Bu köşe yazısı, deneyimli yargı muhabiri Alican Uludağ’ın ani bir şekilde gözaltına alınması ve ardından tutuklanması sürecini mercek altına almaktadır. Yazar, Uludağ’ın mesleki dürüstlüğünü ve yargı dünyasındaki kritik gelişmeleri bildirme konusundaki kararlılığını vurgulayarak, bu hukuki sürecin aslında bir gazetecilik susturma operasyonu olduğunu savunmaktadır. Tutuklama gerekçesi olarak sunulan iddiaların temelsizliği üzerinde durulurken, asıl nedenin Adalet Bakanlığı ve yüksek yargıdaki güç odaklarına yönelik kulis haberleri olduğu ileri sürülmektedir. Metin, Uludağ’ın cezaevinden gönderdiği mesajlarla basın özgürlüğünün içinde bulunduğu zorlu durumu ve mesleğini yapmaya devam etme iradesini yansıtmaktadır. Sonuç olarak kaynak, Türkiye’deki güncel hukuk ve medya ilişkilerini kişisel bir tanıklık ve eleştirel bir bakış açısıyla özetlemektedir.
Alican Uludağ’ı uzun uzadıya anlatmaya gerek yok. Ankara’nın, hatta Türkiye’nin en iyi yargı muhabiri.
Alican özellikle Sinan Ateş cinayetinden bu yana hedefteydi. Bakan değişikliğiyle birlikte birtakım ‘troll’ler sosyal medyada sanki sipariş verir gibi bazı isimleri sıralayıp “paketlenmelerini” istedi.
O isimler arasında Alican da vardı.
Geçen salı, gözaltına alınmadan iki gün önce Adliye’de buluştuk. İzleyeceğimiz bir dava vardı, bu vesileyle de dertleştik.
Kendisini hedef gösteren paylaşımları görüp görmediğini sordum ve dikkatli olmasını istedim.
Her zamanki naifliğiyle, “Ne olacaksa olur. Yapacak bir şey yok.” dedi.
Tabii yeni bakanları da konuştuk. Alican’ın, bir gazeteci olarak öncelikle ne yapmak istediğine ilişkin sözlerini en sona bırakıyorum.
Sohbetimizin devamında, ikimizin de bürosu olmadığı için, “Ortak bir büro tutsak…” diye takıldım.
Hemen bilgisayarını açıp yer bakmaya başladı ve Ulus’tan bir yer buldu.
“Ulus’ta ne işimiz var ya, Adliye’ye yakın olsun bari.” dedim.
O da yeni adliyenin MİT’in Yenimahalle’deki eski yerleşkesine yapıldığını hatırlattıktan sonra, mevcut adliye ve yenisi arasında ortada bir yer olacağı için Ulus’u düşündüğünü söyledi.
Bunun üzerine, yeni adliye bitene kadar kendisinin büyük ihtimalle yargıyı bırakıp başka alanlara başlamış olacağını belirttim. Aynen şu karşılığı verdi:
“Mesleğimin sonuna kadar yargıya bakacağım. Alan değiştirmeyi düşünmüyorum.”
İşte Alican yargıyı böylesine önemseyen ve işini ciddiye alan birisidir.

TWEET TANIKLIĞI NE OLA Kİ?
İki gün sonra Alican’ın apar topar gözaltına alındığı ve İstanbul’a götürüldüğü haberi geldi.
Gözaltı gerekçesi; “Cumhurbaşkanı’na alenen hakaret, halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma ve devletin kurumlarını aşağılama” idi.
Ama Sulh Ceza Hakimliği, sadece “Cumhurbaşkanına hakaretten” tutuklanmasına karar verdi.
Demek ki, Alican “halkı yanıltıcı bilgi vermemiş ve devletin kurumlarını aşağılamamış”. Bu da gazeteciliğinin kapı gibi tescilidir.
Cumhurbaşkanına hakaret iddiasına gelince; gözaltına alınma gerekçesi yapılan mafyayla ilgili paylaşımda Erdoğan’ın adı bile geçmiyor.
Geçmediği içindir ki, 1 yıl öncesine kadar gidip 22 paylaşımını dosyaya koymuşlar. Ancak bunlarda da hiçbir hakaret ifadesi yok.
Tutuklama gerekçesine bakalım; “paylaşımların belirlenemeyen sayıda kişiye ulaştığı için suçun alenen işlendiği… kaçma şüphesinin bulunduğu… delilleri yok etme, gizleme; tanık ve diğer kişiler üzerinde baskı yapılması girişimi” denildi.
