DOLAR 12,71962.51%
EURO 14,35802.16%
STERLIN 16,97362.38%
ALTIN 731,732,64
BIST 1.776,41-2,35%
BITCOIN 7293038,12%
Ankara
13°

PARÇALI BULUTLU

12 56

ÖĞLE'YE KALAN SÜRE

Devrimci Türklere İhtiyaç Var!

Devrimci Türklere İhtiyaç Var!
0

BEĞENDİM

ABONE OL

#SözümüzVarHareketi

 

Türkiye’nin içte ve dışta birçok sorunu var. Size bunlardan bahsedecek değilim. Sizler zaten bunları biliyorsunuz…

Ancak benim bir felsefem var. Temel sorunları halletmeden günlük dediğim tali sorunları halletmenin mümkün olmadığına inanırım.

Onun için Türklerin ve Türkiye’nin uzun zamandır devam ede gelen müzminleşmiş sorunları var. Mevcut insan tipinden oluşmuş aydın veya idareci tipi ya da karakteri bu sorunları bırakın çözmeyi daha da ağırlaştırıyor.

Aydınların ve siyasetçilerin hatta devlet ve ordu bürokrasisinin ihmali, gafleti ve ihaneti var, deyip durduk; ama bir arpa boyu yol kat edemedik.

Yazdıklarımızı ve konuştuklarımızı üzerine alan da yok. Tabii bu işlerine de gelmez. Derler mi ki; “bu sorunlarda bizim de parmağımız var“…

Bunları aklıselim Türk Milleti de görüyor. Mevcut aydın ve onun oluşturduğunu zannettiğimiz siyaset ve devlet yapısından hayır yok!

Ne yapacağız o zaman?

Devrimci Türkler“in tarih sahnesinde yer alışına zemin hazırlayacağız. Çünkü aynen Atatürk döneminde olduğu gibi Türklerin yeniden “devrim” niteliğindeki kararlara ve uygulamalara ihtiyacı var…

Buradaki “devrim” ve “Devrimci Türkler” tanımlamaları sizi 1980 öncesi günlere götürmesin çünkü o anlamda kullanılmamıştır.

Türklerin içinde bulunduğu hali aşmak açısından köklü değişikliklere ihtiyacı var, diye anlatmak istiyoruz…

Yeniden Türklük bilincine kavuşmak, devleti ıslah ederek modernize etmek, adaleti düzenlemek, milli eğitimi yoluna koymak, fakirliği ve yoksulluğu ortadan kaldırmak, yer altı ve yer üstü zenginlikleri millileştirmek, ülkeyi çağdaş kapitülasyonlardan arındırmak, milli sanayiyi oluşturmak, gençleri yetiştirmek, inanç sistemini güçlendirmek, Türk Dünyası ile doğru iletişimi kurmak, ülkemizi küresel (emperyalist) saldırılardan kurtarmak ve “Türk için Türk’e göre” bir nizam oluşturmak hedefi ile “devrim”lere ve bunları gerçekleştirecek “Devrimci Türkler”e ihtiyacımız var. (Bunu yapmak için bu satırların yazılmasından bir sene sonra #SözümüzVarHareketi‘ni kurduk.)

Günümüzün milliyetçileri, solcuları, muhafazakarları, demokratları, liberalleri ve diğer iddia sahipleri başarılı olamadılar. Onun için yeni bir ruha ve silkinişe ihtiyacımız var. (Halkın dünde bugünde mevcut siyasi partileri ve siyasetçileri önümüzdeki süreçte tasfiye edeceğine inanıyoruz. Bunun için #SözümüzVarHareketi inisiyatif alacak.)

