1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Rıza Tahir Yel
  4. Rekor Kırdık, Köyü Kaybettik: Tarımda 267 Bin Kişilik Sessiz Göç

Rekor Kırdık, Köyü Kaybettik: Tarımda 267 Bin Kişilik Sessiz Göç

featured

Türkiye’nin tarım sektöründe yaşanan üretim artışları ve ihracat rekorları, madalyonun arka yüzünde çok ciddi bir demografik kriz ve millî güvenlik tehdidi barındırmaktadır. Son yıllarda tarımsal istihdamın hızla erimesi ve Anadolu’daki köylerin boşalması, özellikle sınır bölgelerinde vatan savunmasının zayıflamasına yol açmaktadır. Artan girdi maliyetleri ve yüksek borç yükü altında ezilen yerli üreticiler tarlalarını terk etmek zorunda kalırken, bu boşluk kaçak sığınmacıların ucuz ve sigortasız emeğiyle doldurulmaktadır. Tarımın büyük holdinglerin tekelinde sığınmacı emeği üzerine kurulması, küçük aile işletmelerini tasfiye etmekte ve ülkenin gıda egemenliğini tehlikeye atmaktadır. Bu beka sorununu çözmek için sığınmacıların ülkelerine gönderilmesi, çiftçilere doğrudan stratejik destekler sağlanması ve köylere geri dönüş projelerinin hayata geçirilmesi şarttır.

