Mayıs ayında TÜFE yüzde 32,61’e çıkarken gıda enflasyonunun aylık bazda hafifçe gerilemesi “iyi haber” olarak sunuldu. Ama aynı tabloda eğitim grubu yıllık yüzde 50,06, konut-enerji grubu yüzde 45,59 ile zirveye tırmandı. Merkez Bankası faizi yüzde 37’de tutarken, memura yansıyan kümülatif zam yüzde 12,40’ta kaldı — kümülatif enflasyonun yüzde 16,61’inin gerisinde. 35 yıllık bir tarım mühendisinin gözünden: Ortalama rakam, gerçek hayatı anlatmıyor; gizliyor. Emeklinin ısınma faturası, gencin eğitim masrafı, çalışanın kira ödemesi farklı bir hızda büyürken, “dezenflasyon başarısı” kimin sofrasında karşılık buluyor?
Saygıdeğer okurlar, geçen hafta market alışverişi yaparken yanımdaki yaşlı teyzenin elindeki fişe baktığını ve dudaklarını ısırdığını gördüm. “Oğlum,” dedi, kasiyere değil bana, sanki sadece düşüncesini paylaşacak birine ihtiyacı varmış gibi, “enflasyon düşüyormuş ama benim fişim hiç düşmüyor.” Bu cümle, 5 Haziran’da TÜİK’in açıkladığı Mayıs ayı enflasyon verilerinin özünü, hiçbir ekonomi raporunun yapamayacağı kadar yalın bir şekilde özetliyordu.
Ben bu köşede genellikle toprağı, tarımı, ormanı yazarım. Ama bu hafta zihnimi bir başka ‘toprak’ işgal etti: Vatandaşın cebindeki paranın alım gücü toprağı. Çünkü enflasyon da, tarım gibi, sonunda sofraya iniyor.
| Yıllık TÜFE
%32,61 |
Çekirdek Enflasyon
%30,44 |
Konut-Enerji Grubu
%45,59 |
Eğitim Grubu
%50,06 |
Rakamların Aynası: Düşüş mü, Yer Değiştirme mi?
Mayıs ayı TÜFE’si aylık yüzde 1,71, yıllık yüzde 32,61 olarak açıklandı. Ekonomistlerin beklentisi yüzde 1,63’tü; gerçekleşen rakam bu beklentinin üzerinde kaldı. Yıllık enflasyon, Ekim 2025’ten bu yana en yüksek seviyeye çıkmış oldu. Bu veri, hükümetin ‘dezenflasyon programı işliyor’ söyleminin biraz gölgede kalmasına neden oldu.
Ama benim merakım her zaman ortalamanın gerisinde yatan dağılımda olur. Tarımda da öyleyim: Ortalama rekolte beni tatmin etmez, hangi bölgenin, hangi ürünün ne kadar üretip kaybettiğini bilmek isterim. Enflasyonda da aynı disiplinle baktım ve gördüm: Sepetin içinde bir yer değiştirme var.
Gıda ve alkolsüz içecekler grubu mayısta aylık bazda yüzde 0,48 geriledi — yani sofra fiyatları bir ay için nefes aldı. Ama bu iyi haber, başka bir kötü haberle dengelendi: Giyim ve ayakkabı grubu aylık yüzde 11,29 gibi inanılmaz bir artış gösterdi ve mayıs ayı enflasyonunun asıl belirleyicisi oldu. Konut, su, elektrik, gaz ve diğer yakıtlar grubunda aylık artış yüzde 2,28, ulaştırmada yüzde 2,03 oldu.
Yıllık tabloya bakınca daha çarpıcı bir manzara çıkıyor: Eğitim grubunda yıllık artış yüzde 50,06, konut-enerji grubunda yüzde 45,59, gıda ve alkolsüz içeceklerde ise yaklaşık yüzde 35 seviyesinde. Yani ‘gıda enflasyonu düştü’ başlığı doğru ama yanıltıcı; düşüş aylık bazda bir nefeslenme, yıllık tabloda gıda hâlâ vatandaşın belini büken kalemlerden biri.