Bunu “Devrimci Türkler” adını verdiğim ve benim gördüklerimi gören, hissettiklerimi hisseden insanlar başaracak. Türkiye’de böyle bir insan tipi ve karakteri var. Hem de hiç azımsanmayacak kadar çoklar. (#SözümüzVarHareketi örneğinde olduğu gibi!) Türklerin tarihinde daima yenilenen bu dirilişin genetik kodları da mevcut…

Ülkenin milliyet ve vatansever insanları bu köklü değişim talebindeler. Yapılan yanlışları ve bu yanlışları yapanları görüyorlar. Bu sebeple yeniden bir Ergenekon için bir ses, bir nefes ve siyaseten bir bayrak bekliyorlar… (O bayrak bize göre bugün #SözümüzVarHareketi’dir)

Benim adına “Devrimci Türkler” dediğim bu insanlar mutlaka gün gelecek ülkenin mukadderatına el koyacaktır… ( #SözümüzVarHareketi) Böylece Türklerin makus talihi bir kez daha yenilecektir. Hedef Türklük bilinci ile refah içinde yaşayan, şuurlu, eğitimli, mutlu ve huzurlu bir millet ve güçlü Türkiye yaratmaktır. Allah yar ve yardımcımız olsun…

 

(Gördüğünüz gibi bir sene önce söylediklerimizi söylediğimiz yerde bırakmadık ve #SözümüzVarHareketi ile hayata geçirdik…şimdi kuruluşu tamamlama ve dediklerimizi yapmak üzere iktidara gelmek için hazırlanma zamanı…)

Devamını Oku

Gençlere “Sözümüz Var”…

Gençlere “Sözümüz Var”…
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Kurumsal bir bakış açısı!

Türkiye’nin çok genç bir nüfusu var. Bu nüfus şu an için bir avantajmış gibi gözükse de iyi değerlendirilemediği takdirde büyük bir handikap olarak karşımıza çıkacakmış gibi duruyor…

Günümüzde 18-30 yaş arasındaki Türk gençliğinin başka ülkelere ve özellikle Avrupa başta olmak üzere ABD, Kanada, Avustralya gibi ülkelere göç ederek yerleşmek istediği konuşuluyor.

Bu Türk Milletinin ve Türkiye’nin geleceği açısından büyük bir tehlikedir ve böyle bir algının yaratılmış olması da tesadüf değildir.

Gençler; bazı mihraklar tarafından sosyal, kültürel ve ekonomik açıdan şartlar oluşturulmak suretiyle Türkiye’den göç etmeye zorlanmaktadır. Böylece nitelikli nüfusu azalacak olan Türkiye’ye kolayca el koymak, sevk ve idare etmek daha mümkün hale gelir diye düşünüyor olmalılar.

Bu nedenle, ne yapıp edip mutlaka gençlerimize rahat, mutlu, huzurlu ve güvenli bir ülke yaratarak onları Türkiye’de yaşamaya ikna etmeliyiz.

Ayrıca onların bu bilince varmalarını ve çağımızın bir handikabı olan bireysellikten sıyrılarak toplumcu bir anlayışla Türkiye’ye sahip çıkmalarını sağlamalıyız.

Ancak bunları başarabilmek için öncelikle onları anlamaya çalışmalı, bunun için de, onlarla iletişime geçmeliyiz. Bu da yetmez; gençlerin bilgi ve enerjilerinden faydalanıp, liyakat-ehliyet-kabiliyet üçlemesine dayanarak onlara görev ve sorumluluklar vermeli ve de bir şekilde önlerindeki tüm engelleri süpürerek her şeyi hem kendileri için hem de memleket için zevkle yapmalarını sağlamalıyız.

Türk gençlerinin hangi nedenle olursa olsun terk ederek gittiği bir ülke artık Türk Milletinin Türkiye’si olamaz. Onun için onları burada tutmak ve yaşatmak biz “Sözümüz Var Hareketi”nin mensuplarının en öncelikli görevi ve amacıdır.

