Erol Sunat

Yarın

featured

Erol Sunat’ın bu köşe yazısı, yarının belirsizliğini ve insanoğlunun geleceği öngörme konusundaki dinmek bilmeyen merakını ele almaktadır. Yazar, dünün bir hatıra, bugünün ise hızla tükenen bir emanet olduğunu hatırlatarak, gelecek kaygısının anı yaşamanın önüne geçtiğini savunur. İnsanların falcılar, gökyüzü olayları veya siyasi tahminler aracılığıyla bilinmeyeni kontrol etme çabası, metinde nafile bir uğraş olarak nitelendirilir. Hayatın her an sürprizlere ve değişimlere açık olduğu gerçeği, yarın endişesinin aslında bugünü nasıl darmadağın ettiği üzerinden anlatılır. Sonuç olarak eser, mutlak bilinmezliğin huzurunu kabullenmek yerine ego ve hırsların esiri olan modern insanın trajedisini vurgular. Yarın, ancak gerçek anlamda barış ve sükunet sağlandığında sisli bir muamma olmaktan çıkacaktır.

 

Yarın bilmece… Yarın muamma… Yarın hiç bilinmeyen

Dün yalan… Dün geçmiş… Dün bir ince sızı… Dün hayal kırıklığı… Düne dair içimizde sevgi kırıntıları öylesine az ki…

Ya bugün?

Bugün meselesi karışık

Kafalar dağınık, zihinler bulanık, konjonktür gibi çeldiriciler, bilinmeyenler, görünmez ve bilinmezler kimin yanında, kimin kolunda, kimin karşısında…

Neden, niçin, nasıl gibi cevabı olmayan sorular dahi kördüğüme dönmüş.

Bugün, yarını tahmin etmekle, tahmin edenleri bulmakla, yarını bize anlatacaklarla, yarına dair ipuçlarıyla geçiyor.

Bugünün kadrini kıymetini bilmek gibi… Bugün emanettir gibi… Nimettir gibi… Hediyedir gibi…

Yaklaşımlara pas verenimiz yok.

Bugüne erişenin en büyük merakı yarın ne olacak?

Çünkü cümle hesaplar yarın üstüne

Yarın, çok bilinmeyenli bir denklemin karesi, küpü hatta daha da ötesi mesabesinde.

Yarından ne Merkür’ün haberi var ne Neptün’ün ne Jüpiter’in…

Bir laf ağı örmüş lafları dolaştıranlar, ötelerden berilerden laf taşıyorlar; lakin içinde yarına dair bir iz bulabilmek zor…

Bazen yakın sözler, tesadüfler, isabetler, teğet geçmeler olmuyor değil…

Amma velakin, bu anlatılan o yarın değil…

Yarını bilen, gören, yarınlardan gelen yok ki anlatsın.

***

Yarın ne mi olacak?

İşte bu merak, bu durdurulamaz ve önüne geçilemez his, arattırıyor yarını…

Mesele yarını önceden bilme meselesi olunca da yarın gizemini korumaya devam ediyor.

Yarın endişesi, yarın beklentisi, yarın hayali, yarın çelişkisi, yarın sürprizi diye bir başladınız mı, her bugün darmaduman demektir.

Bu yarın, kahve fallarında çıkmaz, Tarot kartlarında da…

“Fala inanma, falsız kalma” demişler ya hani…

Anı yaşa, mutlu ol, mutlu kal…

Bize yetmiyor…

Huzur huzursuz ediyor nedense, ona buna aldırıyoruz, her lafa takılıyoruz, kafamızın içinde sorular, nedenler ve niçinler at koşturuyor sebepli sebepsiz; rahat ol, olamıyoruz, neden böyleyiz bilemiyoruz…

Yarına çıkıp çıkmama diye bir mevzu var…

Yarına kimin çıkacağı, kimin çıkamayacağı gibi derin sorular, meraktan yanıp tutuşmalar bugünün konusu.

Gün uzun.

