Mehmet Edip Ören
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Balık derya içredir ama derya kıymet bilmez

Balık derya içredir ama derya kıymet bilmez

0
Paylaş

Kasım Ay’ ının 12 sinden hepinizi selamlıyorum. Rüzgarlarla savrulan son kuru yaprakları gördükçe , hayatımızla bir bağ kurmakta kaçınılmaz oluyor. Hepinize merhabalar olsun…

Asırlardır süren İran’ la tarihi çakışmalarımız , bugün de kıyasıya sürüyor. Uzun süren Türk Hanedanlıkları sonrası , Paris’ ten bulunup getirilen Humeyni’yle başlayan soytarılıklar sistemi , başta Türk Dünya’ sı olmak üzere bütün Dünya’ nın endişesi ve başının belası durumunda… Şu anki bizim siyasi sistemlerimiz , oradaki durumlara ; onların Halk’ıda bizim durumumuza ulaşmaya çabalıyor… İran’ lı kadınlar kendilerini , mecbur tutulan kıyafet ve davranışlardan kurtarmaya uğraşıyor… Şahsi inancım ve yaklaşımlarımı bir kenara bırakarak olaya geniş bakmamız gerekiyor. Din her zaman kişiseldir. İnsanla Yaradan’ arasında ki bağdır. Bu bağı başkaları değil , insanların bizzat kendileri oluşturur. Cenab-ı Allah , Habib’ ine bile sadece tebliğ etmesini bildirmiştir. Geri kalanı kişisel tercihlerle alakalıdır. Bizler ne kimsenin başı açık , ne de kapalı gezmesine karışamayız… Zorla başını örttüğünüz , ateisti , müslüman ; başını açtığınız müslümanı da inançsız hale getirmeniz mümkün değildir… Ev almak isteyene , onu alamazsın bunu al ; pazara giden birine domates alma patlıcan al diyemiyoruz ama , kılığına kıyafetine inancına karışmayı kendimize hak görebiliyoruz. Kimsenin dinine , ibadethanesine ve inancına karışmadığı , serbest bıraktığı için , Osmanlıyı yere göğe sığdıramıyoruz ama kendimiz tan tersi zihniyetlerin güdümüne giriyoruz… Çok benimsediğim bir Atalar sözü vardır. ” Balık derya içredir ama derya kıymeti bilmez ” derler. Bizim bazı malûm çevreler İran’ a özenirken onlarda bizim durumumuza gelmeye çabalıyor… İran rejimi , başını açanlara , Türkiye’ ye döneriz ; bizimkilerde , başını örtenlere , İran’ a döneriz ha , diyor… Netice mi… Üzerine titrediğimiz dinimizi , siyasetin çirkefinden mümkün olduğu kadar uzak tutmalıyız… Bunu adına da , kısaca ” Laiklik ” diyorlar… Seccade madrabazlarına , din tacirlerine , oy avcılarına itibar ettiğimiz sürece de gerçek laikliğe bir türlü ulaşamayız… Beyni kilitli , yobaz takımına göre laiklik dinsizliktir. Esasında , Dinimizi her türlü tehlikeden koruyan bir zırhtır. Bu tespitten sonra kim ki size laikliği kötülerse biliniz ki O madrabaz din fukarasıdır… Bir kimyacı olarak son sözümü kimyaca yapayım… Laiklik , dinliyle dinsizi ayıran turnusol kağıdıdır…

Çok önemli bir konuya tekrar parmak basmak gerekti. Beslenme… Geçtiğimiz günlerde bir neşriyat , Mongol görünümlü çocukların arttığını iletti. Beyler Türk Milleti , sayısız koldan saldırı altında. Siz gıda fiyatlarının artışını , en ucuz protein kaynağı yumurtanın bile üç liraya dayandığını , sadece piyasa şartları kaynaklı mı zannediyorsunuz… Eskiden köylü süper beslenirdi. Kümesinde evinin artıklarını tüketen , sık sıkta dışarı çıkarılıp doğal beslenen tavukları vardı. Misafiri geldiğinde birini keser pişirir , önüne koyardı. Sabah çocuklar , folluklardan aldıkları yumurtaları çiğ çiğ yerlerdi. Evin ineği sabah sağılır , sütü sıcak sıcak kahvaltıya getirilirdi. Geri kalanla yoğurt , tereyağ , peynir vs.

ihtiyaçlar kapalı devre ve bolca karşılanırdı. Çocukların yanağından kan damlardı…Peki şimdi durum ne… Eskiden artan ürünlerini pazara getirenler , bizlere köy yumurtası yeme zevki verenler , iki kilo sapsarı tereyağını , Mis gibi peynirlerini kapıştığımız , köylü teyze ve amcalarımız gitti , yerini evine dönerken bir koli yumurta alan köylülerimiz oluştu… İnsanımızı bu hale getirmek için her fırsat değerlendirildi. Uzatmadan bir iki örnekle yetinelim. Kuş gribi bu konuda büyük bir fırsata dönüştürüldü. Mikrobun yetmiş derecede öldüğü söylenmesine rağmen yüz derece üstü pişen yemeklerde kullanılmadı. Köylünün tavuğu canlı canlı yakıldı… Peynir işine de burusella çelmesi takıldı. Böylece köylümüz dahil olmak üzere hepimiz , gıda sektörü ve mafyasının eline düşüverdik… İşin birde farklı bir boyutu var. Şehirlerde yaşayan insanların çoğu hala köyleriyle alakalı. Yazın , Ana Baba’ sının yaşadığı yerlere gidenler , dönüşte salçasını eriştesini nohutunu fasulyesini kavurmasını turşusunu vs vs alarak evlerine dönüyorlar. Bu gıdalar , onların kışı rahat rahat çıkarmalarını sağlıyor. Şu an bu trafik yarı yarıya azalmış durumda… Daha önceleri gıda konusunda rafa kaldırdığım bir kitap taslağım olduğunu söylemiştim. İşi kitap boyutuna getirmeden sonuca geleyim… Kafası çalışmayan , zekası tam gelişmemiş , gıdası tahıla dayalı bir toplum olma yolunda bayağı mesafe aldık. Tehlike çanlarını duymazdan gelmek , bilgi çağına hiç bir şekilde ayak uyduramıyacağız anlamına geliyor… Kimse etin 200 tl. oluşunu , meyve ve sebzenin ortalama 30-50 lira arasında satılmasını ekonomik şartlara bağlamasın. O sadece işin kılıfı. Esas maksat toplumu getirmek istediğimiz yer… Milletimiz çok ama çok büyük tehditler altında. Bu ve bu sistemin kripto yapılarından derhal kurtulmamız lazım. 2023 ya yeniden doğuşun , bir bakıma post modern bir Ergenekon olacak veya , Avrupa’ ın ucuz iş gücü olacağız…

Bahsetmek kaale almaktır , o yüzden bahsetmiyeyim demiştim ama finalde fikrimi değiştirdim… 8-9 edepsiz , Anıtkabir klasiği haline getirdikleri edepsizliklerini tekrar hem de kendilerini aşarak yinelediler… Bir muhalefet liderinide taciz ederek , işin boyutunu ucu açık hale getirdiler. Oraya geliş maksatları ; ziyaret yapmayarak , bir Fatiha bile okumayarak gittikleri için aşağı yukarı belli olan bu yaş baklaların resim ve görüntülerini iyi saklayın. Zamanı geldiği zaman bunlar tek tek toplanarak , gerekli sorgulamalar yapılır…

Yarına devam edebilme dualarıyla hepinizi Allah’ a emanet ediyorum. Hoşça kalınız…

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Haberiniz ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!