Sosyolojik literatür, 1980 yılı öncesinde doğanları “Xkuşağı, 1981 ila 2000 yılları arasında dünyaya gelenleri “Ykuşağı, 2000 yılından sonra doğanları da “Zkuşağı olarak adlandırıyor.

Bu kuşaklar birbirinden farklı olsa da birbirini tamamlayan benzer özellikler gösteriyor. Biz bu konuya yerel ölçekli yani Türkiye açısından bakıyoruz. Bizim gençlerimize bakış açımız, onlara öncelik veren yerli ve milli bir bakış açısıdır.

Bu gençlik sosyal sorumluluk taşıyan, özgüveni yüksek, farklılıkların bilincinde, teknolojiyi kullanan, değişime ve yeniliklere açık, adaletsizliğe şiddetle karşı, özel yaşama bağlı, planlamacı ve hedef odaklı bir gençliktir.

Yine bu gençlik kolay eleştiriden haz etmediği gibi, kendini her şeyi yapabilecek vasıfta gören bir gençliktir.

Zihinsel açıdan önceki nesillere göre daha hızlı bir gelişim göstermekte ve bağımsız karakterinin çıkışını da özgür davranışları, hoşgörüşü ve bilgisi ile dışa vurmaktadır. Bunlar ülke ve millet yararına değerlendirilmesi gereken olumlu özelliklerdir.

Türk gençliği son elli yılda gelir dağılımı adaletsizliğinden, iç ve dış göçlerden, varoş yapılanmalarından, alt kimlik mücadelelerinden, sınav travmalarından, işsizlik kaygılarından, devletin ve iktidarların yanlış uygulamalarından çok etkilendi…

İş öyle bir noktaya geldi ki; her 100 gencimizden yalnızca 31’i gelecek beş yılda kendi hayatının, 25’i de ülke hayatının daha iyi olacağına dair umut taşıyor. Bu, hep birlikte tersyüz etmemiz gereken vahim bir tablodur.

Ayrıca siyasal iktidarların gençlerin alın teriyle başarılı olma hayallerini yıktıklarını gözlemliyoruz. Aslında bu tür politikalar sadece gençlerin değil ülkenin geleceğini de gölgelemesi bakımından oldukça düşündürücüdür.

Gençlerin ülkeyi terk etmek ve uzak diyarlara göç etmek istemelerinin altında, özellikle 18-30 yaşları arasında yaşadıkları koşullar nedeniyle yaşam heyecanlarının törpülenmesi ile mücadele azimlerini kaybetmeleri yatıyor. Başka ülkelerde garantili, güvenli ve huzurlu bir yaşam bulacaklarını düşünüyorlar.

Sözümüz Var Hareketi” olarak gençlerin psikolojilerini yaşamlarının başında sakatlayacak her türlü koşulun bu ülkede mevcut olduğunu peşinen kabul ile gençlere bunları birlikte değiştirmek için beraber çalışmak istediğimizi açıkça beyan ediyoruz…

Türkiye gerçeğine göre her 100 gencin yalnızca 5’i bir sivil toplum kuruluşuna üye, 15’i de okullarındaki çeşitli kulüplere katılıyor, 80’i ise hiçbir örgütlenme deneyimine sahip değil. İşte gençliğimizin %100’nü “Sözümüz Var Hareketi” ile “sivil siyaset”in içine çekmek düşüncesindeyiz.

Çünkü her ne kadar gençliğimizin özgürlük ve eşitlik talepleri, çevre duyarlılıkları, sivillik ve eylem arzuları yüksek olsa da bizim kuşakların örgütlenme ve adanmaya dayalı siyaset anlayışından çok uzaklar ve hatta böyle bir siyaseti haklı nedenlerle red ediyorlar.

Böyle düşünen ve davranan bir gençlikle orta yolu bulmak, birlikte çalışmak ve yapmak ve de bu sayede onları Türkiye’nin geleceğinin sahibi olarak etkin ve yetkin bir hale getirmek zorundayız.