Rahmetli Süleyman Demirel’in dediği gibi, “Siyasette 24 saat çok uzun bir süredir…” bu süre, siyaset haricinde de geçerli bir süre…

O süre zarfında, neler olur, neler biter bilinmez.

Zaten bilinseydi, yarın diye bir endişe taşımazdı insanlar.

***

İster siyasette ister ticarette ister insanların günlük hayatında her an her şey olabilir.

Bugün ve yarın arasındaki yol, köprü ve kapı arasındaki hava değişebilir; yol kapanır, köprüyü sel alır, kapı duvar olur. Ya da eskisinden çok daha fazla güllük gülistanlık olur her şey.

Biz her şeyi koyduk bir kenara, yarının ne getireceğini kâhinlere bıraktık galiba. Kehanetlerle uğraşanlar, yüzdeler vererek neler anlatmıyorlar neler! Gaipten haber verenlerin yarın üzerine, hatta aylar ve yıllar sonrası yarınlara dair anlattıkları insanları dehşete düşürüyor.

Yarınları anlatanlar, yarın üzerine konuşanlar kendilerini öyle bir güncellemişler ki, her biri yarın üzerine uzman olmuş, kehanet yarıştırıyor her biri…

Bırakın şu yarının yakasını… Bırakın onca suçu, taksiri Merkür’ün, Satürn’ün üzerine yıkmayı…

Yarını gizemli ve ürkütücü bir hale getirdiniz de ne oldu?

Yarının bizim ve sizin bilmediğimiz bir rotası var. O rotayı nota diye okuyanlar, her notaya basanlar var. Rota ve nota… Bir de kota var… Yarın meselesi kürsülerden pek güzel gidiyor, kafiyeler de bayağı havalı…

Zaman “goygoy zamanı” olunca, goygoylu yarınlar baş tacı oluveriyor…

Bugün atan tutan, kızan, bağıran, bir bakmışsınız yarın süt dökmüş kedi gibi olmuş. Sus pus bir köşede.

“Ben görmedim, ben duymadım, ben demedim, zaten müdahil değilim, bugüne kadar bir şeylere karıştığım nerelerde görülmüş, kim duymuş?” diyenler de neler söylediklerini unutmuş gibiler.

***

Yarına karşı birçok insan temkinli. Yarına hazırlıklı olma konusunun da ucu açık aslında.

Yarın, onun için oldukça şaşırtıcı ve anlaşılmazdır. Yarına çıkmanın, yarını görmenin bir garantisinin olmadığı gibi mesela…

Aylar ve yıllar sonrasının yarınları üzerine tahmin ve yorumlarda bulunanların yarınların derinliğinden ve sırlarından haberleri yok mu?

Yarın bu… Her an her şey olabilir. Yarın hiç beklenmeyen, hiç tahmin edilemeyen, kestirilemeyen, düşünülemeyen olaylara gebedir.

İnsanların yarın üzerine yapmış olduğu ince ayarlı hesapları o kadar çok şaştı ki

Onca şaşmaya rağmen, insanoğlu yarın hesabı ve tahmini yapmaktan vazgeçti mi?

Bugünün hazırlığını dünden yaptığımız doğrudur. Dün için bugün yarındı.

Eski insanlar, “Yarına çıkmaya senedimiz mi var?” derlerdi.

Doğru derlerdi demesine de bugün, yarına çıkmayı kendince garanti altına almışlar gibi bir havada, neredeyse gözümüzü kapatıp bir bilinmezin içine dalmış gibiyiz ya da dalmak üzereyiz.

“Bugünün işini yarına bırakmam” diyenler ise meselesini bugünden halletmek için basıyor düğmeye… Bir de bakıyor ki neler olmuş neler, uğraştığı her neyse yarına kalmış.

“Yarın elimden kurtulamaz o mesele” diyenler için yarın oldukça uzun bir zaman dilimi

***

İnsanoğlu var olduğundan bu yana yarını hep merak etti, aklını yordu, bazı şeyleri tahmin etti. Hatta çözdü, defalarca test etti. Lakin yarın, olmadık bir bilinmezle çıktı karşısına.