35 Yıllık Bir Gözlemcinin Notu: Enflasyon Eşit Dağılmaz
Ben ziraat mühendisiyim, ekonomist değilim. Ama 35 yıl boyunca köy köy, ilçe ilçe dolaşırken bir şey öğrendim: Ortalama rakamlar, gerçek hayatı anlatmaz; gerçek hayatı gizler.
2019’da Kahramanmaraş’ta bir emekli çiftçiyle, o yılın enflasyon rakamları üzerine sohbet etmiştim. Bana şöyle demişti: ‘Hoca, enflasyon ortalaması benim için bir anlam taşımıyor. Benim enflasyonum kendi sepetimdeki kalemlerden oluşuyor — ilaç param, kira param, ekmek param.’ O sohbeti bugün yeniden hatırlıyorum çünkü 2026 Mayıs verisi, tam da bu farklılaşmayı gösteriyor.
Bir emekli için TÜFE sepeti çoğunlukla gıda, ısınma ve sağlık harcamasından oluşur — yani konut-enerji grubundaki yüzde 45,59’luk yıllık artıştan ve gıdadaki yüzde 35’lik artıştan en ağır şekilde etkilenen kesim. Genç bir aile için ise eğitim masrafları öne çıkar — yıllık yüzde 50,06’lık artışla karşı karşıya. Orta sınıf bir çalışan içinse giyim-ayakkabı kaleminin aylık yüzde 11,29’luk sıçraması cebi doğrudan yakıyor.
| Politika Faizi
%37 |
Memura Yansıyan Zam
%12,40 |
Giyim-Ayakkabı Aylık Artış
%11,29 |
Faiz Yüzde 37’de: Doğru Reçete, Ama Kim İçiyor?
Merkez Bankası’nın politika faizini yüzde 37’de sabit tutması, teknik açıdan savunulabilir bir karar. Orta Doğu kaynaklı jeopolitik belirsizlikler ve enflasyon risklerinin sıcaklığını koruması, bu kararı destekleyen unsurlar. Çekirdek enflasyonun yıllık yüzde 30,44’te seyretmesi de TCMB’nin acele etmeme gerekçesini güçlendiriyor.
Ama burada bir soru sormak istiyorum: Faiz politikası enflasyonu frenlerken, kimin talebini frenliyor? Yüksek faiz, kredi kullanan KOBİ’yi, ev almak isteyen genç çifti, traktör kredisi çeken çiftçiyi vuruyor. Oysa enflasyonun asıl itici gücü — konut-enerji ve eğitimdeki yapısal fiyat artışları — faiz kanalıyla kolayca frenlenebilecek dinamikler değil. Kira artışları, eğitim ücretleri, enerji maliyetleri arz tarafı meseleleri; bunları yalnızca talep kısarak çözmeye çalışmak, faturayı dar gelirliye, genç çifte ve küçük işletmeye kesiyor.
2021’de Konya’da bir kooperatif başkanıyla bu konuyu tartışmıştık. Bana şunu söylemişti: ‘Faiz yükselince ben değil, benim traktör kredisi çeken çiftçim cezalandırılıyor. Bankanın parası zaten pahalıydı, şimdi daha pahalı oluyor; ürettiğim ürünün fiyatı ise hâlâ aracının belirlediği seviyede kalıyor.’ Bu cümle bugün de geçerliliğini koruyor.
Memur ve Emekli İçin Hesap: Kümülatif Zam Yetiyor mu?
Mayıs verisi, emekli ve memur zamları için belirleyici oldu. Ocak 2026’dan bu yana kümülatif enflasyon yüzde 16,61 olarak gerçekleşirken, memura yansıyacak kümülatif zam yüzde 12,40 olarak hesaplandı. Bu rakamlar arasındaki fark, yani enflasyonun maaş artışının önünde koşması, dar gelirlinin alım gücünün yıl içinde adım adım erimesi anlamına geliyor.
Burada şunu sormak gerekiyor: Memur maaş artışı enflasyona endeksli olmasına rağmen, gerçekleşen enflasyon her zaman tahminin üzerinde çıkıyorsa, bu endeksleme mekanizması yapısal olarak emekliyi ve memuru her dönem bir adım geriden takip etmeye mahkum etmiyor mu? Bu, sadece bir hesaplama meselesi değil; bir zamanlama adaletsizliği.
