Erol Sunat
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Yumurtanın Sarısı Oldu Yılın Yarısı

Yumurtanın Sarısı Oldu Yılın Yarısı

featured

Erol Sunat tarafından kaleme alınan bu metin, 2026 yılının ilk yarısında toplumun hissettiği derin ekonomik sıkıntıları ve hayal kırıklıklarını duygusal bir dille ele almaktadır. Yazar, enflasyonun yıkıcı etkilerini ve hayat pahalılığını merkeze alarak, verilen vaatlerin gerçekleşmemesiyle mülkiyet ve geçim derdinin nasıl bir umutsuzluğa dönüştüğünü anlatmaktadır. Zamanın hızla akıp gitmesine rağmen fakirlik ve yoksulluk döngüsünün kırılamadığı, bireylerin manevi ve maddi bir tükenmişlik içinde olduğu vurgulanmaktadır. Metinde, kişisel mutlulukların gölgesinde kalan toplumsal kederler ve ekonomik belirsizliklerin yarattığı ağır yükler çarpıcı benzetmelerle ifade edilmektedir. Sonuç olarak bu kaynak, halkın geçim mücadelesini ve geleceğe dair sönen beklentilerini hüzünlü bir muhasebe eşliğinde sunmaktadır.

 

Bu ay önceki aydan, önceki ay bir öncekinden, bir önceki ondan öncekinden iyi gelmedi.

Ay dediğiniz otuz uzun gün.

Yine çok şey sığdı geçtiğimiz aylara…

Sevdiklerimizden bazılarını aldı gitti geçen aylar.

Kimi için ayrılık rüzgarları esti…

Kimi için hayatının karşılaşmasıydı

Kimi için umut çiçekleri açtı.

Kimi için umuda açtığı yelkenlerle gidecek hem çok yolu hem de bayağı bir zamanı vardı…

Kimi baba oldu…

Kimi anne…

Teyze olanlar, hala olanlar, dayı, amca olanlar vardı…

Dede olanlar, anneanne ve babaanne olanlar da vardı.

Kızım “baba” dedi…

Oğlum “anne” dedi diye havalara uçanlar oldu…

Vaat yağmurlarıyla başlamıştık yeni yılın ilk aylarına…

İşsizlik bitecek, dertler dinecek, her şey çok güzel olacak diye geldi geçti ocak, ardından şubat, sonra mart, sonra nisan, sonra mayıs…

Fakir fukaranın, garip gurabanın yüzü gülecekti, bayramlar geldi geçti.

“Bir gün olsun gülmedi talih benim yüzüme…” diye başlayan o şarkı misali…

Talih değil gülmek, hiçbirimize gülümsemedi…

Yumurtanın sarısı oldu yılın yarısı…

Bundan sonra ne olur, başımıza darısı…

2026 yılının ayları birer birer geçmeye başladı.

Aylar güle oynaya geçmiyor.

Güllük gülistanlık bir hava da yok…

“Karadeniz’de gemilerin mi battı?” derler ya hani…

Orhan Baba gibi, “Batsın bu dünya…” desek bize yazık…

Hem niye batsın ki dünya?

“Battı balık yan gider…” diyecek halimiz de yok…

Açmaz çok, çıkmaz sokak da…

Beş ay bitti.

Bahar mevsimi eyvallah bile demeden gitti…

Ne günümüz ne gözümüz aydın olmadı.

Yüzümüz gülmedi…

“Karadır bu bahtım kara…” dedik durduk…

Enflasyon bize en olmadık, “Ali Cengiz” oyunları oynadı…

Köşe kapmaca dedi, saklambaç dedi, yağ satarım bal satarım dedi…

Çırak çıktık cümle oyunda…

Kimi yerde horon tepti, kimi yerde çiftetelli oynadı…

Sonra halayı pek sevdi…

Halay başı oldu, aldı eline mendili…

Halay çekmekten ne yoruldu ne usandı…

“Düştü” dediler…

O düşmeye kendi dahi inanamadı.

“Düştü” diyorlar, “Demek ki düştüm” dedi geçti.