Biz yetişkin kuşağın yaşamımıza hâkim olan siyaset anlayışının temeli, devleti yönetmek için geliştirilen “güç oyunları“ndan ibaretti. Günümüz siyaseti ise her alanda “hayata dokunmak” olarak beliriyor.  Unutmayalım ki, gelecek on yılda gençler toplam nüfusun üçte birinden fazlasını oluşturacak. Bizler bu gençliğin önünü açmakla mükellefiz.

Atatürk nasıl bu ülkeyi biz Türk gençlerine emanet etti ise bizler de Türkiye Cumhuriyeti’ni yeni nesil Türk gençliğine aynı güven duygusu ile emanet etmeyi başaracağız.

Gençler; bu çağrımızı cevapsız bırakmayınız! Biz sizleri anlıyoruz sizlerin de bizi anlamanızı bekliyoruz.

Türkiye’yi bırakıp hiçbir yere gitmek yok!

Size bu ülkeyi sorunları minimize edilmiş bir şekilde, rahat, mutlu, huzurlu, güvenli ve refah içinde yaşanan bir ülke olarak bırakmak istiyoruz.

Gelin sessiz kalmayın! Size uzatılan bu eli karşılıksız bırakmayın. Çünkü bizim en başta, gençlere “sözümüz var”!

Devamını Oku

Vatandaşla Bir Hasbihal! (2)

Vatandaşla Bir Hasbihal! (2)
0

BEĞENDİM

ABONE OL

#SözümüzVarHareketi

Siyaset veya politika dediğimiz şey, devlet işlerini düzenleme sanatıyla ilgili olarak özgün ve özel görüş veya anlayışlar manzumesidir.

Ülkeler siyaset üzerine yönetilir! Halk olarak bizler de ülke yönetimine katkı sunmak istiyorsak, siyasete katılmak yani siyaset yapmak zorundayız.

Bizim memleketimizin gerçeklerine göre halkımızın ezici bir çoğunluğu siyasetin dışındadır yani siyaset yapmamaktadır. Ancak siyasetin olumsuzluklarından en çok etkilenen de, bu ezici çoğunluktur.

Ülkemizde siyaset belli bir tabaka ve hatta belli aileler tarafından yapılmaktadır. Öyle ki, halen görevdeki bakanların bazılarının bakan babaları ya da akrabaları, daha dün gibi hafızalarımızdadır.

Bu sonuca göre, sayısı yüzü aşmış olan partilerin genel merkez, il ve ilçe örgütleri ile delegasyon sayılarına bakıldığında, aktif siyasetçi sayısının, 84 milyonluk bir ülkede 500 bini bile geçmediğini görmekteyiz… Bakmayın siz öyle milyonlarca üye olduğuna, onlar aktif değil pasif üye konumundadırlar ve siyasete etkileri büyük çoğunluk gibi nerede ise “sıfır”dır.

Hatta aydınlarımız, akademisyenlerimiz ve siyasetçi olduğunu zannettiklerimiz bile siyaset yapmaktan çok uzaktırlar. Bir şeyler yazıp çiziyor olsalar bile, sorduğunuzda, “asla siyaset yapmadıklarını” söyleyeceklerdir.

Halbuki ülkemiz ve dünya, içinde bulunduğumuz şartlar nedeni ile çok derin bir krizin arifesindedir:

Dünyada küresel güçlerin yeni “paylaşım arzuları” söz konusudur. Türk Milletini, yaşanması kuvvetle muhtemel bu kriz nedeni ile, çok sıkıntılı günler hatta yıllar beklemektedir.

Beklenen kriz ancak şeffaf, katılımcı ve demokratik bir anlayışla yönetilebilir ve Ülkemiz bu krizi ancak, bu yolla, az bir hasarla atlatabilir.

Birinci Dünya Savaşı öncesi ülkemizin ve dünyanın içinde bulunduğu şartları ve savaş sonrası dünyanın dönüşümünü ve paylaşımını bir kez daha hatırlayalım.