Yarına kafayı takma, bugünün kıymetini bil, huzuru bul, kimseyle tartışma, dövüşme, küs isen barış. Bugün güzel bir gün.

Biz ne mi yaptık?

Taktık yarına…

Dünleri dünlere, bugünleri bugünlere ekledik, kendimizce sağlam bir merdiven yaptık. Çıktık o merdivene; yarını yeryüzünde, gökyüzünde, yıldızlarda, gezegenlerde aradık…

Tevatürler, rivayetler, tahminler, kehanetler Nostradamus’u dahi şaşırttı.

“Merdivenim kırk ayak, kırkına attım dayak” demişiz bir kere. Merdiveni sel götürdü, anlamadık. Yel uçurdu, “olur böyle şeyler” dedik… Deprem toprağa gömdü, “bizim memleket Japonya gibi her daim sallanır” dedik, geçtik.

Merdivenin üzerinde kimler yok kimler?

Mesele yarın meselesi… Yarını görme meselesi. Yarını görmeye ne dürbün yetiyor ne dünyanın en gelişmiş teleskopları…

Ünlü kâhin “Merlin” çıksa gelse yapacağı pek bir şey yok…

***

“Yarın bugünden bilinmez, olmaz öyle şey” diyene hep bir ağızdan “yalancı, sus, konuşma” diyoruz…

Yarın üzerine ahkam kesmemize, fikir yürütmemize, olmuş gibi görünen hayallerimize zarar gelsin istemiyoruz.

Üzerine titrediğimiz ince tension ve hassas mevzuların tamamı yarına ait olunca akan sular duruyor, çıt çıkmıyor; yarın üstüne hayal kuran ya oldukça ketum davranıyor ya da anlatmaktan ne bıkıyor ne de usanıyor.

Yarının kime ne getireceğini kim bilebilir?

Yıldızlardan, gökyüzünden yarına kapılar açanlar, “bizim söylediklerimizin gerçekleşme yüzdesi yarıdan biraz fazla” demekten de kendilerini alamıyorlar.

Yarın, yüzde birin yüzde doksan dokuzdan daha büyük olduğu gerçeğinin ta kendisi.

Yarın bilinmezlerle dolu.

Gerçeğin sahibi, “Ben bildirmedikçe, hiç kimse hiçbir şeyi bilemez, kestiremez, ne dese boşa çıkar” demiyor mu?

Aslında yarın konusu, bir bilinmez sabaha uyanmakla neredeyse aynı…

Uyanmak var, uyanamamak var…

Fani dünyanın her tarafı tuzak, bir O biliyor bize ne yakın ne uzak…

Sırlarla dolu geceler, gece yarıları, güneşin kimin üzerine doğduğu ya da doğmadığı sabahlar, içinde yaşadığımız yalan dünyanın yarınlarından izler taşıyor…

***

En fazla “ben” diyenler, benliğini, egosunu yere göğe sığdıramayanlar merak ettiler yarını.

“Yarın bana lazım” dediler, varsa yoksa kendileriydi hep… Onlara da bulundu yarınlardan bir sebep…

Yarını yalnızca kendisi için isteyenlerin önüne geçemedi kimse. Karşılarında da duramadı…

İnsanlara zerolan hayatlar, hayattan koparılan masumlar dünyanın her tarafındalar.

Yetmedi mi zulüm? Yetmedi mi vahşet? Yetmedi mi işkence? Yetmedi mi kanlı savaşlar?

Huzur gelmedikçe, dünya sükûn bulmadıkça, barışa kavuşmadıkça yarın, bir adım ötesi sisten dumandan görünmez haliyle gelmeye devam ediyor.

Kendini göremeyen, ne yaptığını bilemeyen nasıl görsün yarını, nasıl görsün geleceği?

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Haberiniz ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!