Ardından da “Neden inanmakta zorlanıyorsunuz?” diye havalara girdi.

Haziran yaz mevsiminin ilk ayı.

Dört gözle bekleyen bekleyene…

En çok da enflasyon

Bizim beklentimiz rakamların gölgesinde…

Yok mu o rakamlardan yüzümüzü güldürecek?

Diyorlar ki, rakam bilecek, rakam söyleyecek…

Rakam kim?

Rakam, ağzı dili söylemez bir garip…

Haziran beklentilerin odağındaki ay…

Enflasyon şu son dokuz on gündür yattı kulağının üstüne.

Maldivler’de tatil yapmış diyorlar…

Altındı, dövizdi, aylık enflasyon rakamı beklentisi neydi?

Yola çıktı 3 Haziran…

Bilen var mı, nedir rakam?

“Dumanlı dumanlı oy bizim eller, oturup ağlasan delidir derler…” demiş ya şair…

Bakarsınız yanılırız…

Hiç beklemiyorduk deriz…

“Hangi dağda kurt öldü” benzeri laflar da sıralayabiliriz.

Şaşıranlarımız…

“Gerçekten mi?”

“Yemin et” diyenler de olur.

“Hiç beklemiyorduk” diyenler de…

Ara zam diye beklenen o formülden…

Seyyanen denen, söz verileli üzerinden çok uzun süreçler geçen bir müjdenin adı ve onlardan bir nişane olabilir misin Haziran?

Farkındaysanız, karşı karşıyayız her şeyle…

Yoklukla…

Fakirlikle…

Yoksullukla…

Fiyatlarla…

Enflasyonla…

O kadar çok şeyle karşı karşıya kaldık ki…

Nasıl anlatsak?

Karşı karşıya kaldığımız meseleleri, açmazları çözülemeyen kördüğümleri, kırılamayan inatları…

Şimdi efendim Bayram geçti.

Haziran “Ben geldim” dedi.

“Ben yılın yarısıyım” dedi.

“Sizden ne haber?” dedi.

“Bahar bitti yaza geldik mesela” dedi…

Haziran, misal mesela dese de mesele çok.

“Çaresiz dertlere düştüm, doktor bana bir çare” diyen o şarkıyı hatırlayan var mı?

Olsa ne, olmasa ne?

Şarkı bahane, türkü bahane…

“Olmaz olsun bana ne” diyor insanlar.

Kafalar karışık…

İşler karışık…

Yollar dolaşık…

“Beni bu havalar mahvetti…” diyen Orhan Veli’ye her geçen gün daha fazla hak veriyoruz.

Çünkü bizi de bu havalar mahvetti…

Yumurtanın sarısı oldu yılın yarısı…

Orta Doğu karışık…

Savaş sahada…

Savaş masada…

Barış masadan düşmüş, ayaklar altında…

Bizim savaşımız geçimle

Enflasyonla

Hayat pahalılığıyla

Kendi kendimize…

Hafakanlar basmış…

Efkâr her yanımızı sarmış…

Gözlerimiz uzaklara dalmış…

Felekle kavgamız bitecek gibi değil.

“Hava serin mevzu derin” demişler ya…

Her gelen yeni ay güle oynaya gelmiyor.

Önceki aylardan biriktirdiği, eklediği dallı budaklı ne kadar dert, sıkıntı, problem varsa cümbür cemaat toplamış geliyor.

Borç harç, kira, taksit, elde avuçta artık ne kaldıysa…

Sonrası imdat…

Sonrası feryat…

“Cep delik cepken delik” diye yazmaktan yorulduk, dile getirmekten de…

Moralimiz sıfır.

Bazılarımızın sıfırın altında…

Geride bıraktığımız mayıs ayı, ondan önceki ay, ondan da öncesi ve ötesi aylar kederlerle, hüzünlerle, acılarla geçti…

Her hüzünde, her kederde, her acıda teselli etmeye çalıştık milletçe birbirimizi…

Ne desem bilemiyorum…

Kelimeler, cümleler, düğümleniyor birçok insan gibi boğazıma…

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Haberiniz ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!