Her kriz kendi içinde fırsatları ve yenilenmeyi barındırır. Bu sebeple Türk Milleti ve Türkiye için düşündüğünü söyleyen bizler, ön alarak tedbirler üretmek zorundayız.

Tam bu noktada “Sözümüz Var Hareketi”nin önemi ve değeri kendini gösteriyor.

Sözümüz Var Hareketi, Türk Milletinin geleceği için tedbir almaktır. Türk Milletini çaresiz ve alternatifsiz bırakmamaktır. Bunu yaparken de “biz yaptık, gelin” diyen değil, gelin “hep beraber yapalım” diyen bir anlayıştır.

Hep tekrar ediyoruz; “şimdi konuşma değil yapma zamanıdır”. Ülkeyi “düzen partileri”nin girdabından ve geleceğin sıkıntılarından çekip çıkarma zamanıdır.

Söylediklerimize iyi kulak veriniz. Yarın çok geç olabilir. Halkçı ve katılımcı bir anlayışla Ülkenin mukadderatına birlikte sahip çıkalım. Mutlu, huzurlu ve refah içinde bir toplum içerisinde yaşamak istiyorsak, vakit kaybetmeden kenetlenelim.

Herkese, sizin de bizim de tutulması gereken sözlerimiz var… En önemlisi de bu Ülkeyi gençlere sağlam temeller üzerinde, sapasağlam teslim etmektir.

Gelin bunu “Sözümüz Var Hareketi” ile başaralım.

Selam ve saygılarımla…

Devamını Oku

Vatandaşla Bir Hasbihal…

Vatandaşla Bir Hasbihal…
0

BEĞENDİM

ABONE OL

#SözümüzVarHareketi

 

Bizi takip edenler biliyor veya bilmeyenler de şimdi öğreniyor. Ben ve arkadaşlarım yeni bir siyasi parti kurmaya karar verdik ve çalışmalara başladık.

Öncelikle “onca parti var iken bu da şimdi ne oluyor?” sorusuna bir cevap vermek gerekiyor.

Türkiye’de kamuoyu şirketlerinin yaptığı birçok araştırmaya göre, vatandaşlarımızın %25-45 arasında kararsız oldukları ortaya çıkmış durumda. Yani bu aynı zamanda mevcut partilere oy vermeyeceğim anlamına geliyor. Hatta ABD’nin istihbarat teşkilatı CIA’nın kontrolünde olan Rand Corporation’nın çalışmalarında bu oranın %65’lere çıktığı söyleniyor.

Bu nedenle kamuoyunun nabzını belirlemek üzere anket yapan şirketler, anketlerinde “Sizce Türkiye’nin yeni bir siyasi partiye / partilere ihtiyacı var mıdır?” sorusunu sormaya başladılar. Bunlardan biri olan Area şirketi yaptığı araştırmada halkın %43,9‘unun, “Türkiye’de yeni bir partiye / partilere ihtiyaç vardır.” dediğini açıkladı.

Bu da bizim araştırmalarımızı ve gözlemlerimizi doğrular nitelikte!

Bizler de Türk Milletinin bu arayışını ve ihtiyacını görerek; yerli, milli ve bağımsız karakterde bir siyasal yapı oluşturmaya karar verdik.

Bugün sizlerle hasbihal ederken nasıl bir siyasi parti kurmak istediğimizi israf konusu üzerinden paylaşacağım.

Biz israf içinde yüzmeyen ve milletin parasını çarçur etmeyen ve de her açıdan denetlenebilen çok şeffaf demokratik işleyişe sahip bir siyasi parti kuracağız.

Siyaseti bir meslek ve siyaset yapanları da bir meslek erbabı olarak görmediğimiz için siyaseti devlet bütçesine yük olmaktan kurtaracağız.

