Erol Sunat’ın bu köşe yazısı, toplumsal refah ve ekonomik zorluklar arasındaki uçurumu derin bir sitemle ele almaktadır. Yazar, küresel çatışmaların sona ermesi için duyduğu barış özlemini dile getirirken, Türkiye’deki hayat pahalılığı ve düşük maaşlı vatandaşların geçim sıkıntısına odaklanmaktadır. Resmi verilerin kira, gıda ve ulaşım gibi temel giderleri gerçekçi bir şekilde yansıtmadığını savunan yazar, Temmuz ayında açıklanacak enflasyon rakamlarına dair karamsar bir bekleyiş sergilemektedir. Metin boyunca, halkın yaşadığı maddi dar boğaz ile kâğıt üzerindeki iyimser istatistiklerin birbiriyle örtüşmediği vurgulanmaktadır. Sonuç olarak eser, gerçek enflasyonun sadece mevsimlik sebze fiyatlarıyla ölçülemeyeceğini belirterek, emekli ve asgari ücretlinin içinde bulunduğu çaresizliği duygusal bir dille özetlemektedir.
Haziranın ortasını geçtik.
Orta Doğu’da savaşın bittiği açıklandı.
Gerginlik bitti…
Petrol düştü…
Altın yükseldi…
Barış için geri sayım başladı.
Barış olmadan ne sular duruluyor ne ekonomi kendine gelebiliyor ne de insanların yüzü gülüyor.
Onun için barış bambaşka bir şey…
Olması gerekenlerin en önde olanı, lakin hep önü kesileni, göz ardı edileni…
Barış olmadan açamayan umut çiçeklerine sürekli engel olanlara, engel çıkaranlara, engel olmak için fırsat kollayanlara ve onlara “dur” demeyenlere, diyemeyenlere yazıklar olsun…
Dünyamız ve savaşın sürdüğü coğrafyalarda “bitsin şu savaş” diye dua eden insanlar yaşadıkları o zulmü, vahşeti, işkenceyi ve zalimliği hak etmiyor.
Barışa açılan kapılarda, barış için geri sayımların başlaması ve başlatılması için geç kalmadık mı?
Temennim odur ki; Doğu Türkistan gibi, Orta Doğu gibi, Ukrayna gibi, Afrika ülkeleri gibi savaş rüzgârlarının eksik olmadığı ülkelere ve bölgelere barış gelsin, esaret bitsin artık…
***
Temmuz ayına pek bir şey kalmadı.
Haziran ortasıyla beraber temmuz ayına doğru geri sayım başladı.
Geri sayım başlamasına başladı amma, en düşük gelirli vatandaşların maaşlarının yüzde 77’sinin yalnızca kira, gıda ve ulaşım harcamalarına gittiğinin açıklanması ise trajikomik ve hakikatlerle örtüşmeyen bir açıklama olarak karşılandı.
Nasıl karşılanmasın ki…
En düşük gelirli insanımızın, aldığı maaşın bir kira etmediğini, kiraya bile yetmediğini, gıda ve ulaşım gibi masrafların bu rakamın dışında kaldığını anlamak istemeyen bir açıklama…
Deniyor ki, senin aldığın para barınmaya da gıdaya da ulaşıma da yetip artıyor.
Daha harcayamadığın yüzde 33 var…!
Açıklama diyor ki, “ye, iç, keyfine bak, hayatını yaşa, otur evinde paşa paşa…!”
Bu açıklama… Ev kiraları kaç lira bilmiyor…
Gıdayı; fiyatı düşmeye başlayan salatalık, biber gibi sebzelerden ibaret sanıyor, hatta sanmıyor sayıyor.
Emeklinin maaşı, asgari ücretlinin maaşı belli…
İnsanlar bir çıkış yolu bulamadıklarından oynuyor terelelli…
Ev kirasının kaç lira olduğundan haberi olmayan, ayakları yere basmayan, hangi yüzdeleri ve rakamları anlattığından habersiz açıklamalar haziran ayının makus talihi gibi…
***
Kiraların ve kira artışlarının, adına barınma dediğimiz ülkenin en ciddi konularının başında gelen açmazın hâlâ anlaşılamaz oluşu, açıklamalara yansıması; açıklanacak son verinin bu gerçekleri yine görmeden, oldukça uzaklardan geçip gideceğinin sinyallerini veriyor.