Garabet şu ki;
Birincisi; gözaltı gerekçesi yapılan da dahil olmak üzere, “suç” sayılan paylaşımlara erişim engeli falan getirilmedi, tamamı duruyor.
Yani “belirlenemeyen sayıda kişiye ulaşmaya” devam ediyor.
İkincisi; sanırsınız Alican sınırda yakalanmış. Hayır, gözaltı kararıyla evine gidilmiş, çocuklarının gözü önünde evinden alınmış.
“Delil” denilen 22 paylaşım olduğuna göre; hangisini nasıl yok edecek veya gizleyecek?
Üçüncüsü; “tanığa baskıyı” hiç ama hiç anlayamadım. Paylaşımları yaparken yanımızda hep birileri mi oluyor? Velev ki oluyor;
Tanığa, “Bunu Alican mı yazdı?” diye mi sorulacak veya Alican o tanıklara, “Benim yazdığımı söylemeyin.” mi diyecek?
“Tanıklık” demişken; Alican’ın gözaltına alınma sebebinin, mafyayla ilgili paylaşımından çok yeni Adalet Bakanı Akın Gürlek’in basın danışmanı yapmayı planladığı Furkan Torlak’ın Erdoğan’dan veto yediği yönündeki paylaşımı olduğu konuşuluyor.
Peki; Adalet Bakanlığı’ndaki devir teslim töreninde Furkan Torlak, Bakan Akın Gürlek’in hemen yanı başında değil miydi? O gün törene çağırılan gazetecilere “tanık” olarak sorulsun;
Basın Müşavirliği odasına alındıklarında, orada Furkan Torlak oturmuyor muydu? Alican’dan alıp kaynak göstermediler veya kendi duyumlarıydı;
Torlak’ın neden atanmadığı konusunda benzer iddiaları başka gazeteciler de dillendirmedi mi?
Bana sorarsanız; Alican’ın adı konulmayan asıl “suçu”, gözaltına alınmadan bir gün önce yaptığı son haberdi.
Anayasa Mahkemesi üyeliği için Yargıtay’da yapılan seçim sonuçlarını duyurduğu o haberde neler vardı?
“Erdoğan’ın 15 üyeli AYM’ye doğrudan 11’inci üye atamasını yapacağı… En çok oyu alan ismin yargıda ‘İstanbul Grubu’ olarak bilinen yapılanmanın içinde olduğu… Adalet Bakanı Gürlek’in ve AYM üyesi İrfan Fidan’ın da onun seçilmesini istediği…” gibi kulis bilgilerini aktarmıştı.
“YENİ DÖNEMDE EMSAL OLMAM İÇİN TUTUKLADILAR”
Alican, Sulh Ceza Hakimliğindeki ifadesinde şunları vurguladı:
“Buradaki temel mesele bu paylaşımlarım değil… ‘Ankara’da Akın Gürlek’e ilişkin bir temizlik yapılmak isteniyor, Alican’ı Ankara’dan uzaklaştırmamız lâzım’ denilerek bu dosya uyduruldu.”
Geçtiğimiz pazar, henüz Metris Cezaevi’ndeyken bir avukat arkadaşımız Alican’ı ziyarete gitti. Bana şu notu gönderdi:
“…Beni bu yeni dönemde herkese emsal olsun diye tutukladılar. ‘Düşünün ama içinizden… Bunu ifade etmeye kalkarsanız, bakın sonunuz böyle cezaevi olur’ demek için tutukladılar. Anayasadaki demokrasi, ifade özgürlüğü, basın özgürlüğü uzun süredir fiilen yok.”
Şimdi sona bıraktığım, son görüşmemizde yeni bakanlarla ilgili sohbete gelelim.
Alican, basın toplantısına çağırılırsa orada, değilse karşılaştığı herhangi bir yerde Adalet Bakanı Akın Gürlek’e üç önemli soru yönelteceğini söyledi.
Tabii ki bunların ne olduğunu sormayıp sadece, “Haydi bakalım, merakla bekleyeceğiz.” karşılığını verdim.
İşte bu sohbetimizi hatırlamış olmalı ki, Alican Metris’ten gönderdiği mesajda şunları da kaydetti:
“Şimdi içerdeyim. Ama çıktığımda, eninde sonunda, er veya geç o sorularımı mutlaka soracağım.”
Çıkıp çocuklarına kavuşmanı da bir gazeteci olarak sorularını sormaya devam etmeni de dört gözle bekliyoruz sevgili kardeşim!