1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Müyesser Yıldız
  4. 15 Temmuz Soruları… Nasuh Mahruki’nin “Suçu”!..

15 Temmuz Soruları… Nasuh Mahruki’nin “Suçu”!..

featured

Müyesser Yıldız’ın bu yazısı, 15 Temmuz darbe girişimine yönelik sorgulamaların ve eleştirilerin günümüzde hukuki baskılarla suç haline getirilmesini konu almaktadır. Yazar, Nasuh Mahruki gibi isimlerin tutuklanmasını örnek göstererek, geçmişte siyasetçilerin ve devlet görevlilerinin dahi benzer şüpheleri dile getirdiğini hatırlatmaktadır. İfade özgürlüğü çerçevesinde darbe sürecine dair cevapsız kalan soruların engellenmeye çalışıldığı, bu durumun demokratik ilkelerle çeliştiği vurgulanmaktadır. Kaynakta ayrıca, Yargıtay’ın geçmişte darbe girişimine “tiyatro” denmesini suç saymayan emsal kararlarına dikkat çekilmektedir. Sonuç olarak yazı, toplumsal hafızanın ve hukukun eleştirel sesleri susturmak için bir araç olarak kullanılmasına karşı eleştirel bir perspektif sunmaktadır

 

15 Temmuz darbe teşebbüsü sırasında başından vurularak infaz edilmek istenen, dönemin Terörle Mücadele Daire Başkanı Turgut Aslan, 103 gün komada kaldıktan sonra gözünü açtığında ilk sorduğu sorunun “Bu ülkede demokrasi var mı?” olduğunu vurguladı. Aslan, 253 şehit verdiğimiz 15 Temmuz’un unutulmaması ve Z kuşağı denilen gençlere bunların çok iyi anlatılması gerektiğini de kaydetti.

15 Temmuz’un üzerinden tam 10 yıl geçtiğine göre, Cumhurbaşkanlığı Başdanışmanı olan Aslan’ın “Bu ülkede demokrasi var mı?” sorusundan hareketle sadece son 1 ayda yaşananları hatırlatalım.

7-8 Temmuz’da Ankara’da düzenlenen NATO Zirvesi öncesinde sadece NATO karşıtları değil, TEMA’cı teyzeler bile gözaltına alınıp tutuklandı… Saadet Partisi’nin astığı “NATO’ya hayır” pankartları ya kesilerek indirildi ya da para cezası kesildi…

Böylece ceza hukukunun temeli diye bildiğimiz ve Anayasa’nın 38’inci, TCK’nin 2’nci maddesinde vücut bulan “kanunsuz suç ve ceza olmaz” ilkesine rağmen fiilen “NATO’ya karşı olma suçu” gibi bir suç icat edilmedi mi?

Erdoğan yıllarca, “Kimse hukukun üstünde değildir; layüsel, imtiyazlı değildir.” dedi. Bu anlayışla, bir yandan milletvekillerinin dokunulmazlığı kaldırılırken, öte yandan bırakın eleştirmeyi iktidar çeperindekilere, yargı başta olmak üzere devlet görevlilerine neredeyse “gözünün üstünde kaşın var” denmesi suç hâline getirilerek devasa bir “imtiyazlı” sınıf yaratılmadı mı?

İşte bunun son iki örneği:

Yılların gazetecisi Ali Çağatay, polislerin bir operasyondaki ilişkilerini sorgulayan paylaşımı yüzünden 1.5 aydır hapiste. Daha iddianamesi bile hazırlanmadı.

Sanki her gün medya manşetlerini kamu görevlilerinin, suç örgütleriyle ilişkilerine dair haberler süslemiyor!.. Şu Gülistan Doku olayında, dönemin Tunceli Valisi’yle ilgili iddialara bakın, yeter.

Bir başka gazeteci Fatma Sibel Gürcihan; o da eski bir bakan hakkındaki iddiayı hatırlattığı için tutuklandı.

Ya Sözcü TV’de HTŞ lideriyken Suriye Cumhurbaşkanı yapılan Colani/Şara’ya ilişkin eleştiriler üzerine RTÜK’ün, “Komşumuz Suriye’nin meşru Devlet Başkanı’na yönelik asılsız ithamlar üzerinden, iyi komşuluk ilişkilerine zarar verebilecek, Türkiye Cumhuriyeti’nin dış politika vizyonu, temel ilkeleri ve diplomatik doktriniyle bağdaşmayan ifadeler kullanıldığı” gerekçesiyle inceleme başlatmasına ne demeli?

Bu gidişle İmralı’daki teröristbaşına ve PKK’lılara, hatta Trump’a tepki göstermek de suç sayılırsa şaşırmayız herhalde!..

“TİYATRO” DİYENE ADLİ KONTROL, DEMEYENE HAPİS

Nur topu gibi bir “suç”umuz daha oldu; 15 Temmuz’u sorgulama suçu.