Biz neye tutulduk acaba?
Kum fırtınasına mı?
Bizim yaşadıklarımız ne güneş tutulmasına benziyor ne ay tutulmasına…
“Ay karanlık, zindan…” diye başlayan o şarkıya benziyor bazen…
Bazen de güneşin yokluğu, ortaya çıkmaması, kasvetli, karamsar bir hâle büründürüyor kalbimizi; moralimiz bozuluyor.
İçimize kapanıyoruz.
Gözlerimiz dalıp gidiyor.
Geri sayım; düşük tutula tutula maaş tutulmasına, zam tutulmasına, rakam tutulmasına dönüşen son verilerin ve zam bekleyenlerin ortak perişanlığının adı gibi adeta…
Gözler 3 Temmuz 2026 Cuma gününde…
Gözler son veride…
Kim ne maaş alacak, son veriyle netleşecek…
“Gün sekebilir, 6 Temmuz’a sarkabilir” diye açıklamalar da yok değil.
Sarkar, sarkmaz bilemiyoruz, ancak son verinin açıklanma tarihi en erken 3 Temmuz…
***

Açıklamalara göre en düşük maaş alanımızın barınma derdi, gıda derdi, ulaşım derdi kalmadığı ortaya konmuş, geriye de bir dünya parası pulu kalmış…!
Ne mi diyor geri sayım?
Ben her şeyin farkındayım…
“Söyleyemem derdimi kimseye…” diye başlayan o içli şarkı gibi, o garip de…
Geri sayım içli, şarkı içli, biz kendimizi bildik bileli içliyiz zaten…
“Bir of çeksem karşıki dağlar yıkılır…” demişiz.
Dağlar yerli yerinde, biz yıkılmışız of çeke çeke…
“Say” demişler geriye doğru…
Saymaya başladı geri sayım…
Bu arada tahminler, rakamlar, müjdeler, balonlar havai fişek gibi her taraftalar.
Ne olur son veri?
Ya “sıfır virgül” diye başlar…
Ya da “bir virgül bilmem kaç” olur…
Üç olmaz, beş olmaz yani…
Olsa da kurtarmaz yüzde on, yüzde on beş, yüzde yirmi zevahiri…
***
Geri sayım başladı demiştik…
Hatırlarsanız enflasyonda düşüşle başlamıştı haziran ayına…
Enflasyon düştü…!
Bize bir hâller oldu…
Düştüğümüz yerden yine kalkamadık…
Hatta belimizi doğrultamadık…
Bu arada çarşı pazarda bazı ürünlerde düşüşler yaşanmaya başladı.
Bu düşüşler sebze ve meyvede…
Kirada değil…
Ulaşımda değil…
Gıdanın odağında yer alan ürünlerde değil…
Haziran sonuna kadar bu düşüşler yaşandığında ne mi olacak?
Son veri gitmezse sondan bir evvelkinden geri.
Bilmem artık, teselli gibi bir şey mi olur.
Ne eder, neye yeter?
***
Sevgili geri sayım…!
Enflasyon domates, biber, patlıcandan, dahası salatalıktan ibaret değil.
Kırmızı eti, beyaz eti, süt ürünlerini, beyaz peyniri de görmeli diye düşünüyoruz.
Geriye doğru baktığımızda hep biz düşünüyoruz.
Rakamların ve verilerin gözü ucuzlayan salatalık gibi sebzelerde…
On liraya düştü, yirmi liraya düştü, o hâlde enflasyon yine düştü.
Geri sayım, gerileyen rakamların da habercisi gibi neredeyse…
Müjde mi çekecek?
“Müjde budur” mu diyecek?
Yoksa Nasreddin Hoca misali, “köftehorlar buldunuz müjdeyi bana müjde mi aratıyorsunuz” diyecek bilemiyoruz.
***
Haziran’dan sonrası Temmuz…
Şöyle bir bardak su olsa, yarıya kadar da buz…
Ay güzel, veri güzel, rakam güzel gelse…
Yine “gönlümüzden geçen bu değildi” denmese…