Bu köşe yazısı, Türkiye’nin güncel siyasi atmosferindeki çelişkileri ve adaletsizlikleri sert bir dille eleştiren bir bakış açısını yansıtmaktadır. Yazar, devlet yetkililerinin terörle bağlantılı isimlere gösterdiği müsamahayı, vatan için uzuvlarını kaybetmiş gazilerin maruz kaldığı ihmalkarlıkla kıyaslayarak toplumsal bir vicdan muhasebesi yapmaktadır. Meclis çatısı altında dile getirilen ayrılıkçı söylemlere sessiz kalınması, Türk milletinin birliği ve bütünlüğü açısından büyük bir tehdit ve ihanet olarak nitelendirilmektedir. Özellikle gazilerin hak arayışında yalnız bırakılması ve protezlerine el konulması gibi olaylar üzerinden, ülkedeki değerler sisteminin sarsıldığı vurgulanmaktadır. Metin boyunca, siyasi ikbal uğruna takınılan tavırlar “Pandora’nın kutusu” benzetmesiyle anlatılarak, bu durumun vatansever halk üzerindeki kahredici etkisi dile getirilmektedir.
Gözleri kapatılmış bir “Evetçi” vekilden, önündeki file dokunarak onun ne olduğunu tahmin etmesi isteniyor. Vekilden file dokunarak bunun hangi hayvana ait olduğunu söylemesi istenir. İri bir gövdesi, büyük kulakları ve koca bir hortumu var… “Bildim, bu fare!” diye konuşur. Evet, bu Türk milletine barış diye sunulan tam bir Pandora’nın kutusu, aynen böyle. Bir tarafta Gazi Meclisin 500 metre önünde 40 gündür gece gündüz konuşacak bir yetkili arayan, vatan uğruna gözlerini, ellerini, ayaklarını feda eden gazi erlerimiz… Etrafları polis çemberiyle sarılı, gece yarısı baskınla protezleri plastik torbalarla götürülen er gazilerimiz. Şerefli Gazi Mecliste Başkan Vekilliği yapan, asrın katili Apo’nun postabaşı “Demleme” Pervin Buldan, Nusaybin meydanında şöyle haykırıyordu:
- Türkçe yanı sıra Kürtçe ikinci ana dil olmalı.
- Yerel yönetimlere daha geniş yetkiler verilmeli.
- Kurulacak Büyük Kürdistan‘ın önü için önce otonom yapı sağlanmalı, sonra Büyük Kürdistan’ın kurulmasının önü açılmalı.

İhanet yarışında Pervin Buldan ile yarışan Tülay Hatimoğulları açık açık Türk milletini tehdit ediyor: “Çerçeve yasasını engelleme çabası olursa her tarafı Gazze’ye çeviririz…” Sayın “Evetçiler”, kanınız mı dondu; kör, sağır mı oldunuz da tek laf etmediniz? Dün hain dediklerinize bugün “canım” demek hangi değer ölçüsüne sığar? Bu sözlerin binde birini bir muhalif söylese vatan haini, bölücü, casus ve akla gelmeyen onlarca suçtan tutuklarsınız!
Bu vatan için yirmili yaşlarında birçok uzvunu feda eden onurlu gazilerimizin durumları, Türk kanı taşıyan bizleri kahrediyor. Bir uzvun bedeli, taşıdığı uzvun ya da hayat taşıdığı üniformanın rütbesiyle nasıl ölçülür? Göz gözdür, el eldir, ayak ayaktır; rütbeye bakmaz! Vatan hainleri Gazi Mecliste kin kusarlarken, gazilerimizin günlerdir analarının ak sütü gibi helal olan hakları için görüşebilecek yetkili araması Türk milleti için utançtır.