Önce 12 Temmuz’da Bahçelievler Belediye Meclisindeki anma programında, 15 Temmuz için “tiyatro” dedikleri iddia edilen iki CHP’li meclis üyesi “halkı kin ve düşmanlığa tahrik” suçlamasıyla gözaltına alındı. Nihayetinde adli kontrol tedbiriyle serbest bırakıldılar.

Onlardan bir hafta sonra, aynı iddiayla bu defa da AKUT eski başkanı Nasuh Mahruki gözaltına alındı ve paylaşımında “kontrollü darbe” ifadesi yer aldığı hâlde “tiyatro” dediği öne sürülerek tutuklandı. Savcılığın tutuklamaya sevk yazısında; Mahruki’nin “571 bini aşkın takipçisinin bulunduğunun, söz konusu provokatif paylaşımın kısa sürede 76 binden fazla görüntüleme alarak toplum içinde açık ve yakın bir tehlike ile infial oluşturacak nitelikte olduğunun” vurgulanması da dikkat çekiciydi.

Bu gelişmeden sonra gazeteci Arslan Bulut hâliyle, “15 Temmuz’u sorgulamak yasak mı?” diye sordu.

 

KİMLER SORGULAMADI Kİ

Oysa hem öncesinde hem sonrasında 15 Temmuz’u kimler sorgulamadı ki?

Siyasilerden başlayalım.

AKP’nin Fetullah Gülen’i “paralel yapı” ilan etmesinden sonra daha 2014’te MHP Lideri Devlet Bahçeli, Erdoğan’ın “Ne istediler de vermedik” sözlerini hatırlatarak, “paralel devlet varsa bunun sorumlusu ve suçlusunun muhataplarından önce Erdoğan ve AKP hükümetleri olduğunu” belirtip sorumluların “gecikmeden ve ötelemeden” hukuk önünde hesaba çekilmesini istemedi mi?

15 Temmuz’dan 1.5 yıl önce, “Erdoğan’ın ‘yanıldık, yanıltıldık’ diyerek kurtulmaya, yakayı kurtarmaya çalışması nafiledir. Devleti yönetenlerin pardon deme lüksü olmayacaktır. Riskleri seçemeyen, eğer varsa devleti ele geçirmeyi hedefleyen çevreleri göremeyen bir iktidarın Türkiye düşmanlarına payanda ve yem olması kaçınılmazdır.” demedi mi?

15 Temmuz’dan sadece dört gün sonra da şunları söylemedi mi?

“Gülen cemaatinin öteden beri TSK’ya konuşlanmak istediği bilinen bir gerçektir… Eğer vaktinde tam bir isabetle yaptığım ikazlara kulak verilmiş olsaydı, bugünkü felaket ve hezimeti yaşamayacaktık… Sözümüz söz olsun; biz de siyasetteki uzantılarıyla, içimizi dışımızı saran kanser hücreleriyle sonuna kadar hesaplaşacak, son raddeye kadar yaptıklarını yanlarına bırakmayacağız… Bilelim ki, 15 Temmuz bir lütuf değil, 93 yıllık Cumhuriyet tarihinin simsiyah bir sayfasıdır.”

Nasuh Mahruki’nin “kontrollü darbe” iddiası, binlerce görüntüleme aldığı için “infial oluşturacak nitelikte”, öyle mi?

TBMM’de kurulan 15 Temmuz’u araştırma komisyonunda konuşulanlar haftalarca naklen yayınlanmadı mı? Hazırlanan rapora tüm muhalefet partileri şerh koymadı mı? CHP, “Hükümet darbenin gelişini önceden saptadı, ancak durdurmak ya da engellemek için gerekeni yapmadı.” tespitinde bulunurken; MHP, darbe girişiminin siyasi ayağının ortaya çıkarılması gerektiğini belirtmedi mi?

Şimdi CHP’ye kayyum olarak atanan Kemal Kılıçdaroğlu yıllarca 15 Temmuz’u “tiyatro” olarak nitelendirmedi mi?

Hepsi bir yana; bizzat dönemin AKP Gaziantep Milletvekili Şamil Tayyar, sadece 1 yıl sonra, “Bugün doğru bildiklerimiz yanlış, yanlış bildiklerimiz doğru; kahraman bildiklerimiz vatan haini, hain bildiklerimiz kahraman olabilir.” diyerek “Genelkurmay Karargâhı’nın Erdoğan’a ve Başbakana sağlıklı bilgiler vermediğini” kaydetmedi mi?

Yine 15 Temmuz’un “kahramanı” olarak bilinen, dönemin Özel Kuvvetler Komutanı Zekai Aksakallı, “TSK’da kriz durumlarında ilk haber alınır alınmaz tedbir olarak ‘Personel kışlayı terk etmesin’ emri verilir. Bu temel kural 15 Temmuz’da ilk haber alındığı zaman uygulanmamıştır. Uygulansaydı darbe girişimi baştan açığa çıkardı.” eleştirisinde bulunmadı mı?

İKTİDAR YAZARININ SORULARI

Bugüne gelelim.