Küresel jeopolitiğin fay hatları bugün ne sadece Washington’un koridorlarında ne de Orta Doğu’nun çatışma bölgelerinde kırılıyor. Yeni dünyanın en keskin cephesi, milletlerin gıda egemenliği ve sınır güvenliğidir. Bugün dünyanın en stratejik silahı F-35’ler değil, buğday siloları, temiz su kaynakları ve o toprağı işleyen kendi milli nüfusunuzdur.
Türkiye, son yıllarda tarım ve hayvancılıkta kâğıt üzerinde parlayan bir “başarı” hikâyesi yazıyor. İktidarın açıkladığı bültenlere göre sığır eti üretiminde 1,48 milyon ton ile dünyada 8. sıraya yükseldik. Tarımsal ihracatta milyarlarca dolarlık rekorlardan bahsediliyor. Peki, bu madalyonun diğer yüzünde ne var? Anadolu’nun boşalan köyleri, tarlasını terk eden Türk çiftçisi ve tarımın sessizce, sinsi bir demografik mühendislikle el değiştirmesi var.
Rakamların Arkasındaki Milli Güvenlik Tehdidi
TÜİK’in son verilerini sıradan bir istatistik gibi okuyamayız; bu rakamlar Türkiye’nin demografik işgalinin ve Türk köylüsünün tasfiyesinin röntgenidir. 1996 yılında istihdamın yüzde 36’sını sırtlayan tarım sektörü, 2025 itibarıyla yüzde 14’e kadar eridi. Sadece son bir yılda 267 bin vatandaşımız tarımdan koptu. Bu kopuşun yüzde 60’ı kadınlarımız. Yani ücretsiz aile işçiliği yapan, ocağı tüttüren, köyü ayakta tutan Türk kadını toprağı terk ediyor.
En dehşet verici tablo ise TRB2 (Van, Hakkari, Muş, Bitlis) bölgesinde yaşanıyor. Son bir yılda bu bölgedeki tarımsal istihdam yüzde 25 oranında çöktü! Bir sınır vilayeti olan Van’da köylerin boşalması ne anlama gelir biliyor musunuz? Vatan savunmasının ilk hattının düşmesi demektir. Türk köylüsünün terk ettiği, koyununu otlatmadığı, tarlasını sürmediği o sınır köyleri, bugün milyonlarca kaçak göçmenin yürüyerek geçtiği otobanlara dönüşmüştür. Sınırı bekleyen askerdir, ama o sınırı “vatan” yapan, toprağına kök salan köylüdür. Köyü boşaltırsanız, sınırı tutamazsınız.
Mazotun Bedeli ve Sığınmacı Emeği
Küresel enerji piyasalarındaki her dalgalanma, ABD’deki faiz kararları veya Orta Doğu’daki savaş tamtamları Konya’daki tornacıyı, Yozgat’taki buğday üreticisini doğrudan vuruyor. Türk çiftçisi, traktörünün kontağını çevirmek için dünyanın en pahalı mazotlarından birini kullanıyor. Gübre fiyatları döviz kuruyla uçarken, çiftçimiz yüksek ticari kredi faizleri altında eziliyor. Hasat zamanı geldiğinde ise Isparta’daki, Niğde’deki üretici, elmasını toplatacak Türk işçisi bulamıyor; bulsa da günlük yevmiye, ürünün tarladaki fiyatını aşıyor.
İşte tam bu noktada, o çok övünülen “ihracat rekorlarının” ve “dünya 8.liğinin” karanlık sırrı devreye giriyor. Ayakta kalamayan küçük aile işletmeleri batarken, tarım ve hayvancılık dev holdinglerin, endüstriyel şirketlerin eline geçiyor. Bu devasa işletmeler kârlarını nasıl maksimize ediyor? Kayıt dışı, sigortasız, boğaz tokluğuna çalıştırılan Suriyeli ve Afgan sığınmacı emeğiyle!
Türk genci artan maliyetler ve umutsuzlukla köyünü terk edip şehirlerde asgari ücretle kuryelik yapmaya zorlanırken; onun boşalttığı ahırı, tarlayı, serayı milyonlarca kaçak sığınmacı dolduruyor. Tarımda “ucuz işgücü” kılıfı altında, Anadolu topraklarının demografik yapısı dönüştürülüyor. Üstelik 2027 yılı için hedeflenen 54,5 milyar liralık hayvansal üretim destek bütçesi, mazot alamayan küçük Türk üreticisine değil; sığınmacı çalıştırıp maliyet düşüren bu büyük ölçekli endüstriyel tarım baronlarının cebine akıyor.
Tarım, İstiklal Mücadelesidir
Türk tarımının sığınmacıların kayıt dışı emeğine ve üç beş dev holdingin tekeline terk edilmesi, Türkiye Cumhuriyeti için bir beka sorunudur. Kendi buğdayını, kendi etini, kendi sütünü kendi evlatlarıyla üretemeyen bir millet, bağımsız olamaz. Gıda enflasyonunun çözümü, Hal Yasası adı altında günübirlik pansumanlar yapmak veya ithalat kapılarını açarak yabancı çiftçiyi zengin etmek değildir.
Çözüm bellidir: Öncelikle Türkiye’yi örtülü istiladan kurtaracağız. Köylerimizdeki, tarlalarımızdaki milyonlarca sığınmacı ve kaçağı vatanlarına geri göndereceğiz. Sığınmacıların yarattığı haksız ve kayıt dışı rekabet ortadan kalktığında, tarımda işgücü piyasası normalleşecek, mekanizasyon ve teknolojik yatırımlar hızlanacaktır.
Türk çiftçisine “üretme” değil, “üret, vatanını bekle” diyeceğiz. Kooperatifleşmeyi Avrupa standartlarında, devletin doğrudan stratejik teşvikiyle ayağa kaldıracağız. Çiftçinin kullandığı mazottaki ÖTV’yi ve KDV’yi sıfırlayacağız; gübreyi, yemi ve tohumu stratejik ürün sayıp sübvanse edeceğiz. Köylerine geri dönen Türk gençlerine “Geri Dönüş ve Üretim Fonu” ile sıfır faizli donanım ve arazi kredisi sağlayacağız.
Tarlada ter dökenin Türk olduğu, sınırda Türk köylüsünün nöbet tuttuğu, şehirdeki Türk vatandaşının ucuz ve sağlıklı gıdaya ulaştığı bir Türkiye’yi inşa etmek zorundayız. Aksi takdirde, ihracat rekorlarıyla övünürken, üzerinde yaşayacağımız ve ekeceğimiz bir vatan toprağı bulamayacağız.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Haberiniz ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!