Çözüm Faizde Değil, Arzda: Bir Mühendisin Önerisi
Ben bir ziraat mühendisi olarak şunu biliyorum: Bir ürünün fiyatı düşmesini istiyorsanız, o ürünün arzını artırmanız gerekir; talebi kısmak yalnızca geçici bir rahatlama sağlar. Aynı mantık enflasyonun yapısal kalemleri için de geçerli.
Konut-enerji grubundaki yüzde 45,59’luk artışın arkasında kira piyasasındaki arz darlığı ve enerji girdi maliyetleri var. Eğitimdeki yüzde 50,06’lık artışın arkasında özel eğitim kurumlarının maliyetleri ve kamu eğitim yatırımının yetersizliği var. Bu kalemler faiz politikasıyla değil, arz tarafı reformlarıyla çözülür: Kira piyasasında arzı artıracak konut politikaları, kamu eğitiminin kalitesini yükseltecek yatırımlar, enerjide yerli üretim payını büyütecek adımlar.
Somut Öneriler
- Enflasyon sepetinin gelir gruplarına göre alt endeksleri kamuoyuyla şeffaf paylaşılmalı. Emekli sepeti, genç aile sepeti ve dar gelirli sepeti ayrı ayrı hesaplanıp yayımlanmalı; böylece politika yapıcılar ‘ortalama’ yanılgısına düşmeden hedefli müdahale yapabilir.
- Memur ve emekli zammı geriye dönük değil ileriye dönük öngörüyle hesaplanmalı. Mevcut sistemde maaş artışı geçmiş enflasyonu telafi ediyor, ama gelecek enflasyonu öngöremiyor. Tahmin sapması her zaman aleyhte çıkıyorsa, telafi mekanizması da güçlendirilmeli.
- Konut ve kira piyasasında arz artırıcı politikalar faiz politikasının önüne geçmeli. Kira artışındaki yapısal sorun, parasal sıkılaştırmayla çözülmez; arsa, inşaat ve kiralık konut arzını büyütecek yapısal adımlar gerekiyor.
- Kamu eğitim yatırımı, özel eğitim enflasyonunun frenleyici alternatifi olarak güçlendirilmeli. Eğitimdeki yüzde 50’lik artış, ailelerin özel eğitime yönelmesinin de bir sonucu; kamu eğitiminin kalitesi yükseldiğinde bu baskı azalabilir.
- Faiz politikasının yan etkileri için hedefli destek mekanizmaları kurulmalı. Yüksek faizden en çok etkilenen KOBİ’ler ve tarımsal kredi kullanan çiftçiler için, genel faiz indirimini beklemeden, sektörel ve hedefli faiz desteği sağlanabilir.
Son Söz: Rakam Ortalamadır, Hayat Değildir
Market kasasındaki o teyzenin sözünü tekrar düşünüyorum: ‘Enflasyon düşüyormuş ama benim fişim hiç düşmüyor.’ Bu cümle istatistiksel bir yanılgı değil; istatistiğin gözden kaçırdığı bir gerçek. Ortalama enflasyon yavaşlasa da, emeklinin ısınma faturası, gencin eğitim masrafı, çalışanın kira ödemesi farklı bir hızda büyüyor.
İyimserim çünkü çekirdek enflasyonun yıllık ortalamasında hafif bir gerileme görüyoruz ve TCMB’nin kararlı duruşu zaman içinde meyvesini verebilir. Ama eleştirelim: Dezenflasyon programının başarısı, sadece manşet rakamla değil, vatandaşın gerçek sepetindeki rahatlamayla ölçülmeli.
Ekonomi politikası, toprağı iyi okuyan bir çiftçi gibi davranmalı: Sadece genel hava durumuna değil, her parselin kendi koşullarına bakmalı. Enflasyonla mücadele de böyle bir hassasiyet gerektiriyor — ortalamayı değil, gerçek hayatı hedef alan bir hassasiyet.
