Prof. Dr. Fuat Gürdoğan tarafından kaleme alınan bu metin, Orta Vadeli Program (OVP) kapsamında uygulanan kemer sıkma politikalarının emekliler üzerindeki olumsuz etkilerini sert bir dille eleştirmektedir. Yazar, devletin bütçe disiplini bahanesiyle emekli ikramiyelerinde kısıtlamaya gitmesini; kamudaki lüks harcamalar, yüksek tutarlı dış yardımlar ve sığınmacı maliyetleri ile kıyaslayarak bir kaynak dağılımı adaletsizliği olduğunu savunmaktadır. Hükümetin “kaynak yetersizliği” açıklamasını samimiyetsiz bulan yazı, ekonomik gerekçelerin aslında keyfi bir tercih olduğunu ve emeklilerin refahının göz ardı edildiğini öne sürmektedir. Metinde ayrıca, ikramiyelerin sosyal yardıma dönüştürülme çabaları “Oyalayıcı Vaat Planı” olarak nitelendirilmekte ve bu vaatlerin yalnızca seçim odaklı stratejiler olduğu iddia edilmektedir. Sonuç olarak kaynak, yıllarca çalışan vatandaşların hak ettiği değeri görmediği ve ekonomik yükün haksız yere emekli kesime yüklendiği bir tablo çizmektedir.
Bu ülkede emekli olmak neredeyse cezaya dönüşmüş durumda.
Kırk yıl çalışacaksın.
Alnın terleyecek, belin bükülecek, gözünün feri sönecek…
Sonra bir gün elini eteğini çekeceksin iş hayatından.
Devlet sana “teşekkür ederim” diyecek, bir bayram ikramiyesi verecek.
2018’de bin liraydı bu.
Enflasyon karşısında eridi gitti.
2025’te dört bin lira oldu.
Peki, bu yıl?
Bu yıl OVP bahanesi var.
Orta Vadeli Program.
Üç kelime.
On altı harf.
Milyonlarca emeklinin alın terinin karşılığı bu üç kelimeye sığdırıldı.
AK Parti Grup Başkanı Abdullah Güler dedi ki:
“Bütçe dengeleri açısından OVP kapsamında kaynak üretmede zorlandık.”
Anlamı: Size yine yok.
Şimdi gelelim “kaynak üretme” meselesine.
İktidarın kaynak üretmekte zorlandığı falan yok.
Asıl mesele kaynağın nereye harcanacağı.
Çünkü onların bütçe disiplini anlayışı başka.
Emekliye bin lira artışı çok gören zihniyet, gösterişli kamu harcamalarına ve tartışmalı bütçe kalemlerine gelince aynı hassasiyeti göstermiyor.
Hadi rakamlara bakalım.
Türkiye’de yaklaşık 3 milyon Suriyeli sığınmacı ve farklı ülkelerden yüz binlerce uluslararası sığınmacı bulunuyor.
Bu insanların barınma, sağlık, eğitim ve kamu hizmetlerinden yararlanmasının elbette bir maliyeti var.
Sağlık ve eğitim hizmetleri üzerinden oluşan kamu harcamalarının milyarlarca lirayı bulduğu biliniyor.
Şimdi basit bir hesap yapalım.
Türkiye’nin otoyol, köprü ve şehir hastaneleri için verdiği garanti ödemeleri, yılda yaklaşık 160 milyar TL civarında.
Bir emekliye ise yılda iki bayramda toplam 2 bin lira fazla ikramiye verilse, yaklaşık 16 milyon emekli için yıllık maliyet 32 milyar lira eder.
Ama “OVP” var, öyle mi?
Sonra çıkıp “bölgesel savaş riski, petrol fiyatları, doğalgaz fiyatları” deniyor.
Doğru, riskler var.

Ama bütçe tartışması yapılırken kamu harcamalarının tamamına bakmak gerekir.
Cumhurbaşkanlığı yerleşkesinin maliyeti yıllardır kamuoyunda tartışılıyor.
Basına yansıyan bazı hesaplara göre, kompleksin günlük giderleri milyonlarca liraya ulaşabiliyor.
Rakamların kesinliği tartışılsa da şu gerçek değişmiyor: Devletin en tepesindeki kurumların harcamaları toplumun dikkatini çekiyor.
Bir günde milyonlarca lira harcayan bir devlet, emekliye birkaç bin liralık ikramiyeyi tartışıyorsa mesele sadece ekonomi değildir.
Yurtdışı yardımlar da benzer bir tartışma konusu.
Türkiye’nin 2024 yılı resmi kalkınma yardımı yaklaşık 7,4 milyar dolar olarak açıklanmış durumda.
Tüm kalemler birlikte hesaplandığında bu rakamın 8–9 milyar dolar seviyesine ulaştığı ifade ediliyor.
Bu paranın önemli bir kısmı insani yardım ve kalkınma desteği olarak farklı ülkelere gidiyor.
Kimse yardıma karşı değil.
Ama kamuoyu şu soruyu sormakta haklı:
Kendi emeklisine bayram ikramiyesini artırmakta zorlanan bir ülke, dış yardımlarda bu kadar cömert olabilir mi?
En dikkat çekici tartışma ise kulislerde konuşulan yeni formül.
Deniyor ki:
“Milletvekili de dört bin lira ikramiye alıyor, büyük iş insanı da. Aynı ikramiyeyi almaları doğru değil. Düşük gelirliye verelim.”
Ne kadar nazik bir yaklaşım değil mi?
Yani mesele emeklinin hakkını vermek değil.
Mesele sistemi değiştirip ikramiyeyi bir tür sosyal yardıma dönüştürmek.
Bugün “ihtiyaç sahibi” denir, yarın kriterler değişir, bir bakmışsınız emekli ikramiyesi diye bir şey kalmamış.
Adına da şimdiden bir başlık bulunmuş:
“Gelir Tamamlayıcı Aile Desteği.”
2027’de uygulanacak deniyor.
Yani bugün yok.
Bütün bunların bir adı var:
Oyalayıcı Vaat Planı.
Ne zamana kadar?
Bir sonraki seçime kadar.
Sandık yaklaştı mı çekmecelerden eski vaatler çıkarılır.
Tozu alınır.
Yeniden paketlenir.
“Emekliye bin lira daha” diye sunulur.
Ama bugün yok.
Bugün OVP var.
OVP dedikleri üç harfli bir kısaltma.
Ama o üç harfin içinde milyonlarca emeklinin alın teri var, kırk yıllık emeği var, hayatının birikimi var.
Bir bayram sabahı bir emekli elini cebine atacak.
O cep yine boş kalacak.
Televizyonda bir bakan konuşacak:
“Bütçe disiplini şart, OVP hedefleri önemli.”
Emekli belki ekonomik terimleri anlamayacak.
Ama anlayacağı bir şey var:
OVP var. Emekliye yok.
Yaz tahtaya bir daha.
Emekli Mehmet amca.
Belki sandıkta lazım olur.