Yazar Arzu Güven, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nün tarihsel kökenlerini hatırlatarak, günün ticari bir kutlamadan ziyade toplumsal bir direniş sembolü olduğunu vurgulamaktadır. Metinde Türkiye’deki kadın cinayetleri, yargıdaki adaletsizlikler ve tarikat yapılarının yarattığı sistematik ihmaller sert bir dille eleştirilmektedir. Bazı siyasi oluşumların ve terör örgütü liderlerinin kadın özgürlüğü söylemlerini samimiyetsiz bulan yazar, bu yapıların kadın istismarı üzerindeki rollerini çeşitli iddialarla ifşa etmektedir. Cumhuriyet kazanımlarına ve Atatürk ilkelerine vurgu yapan anlatı, kadın hakları mücadelesinin bölücü ideolojilerden arındırılması gerektiğini savunmaktadır. Yazar, milli bir bilinçle hareket eden İstiklal Kadınları Hareketi gibi yapıların dayanışmasıyla onurlu bir yaşamın kurulabileceğine inanmaktadır. Sonuç olarak kaynak, kadın hakları arayışını vatanseverlik ve laiklik çerçevesinde yeniden tanımlayan politik bir duruş sergilemektedir.
8 Mart 1857’de “Eşit işe eşit ücret” talebiyle canlarını hiçe sayarak direnen; emek ve hak arama mücadelemizin onuru kadınların anısını saygıyla selamlıyorum. Bugün kutlama değil; savaşa, yoksulluğa, sömürüye, patriyarkal düzene, tacize, tecavüze ve cinayete direniş günüdür. Tarihsel gerçeği hiçe sayarak, 8 Mart 1857 yılında daha iyi çalışma koşullarıyla greve giden 120 kadının barikatlarda hunharca katledildiğinden habersiz, günü sevgiliden “tek taş” hediye zanneden hemcinslerim mücadeleyi değersizleştiriyor.
Kınıyorum!
Bunca Gürültüde Unutulmamalı
Öğretmen Fatma Nur Çelik, “devletin” okulunda öğrencisi tarafından katledildi.
Talihsiz kadın, “Başıma bir şey gelirse intihar demeyin” diye feryat etmişti. İstismarcısıyla zorla evlendiren Fatmanur Çelik’e “devlet” kayıtsız kaldı. Kurana Hizmet Vakfı yöneticisi Ayhan Şengüler’in istismar ettiği annesi Fatmanur ile aynı kaderi paylaşan küçük Hifa İkra, tarikat kuşatması ve sistematik ihmal sonucu hayatını kaybetti.
Aynı şehirde, aynı isimde iki kadın!
Aramızdan eksildi.
Ve önceki gün, boşanma aşamasındaki erkek tarafından çocuğunun okul kapısında öldürülen Semiha Deniz.
2026 yılının başından bugüne kadar 68 kadın erkek şiddetiyle katledildi, onlarcası tecavüze uğradı.
Yurt acılar içinde!

Selefi marşlarıyla hakimiyet tazeleyen siyasal İslam, vakıf tabelaları arkasına saklanıp çocuk yutan düzeni cesaretlendiriyor.
Kravat takana “iyi hal indirimi” uygulayan yargıyı ezberlemiş kadın katillerinin ve tecavüzcülerin, duruşmadan önce takım elbise kiraladığı şehir efsanesi değil.
Kadın cinayetleri politiktir!
İHANETİN TURNUSOLU:
JİN, JİYAN, AZADİ
Diyarbakır Valiliği 2024 yılında bu sloganı yasaklamıştı.
Eskiden olsa bu karara (M.Ö. 1999), Diyarbakır gibi ağırlıklı olarak Kürt nüfusunun yaşadığı bir şehirde, yeraltında açık bir direnişi körükleyeceği endişesiyle karşı çıkardım.
Ve bir adım ilerisi; konuyu kültürel hak ve özgürlükler açısından da tartışmalı bulurdum ama çok uzun yıllardır 8 Mart’ı Taksim’de gözlemleyen bir kadın olarak çok net söyleyebilirim ki:
“Jin, Jiyan, Azadi” sloganı sıradan bir Kürtçe tamlama değil bir turnusol! PKK’nın, kandan beslenen emperyalizmin maşası bölücü bir örgüt olduğu kadar, propagandada başarılı olduğunu unutmayın lütfen.
HDP’nin saç örgüsü akımı da kültürel bir tepki değildi.
Zaten “örgü” Orta Asya geleneği…
Neyse…
Ama böylece bilinsin ki:
Kürt burjuvazisi, diaspora şeytanları, siz kadınların saçının bir teli bile değilsiniz!
Feodalizme Karşı Mücadele Eden Kürt Kadınlarını Selamlayan Bebek Katilinin Seks Köleleri
Kadın kongrelerine: “Benim için kadın özgürlüğü topraktan, kültürden daha önemlidir. Kadınlara özgür bir yaşam yaratmak için uğraşıyorum,” gibi mesajlar yollayan bebek katilinin kadına bakışını anlamak isteyenler, Pervin Buldan’ın kayınbiraderi Nejdet Buldan’ın “PKK’da Kadın Olmak” isimli kitabını alıp, APO’nun Şam’daki zevk yuvası Yoğunlaştırma Evi’ndeki hareminde ilişkiye girmeyi reddeden Kürt kızlarına nasıl işkence ettiğini okusun!
Varlığını “APO’ya” armağan eden Kürt Kadın Hareketi, üzgünüm ama çok salaksınız!
Kitapta, cinsel saldırıyı reddeden bakire kurbanları; yaşça büyük olan örgütteki diğer kadınların “Başkan bizi özgürleştiriyor, O zincirlerimizi kıran bir peygamber” masalıyla avuttuğunu okuyunca büyük resmi göreceksiniz.
Kadın kurbanların itiraflarından anlaşılan o ki “ideolojik kimlik” inşası bu kurguyla kabusa dönmüş!
Nejdet Buldan’ın, örgütten kaçan kadınlarla yaptığı röportajları içeren kitapta, militan kızların ırzına geçen “bağımsızlık” savaşı önderinin (!) beğenmediği kadınları “senin gibi çirkin bir kadınla yatmak işkencedir” diyerek aşağıladığı; dilediği militanlarla grup halinde cinsel ilişkiye girdiğine dair detaylar da yer alıyor.
Daha niceleri!
İstiklal Kadınları Hareketi Taksim’i Sahiplendi
Her yıl olduğu gibi 8 Mart’ta Taksim’deyim.
Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nde Türkiye’nin en önemli direniş meydanını bir avuç mayası bozuk militana bırakacak değilim.
Bu yıl kız kardeşlerimle el ele olacağız.
İsmiyle yakışır “İstiklal Kadınları Hareketi” ile birlikte yürüyeceğim.
Sevinçliyim.
Kadınlar birleşerek dayanışmayı ve mücadelemizi yükseltirsek; sömürüsüz, şiddetsiz, insanca, onurlu bir yaşamı kurabiliriz.
Ve gururla söylüyorum, benim tek liderim: “Dünyada her şey kadının eseridir” farkındalığıyla devrimlerinde kadına yer veren, Türk kadınına 100 yıl önce seçme ve seçilme hakkı tanıyan, ulu önder Mustafa Kemal Atatürk!
Eşsiz ruhunu saygıyla selamlıyorum.
Türkiye’nin yaşayan en büyük faşisti narkoterörist Apo’yu kadın hareketinde “kurtarıcı” görenlere sesleniyorum:
İlkel düşlerinizden uyanın!