Lütfullah Kaleli tarafından kaleme alınan bu metin, günümüzdeki jeopolitik çatışmalar ile geçmişteki sömürgeci faaliyetler arasında güçlü paralellikler kurmaktadır. Yazar, Orta Doğu üzerindeki küresel oyunların ve kirli niyetlerin tarihsel süreçte değişmediğini, sadece yöntemlerin güncellendiğini savunmaktadır. Toplumsal birliği bozmaya yönelik psikolojik savaş taktiklerine karşı dikkatli olunması gerektiğini vurgulayarak halkı uyanık olmaya çağırmaktadır. Türkiye’nin bekası için iç cephenin sağlam tutulması ve devlet bilincinin her yaştan vatandaş tarafından sahiplenilmesi temel çözüm yolu olarak sunulmaktadır. Özellikle kültürel ve siyasi ayrışmaların dış güçlerin emellerine hizmet ettiği belirtilerek, milli dayanışmanın güçlendirilmesi hayati bir zorunluluk olarak nitelendirilmektedir. Son olarak, tarihten ders çıkararak sömürgeci aparatların girişimlerini boşa çıkaracak bir milli duruşun sergilenmesi gerektiği mesajı verilmektedir.
Tarihin değişik düzeylerinden süzülüp gelen tekrarları, günümüzde yine yaşıyoruz. 1. Dünya Savaşı’nın çıkış nedeni olarak bir Sırp prensinin öldürülmesi gösterilerek dünya ateşe verilmiş, koskoca yangın basite indirgenerek dünya kamuoyuna kakalanmıştı.
Günümüzde yaşadığımız sahte bayrak olayları, o günlerde de yaşanmıştı. Günümüzde yaşanan vahşi soykırımlar ve korkunç yıkımlar, o günlerde de vuku bulmuştu.
Kadınların ve çocukların uğradıkları korkunç sonları bugün de canlı yayınlarda izliyoruz.
- ve 2. Dünya savaşlarının çıkış nedeni; soygun ve eski-yeni sömürgelerin nasıl paylaşılacağının sağlanamaması idi.
Savaşlar yine Orta Doğu’da yaşanmış, Türkler Orta Doğu’dan kovulmuş ve acımasız soygunların önü açılmıştı.
Günümüzde Orta Doğu’da yaşanan saldırıları kronolojik olarak tarih sırasına göre dizersek ve yapılan açıklamaları yine listelersek, gözümüze indirilmeye çalışan zifiri karanlık perdeyi kaldırma olasılığına kavuşuruz.
Günümüzde Orta Doğu’da yaşananlar, bize geçmişte yaşananları anlatıyor ve geçmişten ders almayı dayatıyor.
Geçmişte yaşamış büyüklerimiz, tarihimizde destanlaşmışlarımız bizlere; “Orta Doğu sömürgeci ülkelerin oyun alanı olmaktan kurtarılmalıdır.” mesajını kuvvetli olarak veriyorlardı.

Teşkilat-ı Mahsusa’nın faaliyetleri ve Lawrence’ın mesai alanı Orta Doğu’da değil miydi?
İpini koparan Afrika’ya, Orta Doğu’ya yönelmiyor muydu? İçeriden ve dışarıdan altımız oyulmuyor muydu?
Başta Cumhurbaşkanı olmak üzere kafası çalışanlar, iç cephenin temizlenmesinden ve birleştirilmesinden dem vurmuyorlar mı?
Geçmişte yaşanan aşırılıklar ve fikir ayrılıkları birliğimizin temellerini dinamitlemiyor muydu?
Şimdilerde yaşadıklarımızı gözümüzün önünden geçirelim. Sanki yüz yıl öncesini tekrar yaşıyormuşuz gibi!
Bahaneler her daim bulunur, buluyorlar da; bize düşen bizleri ayrılığa götüren, doğru gibi görünen şeylerden uzak durmak ve psikolojik savaşın karanlık dehlizlerinden uzak durmak olmalıdır.
Siyasal iktidarın ve yetkililerin yaptıkları açıklamalara göz attığımızda; üzerimizde oynanmak istenen kirli oyunların, niyetlerin ve girişimlerin farkında olunduğu, karşı hamlelerin yapıldığı net olarak anlaşılıyor.
Siyasal iktidara düşen; değerli halkımızın, varlık nedeni olan ulusumuzun da kirli oyunlar, girişimler ve niyetler hakkında bilgilendirilmesidir.
Devlet bilincinin güçlendirilmesi, devlet varlığının önemi ve devleti ulusumuzun tüm katmanları ile (7’den 77’ye herkes) sahiplenmesi sağlanmalı; yeni sürtüşme konularının gündeme gelmesinin önüne geçilmelidir.
Yaşadığımız şu önemli günlerde, etrafımız ateş çemberi ile çevrili iken “Esselâmü aleyküm kör kadı” hesabınca;
İstiklal Marşı’mızın Arapça okutulması gündeme düşürülürken biraz düşünmek gerek değil mi? Örneğin: İstiklal Marşı’mızın Arapça okutulması!
Taraftarların değişik bahanelerle birbirlerini suçlamaları oldukça düşündürücüdür. Her iki tarafın da içeride bir gedik açmanın derdinde olduklarını derinden hissettim.
Kimse Arapçaya veya İngilizceye karşı olmamalı; ancak ulusumun aklını bulandırmamaya, onu bölünmeye götürebilecek şeylere sarılmamalıdır.
Siyasal iktidarın iç cepheyi sağlamlaştırma girişimlerini değişik materyallerle delmeye kalkışmamalı; siyasal iktidar ise böylesine pespaye girişimlere izin vermemelidir.
Sömürgecilerin içerideki aparatlarına, söylem ve eylemlerine her zamankinden daha çok dikkat edildiğini ve edileceğini düşünenlerdenim.
Ve düşmanlarımızın kirli oyunları, kirli niyetleri ve girişimlerinin başarısızlıkla sonuçlanacağına inancım tamdır.
Görklü Çalap’ımızın görkemli selamları; düşmanlarımızın kirli niyet ve oyunları ile kirli girişimlerine son verme ve hüsrana uğratma çabasında olanların, İran’da sokakta gezen her iki kişiden birinin Türk olduğunu hatırlayanların üzerine olsun vesselam.
NOT: Tüm okuyucularımın Ramazan Bayramı’nı kutlarım.