Nasuh Mahruki 15 Temmuz’u sorgulamaktan tutuklanmışken, iktidarın gazetesi Yeni Şafak’ın yazarı Yusuf Kaplan, kurucusu olduğu “Medeniyet Tasavvuru Okulu”nun Bursa temsilcisi Nuri Gür’ün 15 Temmuz’la ilgili şu sorularını ve tespitlerini paylaşmadı mı?

“Darbe hazırlığına ilişkin ihbarlar nasıl değerlendirildi? Neden bazı kapılar açıldı, bazı kapılar kapalı kaldı? Cumhurbaşkanı’na ulaşması gereken haber niçin gecikti? O gece yaşanan kimi hadiseler neden hâlâ sis bulutunun ardında bekliyor? Tarih bazen cevaplardan çok sorularla ilerler. Sorulmamış her soru, geleceğin omuzlarına bırakılmış ağır bir emanettir. Hafıza, kahramanlık hikâyeleriyle ayakta kalmaz. Hafıza aynı zamanda özeleştirinin evidir. Kendi kusuruna bakamayan toplum, başkasının suçunu da tam anlamıyla anlayamaz.”

Buradan devam edersek; 2016’da sorulan, “Erdoğan’a neden geç haber verildi? Darbeyi eniştesinden mi öğrendi? İki önemli isim Hulusi Akar ve Hakan Fidan mahkemelerde ve Meclis 15 Temmuz Komisyonu’nda neden dinlenmedi?” gibi sorular, 10 yıl sonra da hâlen gündemde değil mi?

Keza dönemin Başbakanı Binali Yıldırım’ın o gece Hakan Fidan’a ulaşamamasının sebebi, MİT’e giden O.K.’nın “darbe” mi MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın kaçırılacağı ihbarında mı bulunduğu, Genelkurmay’ın, darbenin 1 numarası olduğu iddia edilen Akın Öztürk için “Akıncı Üssü’ne biz gönderdik” açıklamasının daha sonra neden kaldırıldığı merak edilmiyor mu?

Peki Erdoğan’ın 15 Temmuz’dan sonraki “Allah’ın lütfu” ve 10’uncu yıl dönümündeki, “Bu süreçte Türkiye’nin en büyük kazanımı, yönetimde çift başlılığı ortadan kaldıran Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi olmuştur.” sözlerini nereye koyacağız?

 

YARGITAY KARARI: “TİYATRO DEMEK SUÇ DEĞİL”

Nasuh Mahruki’nin tutuklanması nedeniyle, “15 Temmuz’u sorgulamak yasak ve suç mu?” diye sorduk. Ancak çok öncesinde, 15 Temmuz’dan sadece 4 gün sonra yaşanan bir olay var, bunu hatırlatalım.

Olay şuydu:

İnegöl 3. Asliye Ceza Mahkemesi’nin mübaşiri, adliyenin veznesinde şöyle konuşur:

“Siz yanlış biliyorsunuz, bu hükümetin bir oyunu, tankın içindeki ateş edenler vatandaşlar tarafından linç edildi, o kadar askeri yere yatırdılar, işkence yaptılar, siz hiçbir şey bilmiyorsunuz. Bu darbe bir senaryodur. Darbe girişimi Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın başkan olmak için planladığı tiyatro veya senaryodan ibaret bir girişimdir, bu tip oyunlara gelmeyelim, masum askeri vatandaş linç etmiştir. Ayrıca FETÖ ile cumhurbaşkanı ve kabinesi daha düne kadar el eleydi.”

Mübaşirin hakkında “FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün propagandasını yapma” suçlamasıyla dava açılır. Neticede mahkeme, beraatına karar verir ve karar kesinleşir. Ancak Adalet Bakanlığı, o sözlerin “propaganda” suçunu oluşturduğu gerekçesiyle beraat kararının “kanun yararına bozulması” talebiyle dosyayı Yargıtay’a götürür. Yargıtay Başsavcılığı da beraatın bozulmasını talep eder. Yargıtay 16. Ceza Dairesi ise 2019’da bu talebi, şu gerekçelerle reddeder:

“Bu sözler… darbeye teşebbüs eyleminin hemen sonrasında bazı çevrelerde dile getirilen eleştirilerin yansımasıdır. Sanığın bu sözleri dışında FETÖ ile ilişkisini ve sempatisini gösterir eylemi ve konuşması yoktur… Sanığın sözlerinin söyleniş zamanı ve biçimi nazara alındığında, ağır eleştiri kapsamında kaldığı bu anlamda mahkemece suçun yasal unsurlarının oluşmadığı gerekçe gösterilerek verilen beraat kararının yerinde olduğu anlaşılmakla…”

Yargıtay’ın bu kapı gibi kararına rağmen; Nasuh Mahruki’nin tutuklanmasının sebebi, 15 Temmuz sorgulamalarının suç sayılmasına yönelik yeni bir girişimden başka ne olabilir ki?!

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Haberiniz ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!