Sözümüz Var Hareketi’nin iktidarında partilere devlet bütçesinden yapılan yardımlar kaldırılacaktır.

Milletvekilleri ve belediye başkanlarının maaşı öğretmen maaşlarını geçemeyecektir. Bizim partimizde siyaset yapanlar ekmek paralarını siyaset öncesi yaptıkları işlerden temin ettikleri gibi temin etmeye devam edecekler ve iktidarın getirdiği imkân ve güçlerden haksızlık yaparak zenginlik oluşturamayacaklardır.

Herkes siyasete girmeden önce nasıl yaşıyorsa siyasete girdikten sonra da öyle yaşamaya devam edecektir.

Şatafatlı ve lüks içinde bir genel merkez, il ve ilçe binaları ile parti temsilcilikleri olmayacak her şey ihtiyaçları karşılayacak mütevazilikte olacaktır. Yani siyaset yapmak bizi etkilemeyecek, biz yapacaklarımız ile siyaseti etkileyeceğiz.

Her kademe de giderler, parti mensuplarınca imece usulü karşılanacak ve siyasette “paran kadar konuş” ya da “parası olmayan siyaset yapamazdönemi kapanacaktır. İnşallah TBMM’ye gelmek ve ilini temsil etmek isteyen bir köylü, çiftçi, işçi ve esnafımızı halk için siyaset yapmak üzere Meclis’e taşıma kararlılığındayız.

Genel Başkan; makam arabası olarak yerli üretim ve en ucuz versiyon olan ama mutlaka beyaz renkli bir araba kullanacaktır. Çünkü bizce beyaz renk, siyasette yeni dönemin aydınlığını ifade etmektedir.

Bu anlayışımız devlet yönetimine de yansıyacaktır. Devletin Cumhurbaşkanlığı makamı, Cumhuriyet’in sembolik olarak bir değeri olanÇankaya Köşküne dönecek şimdiki Cumhurbaşkanlığı Külliyesi bina olarak Türk Milletinin ihtiyacı olan bir konuda kullanılmak üzere hizmet dışı bırakılacaktır.

Devletin her kademesinin emrine sunulmuş olan makam arabaları (ihtiyaç harici olanlar istisna) kaldırılacak ve lüks lojman saltanatına son verilecektir. Keza buna paralel olarak devlet bütçesine yük getiren özel hizmete tabi bütün uçaklar envanterden çıkartılacaktır.

Ülkemizin yaşadığı ağır ekonomik sorunlar ve halkımızın büyük çoğunluğunun çektiği geçim derdi bizi böyle düşünmeye ve davranmaya zorluyor.

Ekonomisi çok güçlü bir ülke olan Almanya’nın başta başbakanı Angela Merkel olmak üzere tüm siyasetçilerinin yaşadığı mütevazi hayatın milletimizce gıpta ve üzüntü ile seyredilmesi aynı zamanda halkımızın siyasi partiler ve siyasetçiler açısından beklentileri ortaya koyması sebebi ile fevkalade önemlidir. Halkın bu bakış açısı “itibardan tasarruf olmaz” anlayışını da kendiliğinden yıkmıştır.

Yine İsveç‘in Malmö kentine yaptığım bir ziyarette, kentin merkezini gezerken bana eşlik eden Türkler, üç katlı bir binanın orta katını işaret ederek, burada zamanın İsveç Başbakanının yaşadığını söylediler. Ben de gayrı ihtiyari “Hiçbir belirti yok. Nerede polis noktası ve korumalar?” diye sordum. Onlarda bana tebessüm ederek, başbakanın halk arasında dolaştığını, eşiyle bisiklete binerek spor yaptıklarını, akşamları da yürüyüşle beraber köpeklerini gezdirdiklerini anlattı. Şimdi bu durumu kendi ülkemle mukayese ederek tebessüm etme sırası bana gelmişti.

