bir dizel sevkiyatı yapmasını öngören bu pazarlığın asıl nedeni elbette dünya barışı değil. Trump yönetimi, kasım ara seçimlerinden önce Amerikan seçmeninin pompada ödediği akaryakıt fiyatını düşürmeye çalışıyor. Kendi karar vericilerinin sandık hesabı, binlerce kilometre ötedeki bizim çiftçimizin üretim maliyeti hâline geliyor.
Hürmüz’deki Ateş ve Brent-Dizel Makasındaki Gerçek
Madalyonun diğer yüzünde ise Hürmüz Boğazı’ndaki kaotik tablo var. İran Devrim Muhafızları’nın boğazdan geçen süper tankerlerin mayına çarptığını duyurması, Singapur bayraklı konteyner gemilerinin batması ve tankerlerin hasar alması küresel lojistik risk algısını zirveye taşıdı. ABD Merkez Kuvvetleri (CENTCOM) bölgenin temizlendiğini iddia etse de, Kpler verilerine göre 8 Ekim’de yaklaşık 20,8 milyon varil petrolün geçtiği boğazdan, 11 Ekim’de sadece 2,9 milyon varil geçebildi.
Bu gerilimin yansıması olarak ICE Brent petrol fiyatları 16 Ekim’i 109,86 dolardan, yani 19 Mayıs’tan beri en yüksek kapanışından tamamladı. Ancak gazetelerin manşetlerini süsleyen Brent petrol fiyatı, krizin sadece görünen yüzüdür. Çiftçinin ve nakliyecinin asıl ilgilenmesi gereken yer, Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) raporlarında altı çizilen “ham petrol ile dizel arasındaki fiyat farkı” (crack spread) olmalıdır.
IEA raporlarına göre, Orta Doğu ihracatındaki kesintiler ve Rusya’dan gelen düşük arz, küresel dizel erişilebilirliğini günlük 1,7 milyon varil azalttı. ABD’de dizel marjı, Brent 104-105 dolar civarındayken varil başına 117,92 dolarla rekor kırdı. Küresel krizler lüks otomobillerin benzinini değil; sanayinin, nakliyenin ve en önemlisi Türk tarımının can damarı olan dizeli fiyatlamaktadır.
Ankara’nın Seyirciliği ve EPDK Fiyatlarındaki Yangın
Peki dünya enerji piyasalarında bu jeopolitik satranç oynanırken Ankara ne yapıyor? Koca bir hiç! Saray hükümeti, kendi çiftçisini koruyacak stratejik enerji rezervlerini devreye sokmak, tarımsal mazotta vergi yükünü hafifletmek veya enerji tedarikini çeşitlendirmek yerine, faturayı yine doğrudan üreticinin sırtına yüklüyor.
EPDK verilerine ve piyasa raporlarına göre bugün Türkiye’de motorinin litresi 96,5 ile 98,5 TL arasında seyrediyor. Benzin ile motorin arasındaki makas dizel aleyhine 13 liraya kadar açılmış durumda. Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) verilerine göre Türkiye, tarımda kullanılan kimyasal gübre ve mazot hammaddelerinin yüzde 90’ını ithal ediyor. Yani fiyat hem dünya piyasalarına hem de dolar kuruna mahkûm edilmiş durumda. Washington’da atılan bir imza, Hürmüz’de patlayan bir mayın, Türkiye’de kur şoklarıyla birleşerek pompaya misliyle, hatta acımasız bir “Deli Dumrul” vergisiyle yansımaktadır.
Tarladan Hale: Türk Çiftçisinin Çilesi ve Sığınmacı Yükü
Bugün bir dekar buğday için 8 ila 10 litre arası mazot harcanıyor. Yaklaşık 97 liralık litre fiyatıyla bu, dekar başına 780-970 lira masraf demektir. Devletin verdiği temel mazot-gübre desteği olan 403 lira ise sadece 4 litre mazota yetiyor. Hasat döneminde veya ekim döneminde bir litre mazotun 1-2 lira oynaması, hektar başına yüzlerce liraya mal oluyor. Üretici, yüksek mazot, yüksek gübre ve yüksek faiz üçgeninde boğuluyor.
Dizelin siyaseti tarlada da bitmiyor. Antalya’dan, Mersin’den kalkan bir kamyonun İstanbul veya Ankara’daki hale ulaşması tamamen mazot fiyatlarına endekslidir. Tarlada 10 lira olan bir ürün, fahiş nakliye ve lojistik maliyetleriyle markette 40 liraya çıkıyorsa, bunun sorumlusu kâr edemeyen üretici değil; ülkenin kısıtlı kaynaklarını 13 milyon sığınmacı ve kaçağa peşkeş çekerken, kendi çiftçisini kaderine terk edenlerdir!
Kendi vatandaşımız markette tane ile domates alırken, Türk tarımının alın teri ve bu toprakların bereketi, ülkedeki ağır demografik işgali, kontrolsüz nüfus artışını ve hesapsız ithalat lobilerini beslemek için sömürülmektedir.
Çözüm: Milli Tarım ve Üretim Seferberliği
Enerji güvenliği ile gıda güvenliği birbirinden ayrı düşünülemez. Eğer bugün tarladaki mazot yangınını söndüremezsek, yarın şehirlerde çok daha korkunç bir gıda kıtlığı ve barınma krizleriyle sarmalanmış hiperenflasyonla yüzleşeceğiz.
Türk tarımı, dışarıdaki siyasi pazarlıklara ve içerideki yanlış vergi politikalarına rehin bırakılamaz. Aylardır ve yıllardır vurguladığımız üzere; Türk çiftçisinin traktörüne koyduğu mazot lüks tüketim değil, üretim aracıdır. Tarımsal üretimde kullanılan mazottan alınan ÖTV ve KDV derhal ve tamamen kaldırılmalıdır.
Yerli gübre ve tohum hamlesiyle girdi maliyetleri düşürülmeli, sulama sistemlerinin modernizasyonu sağlanmalı ve uzun vadeli, sıfır faizli teşviklerle “köye ve üretime dönüş” devlet politikası haline getirilmelidir. Tarım Bakanlığı, yabancı ülkelerden toprak kiralayıp ithalat lobilerine hizmet etmeyi bırakmalı, yüzünü Türk çiftçisine dönmelidir.
Unutulmasın ki; dizelin siyaseti, bu milletin karnını doyuranların siyasetidir. Türkiye Cumhuriyeti, bağımsızlığını kendi toprağını ekerek, kendi sınırlarını koruyarak ve kendi vatandaşını doyurarak güvence altına alacaktır. Türk milleti sahipsiz değildir; Türk çiftçisi de küresel güçlerin jeopolitik oyunlarının veya Saray’ın basiretsiz politikalarının kurbanı olmayacaktır! Zafer, üreten Türkiye’nin olacaktır.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Haberiniz ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!