Artık siyasette “israf” dönemi sona ermelidir. Halkın bu siyaseti maddi olarak sübvanse edecek gücü yoktur. Sözümüz Var Hareketi’nin iktidarında siyaset ve devlet hayatında israfa son verilecektir. Halkı yokluk ve yoksulluk içinde olan bir ülkenin, siyasetçilerinin gülmeye ve hakkı olmayan paraları ortalığa saçmaya hakları yoktur.

Şimdilik bu kadar! Başka bir konuda yine farklı bir bakış açısıyla hasbihal etmeye inşallah devam edeceğiz…

Devamını Oku

İslam ve Sekülerlik…

İslam ve Sekülerlik…
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Dr. Yusuf Gedikli, Yesevi Dergisinin Aralık 2020 sayısında “Sekülerizm nedir? Sekülerizm Olmasa Olur mu?” başlıklı bir yazı kaleme almış.

Bu yazı ile ortalama bir vatandaş “sekülerizm” konusu hakkında birçok şeyi anlayabilir ve yerli yerine oturtabilir. Ben de bu nedenle size hem dergiden hem de bu yazıdan bahsetmek istedim. Sizlerle bu sebeple yazının “İslam ve Sekülerlik” başlıklı bölümünü paylaşıyorum;

“… İslam toplumlarının bu dünyada değil daha çok öbür dünyada yaşadıklarını söyleyebiliriz. Gerçi “hiç ölmeyecekmiş gibi çalışın, yarın ölecekmiş gibi ibadet edin” “şerefli hadisi” vardır ama ölçüyü tutturmak kolay ve mümkün değildir. Muhakkak bir taraf ağır basacaktır. Ağır basan taraf bu dünya değil genelde öbür dünyadır (Bunu felsefesel ve ilkesel anlamda söylüyoruz). Her dindar Müslüman elinde tespih, dilinde zikir, kendisini bir an önce cennete atmaya çalışır. Evden camiye camiden eve gider. Gerisini çok önemsemez. Dünya işlerini boş verir. Çünkü dünya geçicidir. Kendisini asgari düzeyde kurtarmayı yeterli görür. Devletin toplumun ilerleyip ilerlememesini, gelişip gelişmemesini önemsemez.Kefenin cebi yok“, “bugünü akşam ettik, yarına Allah kerim“, “üç günlük dünyada niye bu kadar çalışıyorsun“, “bir lokma, bir hırka” anlayışı, İslam toplumlarının bugünden önceki hayatlarında olduğu gibi bundan sonraki hayatlarında da öncelikli ve belirleyici olacaktır. Bu İslam devlet ve toplumlarının laik ve seküler toplum bireyleri kadar ileri gidemeyecekleri anlamına gelir. Üzülerek ifade edelim ki durum budur, böyledir; görünüşe göre gelecekte de böyle olacaktır…

Sonuç olarak laiklik ve sekülerliğin birey, toplum ve devletlerin ileri gitmesi için ne denli önemli oldukları açıktır… Özetle din rejimleri veya dinsel rejimlerle kalkınma, ilerleme olamaz. En katı Hrıstiyan mezhebi olan Katolikliğin başı Papa‘nın “dinsel devletlerin sonu iyi olmuyor” sözü çok doğru ve anlamlıdır…

 Aynı şekilde kadınsız da kalkınma, ilerleme olmaz. Çünkü toplumun yarısını devre dışı bırakırsanız, varlığımızın yarısını feda ediyorsunuz demektir…

İslam toplumlarının ve devletlerinin gelişmesi laiklik, sekülerlik ve demokratik rejimden geçer. Aksi halde olduğunuz yerde kalmaya ve patinaj yapmaya mahkumsunuzdur.

Siz en iyisi Yesevi Dergisi’ni alıp yazının tamamını okuyun!

Gerçekten bazı şeyleri anlamamızın ve karar vermemizin zamanı geçiyor…

Devamını Oku